Sen On Yedi Yaşımsın

6,7/10  (488 Oy) · 
929 okunma  · 
636 beğeni  · 
12.929 gösterim
Seni ''canımın içi'' diye sevecek birini kaybettin.
Şimdi hiçbir can nefes olmayacak sana.
Daha çok sevileceğini umarak gittiğin yerde sıkışırsa kalbin, elini kalbine koy. Çünkü o acı benim.
O sıkışmayla sana, bizi bitirme çabalarını ve
hiçe sayışlarını hatırlatmaya geleceğim.
Biliyor musun sevgilim? Seni sevdim.
Bir insan hayatında ne kadar çok ve ne kadar güzel sevebilirse, o kadar sevdim.
Bu da benim yenik zaferim...

Sen benim ilk çaresizliğim,
sen benim ilk yenilgimsin.
  • Baskı Tarihi:
    Şubat 2017
  • Sayfa Sayısı:
    160
  • ISBN:
    9786059609388
  • Yayınevi:
    Olimpos Yayınları
  • Kitabın Türü:
Zehraca 
 30 Eki 2017 · Kitabı yarım bıraktı · 1/10 puan

EDEBİYATTA GARABETÇİLER AKIMI VOL: 3

Efenim hepimiz tedrisatından geçmek zorunda kaldığımız '' Milli Yontma ve Tek tipleştirme Bakanlığı '' nın lisede bize ezberlettiği bilgi sayesinde Beş Hececiler, Yedi Meşaleciler ve Garipçiler gibi akımları biliriz. Bu ezberden esinlenerek isimlendirmesini yaptığım edebiyattaki bu tatsız, tuzsuz, ağdalı dilli yeni akıma '' EDEBİYATTA GARABETÇİLER AKIMI '' adını veriyorum. Varsa aramızda bir gönüllü, bu nurtopu! gibi akımımızın kulağına ezan ile beraber adını okuyuversin bir zahmet.

Geçen hafta ergenliğini henüz atlatamamış kardeşimin hormonlarına yenilip, bir de çok satanlar rafında bulunmasına kanarak bu kitabı eve getirmesine borçluyum bu incelememi. Şu kadarını söyleyeyim; bu kitaba para vereceğinize, o parayı sokakta gezen sahtekar olduğunu bildiğiniz bir dilenciye bile verseniz daha az günaha girmiş olursunuz kanımca. Zira bunun kadar boş ve anlamsız bir şeyi edebiyat diye piyasaya sürmenin vebali ile çok az günah yarışır kanaatindeyim. Düşünsenize bir ağaç olduğunuzu. Nazım'ın da dediği gibi '' Yaşamak Bir Ağaç Gibi Tek ve Hür ve Bir Orman Gibi Kardeşçesine '' deki yaşama sahipsiniz. Hayatın, canlılığın devamının en büyük sigortasısınız. Sonra bir gün gelip sizi kesiyorlar ve hamurunuzdan yaptıkları kağıtlara bu tür garabetler yazıyorlar. Yemin ederim o ağacın dram filmi çekilse imdb'nin ilk 10 puanını alır. Tüm zamanların en iyi dram filmi olur, oscarları tek tek değil kilo ile alır. Zira insanlık tarihinde filmi çekilecek böyle trajedilere çok nadiren rastlanır.

Aslında ülkede yeterince sanat eleştirmeni olmamasının bir sonucu bunlar. Diyeceksiniz ki ülkede var olan hangi şeyi mahkeme korkusu olmadan, ifade özgürlüğü ile eleştirebiliyoruz ki bunu da eleştirebilelim! Haklısınız. Zaten amaç da bu. Eleştirel düşüncenin olmadığı yerde tek tipleşme bir karakter halini alır. Ne dedik adı eğitim bakanlığı olan ama işi tek tipleştirmek olan bakanlığın adına:'' Milli Yontma ve Tek tipleştirme Bakanlığı! '' Ha bana sorarsanız bırakın sanat eleştirmenini ülkede sanat ve hatta kültür bile yok. Çünkü ülkecek bunlar bizim önceliğimiz değil. Biz zannediyoruz ki sanat; o tapınırcasına peşinden koştuğumuz temel ihtiyaçlarımızı! ele geçirdikten sonra uğraşacağımız bir şey. Halbuki olay aslında bunun tam tersi. Gerçek sanata, edebiyata, müziğe, ahlaka, resme, şiire yeterli ilgiyi ve desteği vermeyişimizden kaynaklı bütün yoksulluğumuz. Gerçek sorunu tespit edip bunu çözemediğimizden sebep de yıllardan beri hep aynı sorunların içinde debelenip duruyoruz. Her konuda güdük kalmış şark trajedisi tandanslı iç güdülerimiz edebiyatımızı da es geçmiyor maalesef... Ne kadar duygusallık, ağdalı dil, ağlak ifadeler o kadar beğeni, ne kadar beğeni o kadar baskı potansiyeli zihniyeti ile piyasaya sürülmüş kitapların edebiyatta, dolayısıyla günlük dilimizde, oradan da toplumsal karakterimizde açtığı gedikleri şimdi başlayıp tamir edelim desek, herhalde yaraları sarmamız en az iki üç neslimizi alır. Ülkede her kademede mevcut olan erk sorunu maalesef edebiyatımızda da var. Çoğu kitapçı da bu kodamanların istediği alandan dışarı çıkamadığı için bu tamir işini daha uzun yıllar da yapamayacağız gibi...

Yeni evli facebook duvarlarında " Sen kapanmayan yaramdın. Ve ben bu yaraya ilaç niyetine seni yazdım." ayarında kitap yazmak hiçbirimizin aklına gelmemişti doğrusu! Dahice! ( Bu alıntının bu kitaptan olmadığını belirteyim. Her evlenenin duvarında 1234789 defa görmekten bıktığım için özellikle bunu yazmak istedim. Ama yine aynı yazara ait başka bir kitaptanmış öğrendiğime göre ) Diyeceğim ki kendisi Hüsnü'nün Hüsniye'ye yazdığı mikemmel şiirden feyz alıp bunu yazmış ama Kemal Sunal hayranlığı bir insana bu derece korkunç bir şey yaptırmaz diye düşünüyorum. Merak edenler için söz konusu şiir:

" Suya attım bir taş
Çıkardı bir ses faş faş
Birisi kafama vurunca
Gözümden geliyor yaş

Hüsniye Hüsniye
Beni döndürdün deliye
İstersen sor beni Veliye
Diyecek ki Hüsnü 12'de binecek gemiye"

Bu karşılaştırmayı yapmak istemezdim. Kemal Sunal'a çok ayıp ettim. Şuan bu cümlelerimi bir yerlerden okuyorsan şayet affet abim. Biliyorum ki sen, bu samimi ve zorlama olmayan şiirinle bu garabetlerin yanında bir Özdemir Asaf, Ümit Yaşar Oğuzcan, Turgut Uyar, Mehmet Akif, hatta ve hatta iki gözümün çiçeği Ahmed Arif gibi kalıyorsun. Ama kıyas için bir unsur gerekiyordu. Filmi de sıcağı sıcağına izlemişken iliştiriverdim incelemeye. Tekrar tekrar af diliyorum senden :)


Sosyal Medya çöplüğü yüzünden her gün bir yenisi çıkan bu ve ekürisi olan diğer garabet akımı ürünlerinden bıktım. Her gün profillerinde bu kezbanca sözleri; kocişkoları, kankitişkoları, yavrutişkolorı, kaynanatişkolarının fotoğrafı ve 4789 tane etiket ile 334775 kere paylaşan ve insanda böğrüne pıçak saplama isteği uyandıran, edebiyat, şiir ve okumaya dair bilgileri "facebook zaman tüneli kapağı ve instagram etiketi "nden öteye geçememiş insanlardan da bıktım. Sizin yüzünüzden dert sahibi oldum. Sabahın sekizinde işe gideceğim ama bu saat olmuş şu içimdekileri yeterince dökemedim hissi yüzünden hala uyuyamadım zalımlar. Sadece bu günahınızın vebalinin altından bile kalkamazsınız, bak lütfen bırakın bu işleri. Yurdum insanının temel sorunlarından biri de bu; neyi seviyorsa o konuda yetenekli olduğuna inanma sendromu! Bakın bu hayatta yazmak kadar çok az şey beni mutlu edebilir. Ama o yeteneğe ve olgunluğa sahip olmadığımı düşünmemden uzak duruyorum. Ne demiş bilge: '' İnsan yazmayı seçmez, yazmak insanı seçer. '' Film izlemeyi seviyorsunuz diye başımıza yönetmen kesilip Özcan Deniz olmaya çalışmayın. Şiir seviyorsunuz diye '' sevmek sevmekse eğer, sevmek sevmemektir '' ayarında osur osur ipe diz ayarında cümlelerle başımıza - şair demeye dilim varmıyor - Ahmet Batman kesilmeyin. Bayık bayık, efil efil sir ağda kokmuş cümlelerle Miraç Çağrı olmayıverin. Bırakınız bizden eksik kalsın o muhteşem ötesi sanat anlayışınız!

Bu ülkede her şey ama her şey olabilirsiniz ama asla rezil olmazsınızın bir başka açıdan ispatını görmek isteyenler hariç hiçbir annenin evladına tavsiye etmem. Ne kitabı ne de yazarını.

Let the linç begin :/