“Günün birinde ya çıldıracağız, ya dünyaya hâkim olacağız. Şimdilik bir rakı parası bulmaya çalışalım ve parlak istikbalimizin şerefine birkaç kadeh içelim.”
Roman ilk bakışta estetik ve gençlik üzerine yazılmış gibi görünse de aslında insanın karanlık tarafına dair güçlü bir hikâye anlatıyor. Dorian’ın hiç yaşlanmayan yüzü ile onun yerine yaşlanan portresi arasındaki zıtlık, romanın en çarpıcı yönü. Bu fikir hem özgün hem de insanı rahatsız edecek kadar gerçek.
Kitap boyunca güzellik, haz, ahlak ve vicdan kavramları sürekli sorgulanıyor. Dorian’ın değişimi yavaş yavaş ilerliyor; bir anda kötü biri olmuyor. Bu da karakteri daha inandırıcı kılıyor. Özellikle Lord Henry’nin düşünceleri ve etkisi, romanın felsefi yönünü güçlendiriyor. Onun sözleri yer yer etkileyici, yer yer de insanı sorgulamaya iten türden.
Romanın dili yer yer ağır sayılabilir ama anlatımın estetik yapısı metne ayrı bir değer katıyor. Bazı bölümlerde uzun betimlemeler tempoyu düşürse de genel olarak hikâye merak uyandırıcı. En güçlü tarafı ise verdiği mesaj: Dış görünüşe fazlasıyla önem veren bir toplumda, iç dünyanın çürümesini fark etmeyişimiz.
Ben kitabı çok etkileyici buldum. Sadece bir karakterin hikâyesi değil; insanın arzularıyla, vicdanıyla ve kendi karanlığıyla yüzleşmesinin hikâyesi. Okuduktan sonra insan ister istemez şu soruyu soruyor: Eğer yaptıklarımız yüzümüze yansımasaydı, gerçekten kim olurduk?