·248 syf.····Okunma: 21 Mart 2026 17:29 Pek çok psikolojik kitap okumuşumdur ancak hiçbiri yaşlıların dünyasından bu kadar gerçekçi, çarpıcı gerçekler öğretmemiştir bana. Kitapta okuduğum her bir karakter; hikayesini bilmediğimiz, acılarını paylaşmadığımız insanları anlatıyordu. Herkesin bir derdi var, ama biz hep derdin büyüğünün bizde olduğunu sanıyoruz.
İnsanlar yaşlanınca onları hayatlarımızdan dışlıyoruz, dışlamasak da hayatımıza dahil etmiyoruz onları. Üstelik onların tek istedikleri unutulmamak. Selime Teyze'nin de isteği buydu. Çocuklarının hayatında bir yeri olsun istiyordu, hiç olmazsa bayramlarda özel günlerde onun yanına gelsinler istiyordu.
"Seher'in salaklığını, Erkan'ın pısırıklığını, Meral'in nemrutluğunu, Yıldız'ın bizden kopukluğunu gördükçe kahrımdan ölüyorum."
"Ben, hastayken gelmelerini istiyorum. Hatta hastalanmadan gelmelerini istiyorum. Gelseler zaten hasta olmam. Geçmiş olsuna gitmek adetini kim çıkardıysa... Geçtikten sonra gitmişsin be kıymeti var?"
"Düşünün be annecim, biraz da beni düşünün. Ne olacak sanki. Madem bu kadar çok şey düşünüyorsunuz, onlardan birini eksiltin de annenizi koyun yerine."
Kaçtı, ancak çocuklarını "terketmiş" olma düşüncesine dayanamadı nihayetinde, çocuklarına döndü.
Meltem, anne-baba görmeden büyümüş bir kız çocuğu olarak sahiplenilmek istiyordu. Kadersiz diyordu kendine. Ne babası, ne kocası sahiplendi onu.
"Dünyadaki tek kimsesiz kimse olmayı, dünyadaki pek çok kimsesizden sadece biri olmaya tercih ederdim. Kimsesizlik öyle bir duygu ki, kimsenin tatmasını istemem."
"Doğruyu söylemek gerekirse Mehmet, beni hep uzak bir tanıdığın hikâyesini dinliyormuş gibi dinledi. Ona üniversite sınavına yalnız girdiğimi, herkesin bir bekleyeni varken beni kimsenin beklemediğini anlatırken bir gün, 'Sen kaç net yapmıştın peki?' diye sordu."
Kitabın sonunda Meltem için sevindim çünkü derdinden anlayan, onu gören birileriyle karşılaştı.
Umuyorum ki Selime Teyze'nin çocukları ona kızmayıp sahiplenirler onu.
"Altı harfli bir tatlı: Meltem..."