Margaret Atwood ile tanışma kitabım Damızlık Kızın Öyküsü oldu.Ama bununla kalmayacak çünkü devam kitabı olan Ahitler siparişini verdim bile…Kan dondurucu bir distopya ama ‘ne kadar uzakta bir gelecek?’ sorusunu aklıma şimdiden kazıyan bir roman oldu. Kadın sadece üreme için kullanılan bir makine olabilir mi?
Dine dayandırılan bu öğretiler yobaz bir toplumda baskı rejimiyle bile olsa dayatılabilir mi?
İnsan korku ve vahşetle yönetilip şekillenebilir mi?
Bir insanın Abraham Maslow un ihtiyaçlar piramidinin en alt basamağında bir hayat sürmesi ve tek görevinin üremek olması nasıl kabul edilebilir?
Modern toplumda maddi anlamda özgürleşen kadın üremeyi geri plana itip etkili doğum kontrol yöntemleri gelişince dahası kimse çocuk büyütmenin sorumluluğunu almak istemeyince, çevre kirlenince, gen mutasyonları artınca doğum oranları gözle görülür seviyede azalan bir 21. yy toplumunda Gilead Cumhuriyeti adı altında totaliter teokratik bir rejim, keskin sınırlar çizilmiş kastlar ve tek amacı üremek, üretmek ve ürüne sahip çıkmak olan kadınlar…