Puan vermedi·216 syf.····Okunma: 07 Mart 2026 00:00 90’lı yılların İstanbul’unda, küçük bir mahalle olan Hasköy’de geçiyor hikâye. Yazarın ilk kez okuduğum kitabı Mihrap oldu. Bu kitapta, daha önce babasını kaybetmiş o çocuk Mihrap’ın bu kez 30’lu yaşlarına tanıklık ediyoruz.
Kısa süren bir evlilik, ardından gelen boşanma ve yeniden annesiyle kurulan bir hayat… “Hükümet gibi kadın” olan annesiyle birlikte, babasından kalan ve ilk kitaptan da tanıdığımız o küçük tuhafiye dükkânını işletmeye devam ediyorlar.
En sevdiğim şeylerden biri de karakterlerin tanıdık oluşuydu. Aynı mahalle, aynı insanlar, aynı komşular… Sanki yabancı bir hikâye okumuyorum da, bildiğim bir sokakta dolaşıyorum gibi hissettirdi bana.
Mihrap yaşadıklarını öyle bir anlatıyor ki; aslında acı olan şeyler bile insanı ağlatmıyor. Tam tersine, o akılcı ve ince esprilerle her şey trajikomik bir hâl alıyor. Hem iç burkan hem de gülümseten bir anlatım…
Yazarın o akıcı ve esprili dili, her şeyin fazlasıyla dramatize edildiği bir dünyada bana gerçekten nefes aldırdı. Okurken içim hafifledi diyebilirim.
Ayrıca o döneme hem çocuk hem de yetişkin olarak bir şekilde temas etmiş olmak, kitapta geçen pek çok kişi ve durumu bana fazlasıyla tanıdık kıldı. Bu da okurken güçlü bir nostalji hissi yarattı bende; sanki sadece bir hikâye okumadım, kendi geçmişimden sahnelerle karşılaştım.