Öncelikle 18+ bir kitap olduğunu ve psikolojik, fiziksel şiddet ve cinsellik içerdiğini belirtmem gerek. Psikolojik olarak hassas bir bireyseniz dikkat etmenizi öneririm. Oyuncak Müzesi
Polisiye-gizem-aksiyon tarzı kitapları ve filmleri çok severim. Genelde kült eserler tercih ederim ama bazen yeni çıkan kitap veya yazarlara da şans vermeye gayret ediyorum. Bu kitap da onlardan biriydi. Dikkatimi çekmesinin sebebi ise katilin ağzından anlatım yapıldığını vaat etmesiydi. Beklentim katil psikolojisini ve olay örgüsüne katılan karakterlerin iç dünyasını anlayabilmek, eleştirebilmekti. Başlangıcı gizemli ve yer yer edebi olsa da ilerleyen bölümlerde artık boğulmaya ve yorulmaya başladım. Üstelik beklentilerimi de ne yazık ki karşılamadığını söyleyebilirim. Katil narsist bir psikopat izlenimi veriyor ancak biz bunun ne karakterlerle ne de kendisiyle olan bağlantısını anlayamıyoruz.
Olaylar bir kasabada genç kızların canice öldürülmesi etrafında dönüyor. Ana karakterler ile yan karakterler arasındaki örüntü kesinlikle çok karışık ve amaçsızca yazılmış gibi bir izlenim bırakıyor. Kitabın ne anlatmak istediği, amacı, teması, farkındalık yaratmak istediği konu nedir... anlayamıyorsunuz. Böylesine riskli bir olay örgüsünün psikolojik, sosyal, toplumsal gerçeklikler ve teorilerle iyi bir şekilde desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Aksi halde, inandırıcılığı sağlanamıyor. Dahası olay örgüsü içinde bile birçok mantık hatası bulunmakta. Örneğin; katilin yapay zeka ile sesini değiştirdiği söyleniyor ama katil, sözde lüks villalara elini kolunu sallaya sallaya girip cinayet işleyebiliyor. Maske, eldiven vs kullanıp ardında da hiçbir iz bırakmıyor :) Kasabada başkanın ve şerifin kızları dahil olmak üzere birçok kız katlediliyor ama dedektifler ve güvenlik güçleri sinek avlıyor :D DNA deseniz hak getire.... Bir başka örnek; Noa ve babası arasındaki ilişki: annesi kızını sürekli harap ederken sesi çıkmayan, sürekli kaçan bir baba figürü olarak anlatılmış. Sonra Noa küçük bir baygınlık geçirince hemen içli dışlı olabiliyorlar. Bu duygusal geçişler realiteden çok uzak. Mesela, ana karakterimiz Noa, neden anne-babasıyla bu duruma gelmiş, anne-babası ile neden bir hesaplaşma yaşamadılar. Ya da katil Noa'yı kız kardeşini öldürmekle tehdit ediyor. İlk gün Noa korkup kız kardeşini okula göndermiyor. Ama ya sonra? Uğruna hayatını feda ettiği, etmeye hazır olduğu kız kardeşini korumak için ne yapıyor? Sadece sıkışınca veya acı çekince kardeşimi korumak zorundayım, diyor. Diğer yandan, Noa-Sara-Raymond ilişkisinin çarpıklığını hala anlayabilmiş değilim. Muhtemelen ikinci kitapta bahsedilecek ama sanki figüran gibiydiler. Bu hikayede olmalarının sebebi neydi anlayamadım. Ya da Nate adında çocuk, bir anda neden ortadan kayboldu. Bir anda Paul suçlu ilan edildi, Noa'nın ablası ortaya çıktı vs. yazarken bile başıma ağrılar girdi.
Son olarak, cinayet sahnelerini tüylerim ürperdiği için hızlı hızlı atlayarak bazen ise okumadan geçtiğimi söyleyebilirim. Bu tarz sahnelerin tüm detaylarıyla yazılması oldukça rahatsız edici.
Kısacası, bağlamdan ve anlamdan kopuk bir olaylar dizisi diyebilirim. Ne yazık ki beğenemedim ve önermem. Yine de okumak isteyenlere iyi okumalar.