Çoğu uyarlamada Anne sadece çok konuşan ve hayalperest bir kız olarak gösterilir. Ama bu dizide, o bitmek bilmeyen hayal gücünün aslında ağır bir travma sonrası savunma mekanizması olduğunu görüyoruz. Geçmişindeki o karanlık anlar olarak araya girdiğinde, Anne'in neşesinin aslında ne kadar büyük bir hayatta kalma çabası olduğunu anlıyorsunuz. Bu karaktere muazzam bir derinlik katiyor. Anne’in kızıl saçları yüzünden kendini çirkin hissetmesi, kasaba halkının onu yabanci ve tuhaf bularak dışlaması. Bunlar aslında hepimizin hayatının bir döneminde hissettiği buraya ait değilim duygusuna dokunuyor. Onun bu dışlanmışlığı bir güce dönüştürmesini izlemek, izleyiciye gizli bir özgüven aşılıyor. Dizi sadece Anne’in hikayesi değil, aynı zamanda duygularını bastırmış iki yaşlı kardesin yeniden doğuş hikayesi. Özellikle Matthewun o sessiz sevgisi ve Marillanın sert kabuğunun santim santim kırılması, bence dizinin en duygusal damarıydı. Onlar Anne’i kurtardıklarını sanırken aslında Anne onları kurtardı. Dizinin iptal edilmesi tam bir haksızlıktı. Gilbert ile Anne’in o entelektüel çekişmesi, birbirlerini sadece yakışıklı ve güzel oldukları için değil, zihinlerine hayran oldukları için sevmeleri çok kıymetliydi. Finaldeki o mektup sahnesi içimi ısıtsa da, onların üniversite yıllarını ve yetişkinliklerini görememek hep içimde bir ukde olarak kalacak. Bence bu dizi, farklı olmanın bir kusur değil, bir süper güç olduğunu anlatıyor. Estetik çekimleri, doğa manzaraları ve o melankolik ama umut dolu atmosferiyle, insanın ruhunu dinlendiren bir yanı var.