·352 syf.····Okunma: 22 Mart 2026 21:27 1984 /George Orwell
Distopya romanlarının en en temel taşı olarak kabul edilir.
Hikaye ,Avrasya, DoğuAsya ve Okyanusya adlı üç totaliter devletten Okyanusya'da geçer. Okyanusya halkı "Büyük Birader" adı verilen bir kişinin liderliğindeki tek ve totaliter olan bir parti tarafından yönetilmektedir. Evlerin içi, iş yerleri ve sokaklar tele ekran adı verilen cihazlarla sürekli izlenmekte, bu cihazlar hem dışarıya yayın yapmakta hem de sizden ses ve görüntü kaydı almaktadır.
Düşünce polisi adı verilen polisler sürekli peşinizdedir. Yerleşik anlayışa ters düşen düşünceleri dile getirmek, en basitinden günlük tutmak bile suçtur. Parti "geçmişi kontrol eden geleceği de kontrol eder" ilkesiyle günün gereksinimleriyle çelişen tüm gerçek haber ve olayları kayıtlardan siler ya da gerçeği değiştirerek günceller .Böylece gerçeklik denetim altında tutulmuş olur. Halktan Büyük Birader'e ve Parti'ye sorgusuz bağlılık beklenir.
Parti insanlar düşüncelerini sözcüklerle dile getirdiği için, insanların düşünce kapasitesini azaltmak için "Yenisöylem" adında yeni bir dil oluşturarak kelimeleri de azaltmıştır.
Ana karakterimiz Winston Smith ,1984 yılının ,distopik Londra'sında yaşamaktadır. Dış Parti üyesi olup ,Gerçek Bakanlığı'nda gerçekleri değiştirip ,olayları ve tarihi güncel siyasi düşünceyle uyumlu olacak şekilde, yeniden yazmaktadır. Winston'ın gerçeğe olan özleminin sonucu ,gizlice hükümeti isyan etmeye başlar .Günlük tutarak ilk düşünce suçunu işler. Kendisiyle aynı düşüncelere sahip Julia ile yasak bir ilişkiye başlar. Kendileriyle aynı düşüncelere sahip olduğunu zannettikleri İç Parti üyesi O'Brian aslında Parti için ,düşünce suçlularını arayan bir casustur.Winston ve Julia , O'Brian tarafından yakalanır .Her ikisi de aylar süren fiziksel ve psikolojik işkenceye maruz kalırlar.Winston başlangıçta direnir ama sonunda mağlup olur. İşkenceler bitince Winston ve Julia serbest bırakılırlar. Ama artık ikisi arasında hiçbir duygu kalmamıştır. Winston ölmez ama Parti'nin ideolojisi içinde eriyerek "ruhen" yok olur.
Bana biraz kasvetli geldiği için, böyle bir distopik dünyanın gerçekleşme olasılığı beni korkuttuğu için belki de bilemiyorum, kitap biraz elimde süründü. Sanki okumadıkça olaylari engellemiş oluyordum .
Buna rağmen o ortamı çok net yaşattığı için, böyle bir ortamın güncel olarak, Kuzey Kore'de yaşanıyor olması gibi, kitabın güncelliğini hiç yitirmemesi sebebiyle, hem nefret edip hem beğendim. Kitapta "çiftdüşün" diye bir kavram var. Çiftdüşün, aynı anda birbirine tamamen zıt iki düşünceye inanmak ve her ikisinin de doğru olduğunu kabul etmek. Ben de, ondan oldum galiba