·680 syf.··Beğendi
···Okunma: 23 Mart 2026 19:51 Nocticadia
Karanlık, kasvetli ve rahatsız edici derecede merak uyandıran bir hikâyeydi… ama aynı zamanda “biraz daha sabırla yazılsa efsane olurmuş” dedirten bir kitap.
Lilia Vespertine’in annesinin açıklanamayan, korkutucu ölümüyle başlayan hikâye aslında daha ilk sayfalardan okuyucuya şunu hissettiriyor: Bu sadece bir yas hikâyesi değil, içinde çürümüş bir sır var. Lilia’nın annesinin bedeninden çıktığını iddia ettiği siyah solucanlar ise olayın yönünü tamamen değiştiriyor. Kimsenin ona inanmaması, gerçeği tek başına taşımak zorunda kalması karakteri daha en baştan güçlü ve takıntılı bir noktaya yerleştiriyor.
Dracadia Üniversitesi ise başlı başına bir karakter gibi. Issız bir ada, lanetli geçmiş, eski akıl hastaları, gizli deneyler… Yazarın atmosfer kurma gücü gerçekten çok başarılı. Ada, üniversite ve özellikle laboratuvar sahneleri o kadar iyi tasvir edilmiş ki okurken insanın içi daralıyor. Gotik hava yer yer geri planda kalsa da genel olarak dark academia hissiyatı oldukça güçlü verilmiş.
Lilia karakterini sevdim. Yaşadıklarına rağmen pes etmeyen, ne istediğini bilen, inatçı bir yapısı var. Kurban psikolojisine girmemesi ve kendi gerçeğinin peşinden gitmesi hikâyeyi taşıyan en önemli unsurlardan biri. Devryck Bramwell ise tam anlamıyla gri değil, gri ötesi bir karakter. Soğuk, mesafeli, zaman zaman rahatsız edici ama bir o kadar da merak uyandırıcı. Onu tamamen sevmek de mümkün değil, nefret etmek de. Karakter çizgisini bozmadan ilerlemesi ise bence en artı yönlerinden biri.
İkili arasındaki ilişki klasik bir romantizm değil. Daha çok gerilim, güç dengesi ve tehlikeli bir çekim üzerine kurulmuş. Ancak bu noktada şunu söylemeden geçemeyeceğim: Bu kadar zeki ve akademik karakterlerin zaman zaman fiziksel çekime bu kadar hızlı odaklanması bana çok inandırıcı gelmedi. Buna rağmen aralarındaki dinamik genel olarak sürükleyiciydi.
Hikâyenin en güçlü taraflarından biri gizem unsuru. Hastalığın kökeni, adanın geçmişi, veba maskeli yapı ve yapılan deneyler gerçekten ilgi çekici. Özellikle parazit ve hastalık üzerine kurulan detaylar kitabı sıradan bir romantik hikâyeden çıkarıp bilimsel korkuya yaklaştırıyor. Keşke bu kısımlar daha da derinleştirilseydi çünkü yazarın burada kurduğu dünya oldukça özgün.
Ama ne yazık ki kitabın en büyük sorunu final kısmı. Yüzlerce sayfa boyunca sabırla işlenen olayların sonunun bu kadar hızlı bağlanması tatmin duygusunu zedeliyor. Bazı karakterlerin (Mel, Spencer gibi) akıbetlerinin belirsiz kalması, bazı yüzleşmelerin eksik olması ve örgütün yeterince işlenmemesi hikâyede boşluk hissi yaratıyor. Özellikle bu kadar güçlü bir kurguya sahip bir kitap için daha çarpıcı, daha sindirilmiş bir final beklerdim.
Buna rağmen kitap genel anlamda sürükleyici ve akılda kalıcı. Atmosferi, karakterleri ve yarattığı rahatsız edici merak duygusu sayesinde okuru içine çekmeyi başarıyor. Eksikleri olsa da okurken “devam etmeliyim” hissini sürekli diri tutuyor.
Kısacası Nocticadia; gotik atmosferi, karanlık akademi dünyası, gizemli hastalık kurgusu ve gri karakterleriyle dikkat çeken, ancak finalde aceleye gelmiş hissi bırakan bir kitap. Sabırlı okurlar için kesinlikle karşılığını veren ama bittikten sonra “biraz daha derin olabilirdi” dedirten bir okuma deneyimi.