Puan vermedi·559 syf.····Okunma: 18 Mart 2026 00:00 Araftaki Kafkasya adlı eser, Abdullah Temizkan tarafından kaleme alınmış olup Kafkas coğrafyasının tarihsel süreç içerisindeki siyasal, toplumsal ve jeopolitik dönüşümünü çok boyutlu bir perspektif ile ele almaktadır. 1969 senesinde Sivas’ta doğan yazar Abdullah Temizkan, lisans ve yüksek lisans eğitimini Gazi Üniversitesi’nde, doktora eğitimini ise Ankara Üniversitesi’nde tamamlamış; 2006 yılından itibaren de Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü’nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır. Yazarın çalışma alanları ağırlıklı olarak Osmanlı-Rus ilişkileri, Osmanlı-Lehistan ilişkileri ve Kafkasya’dır.
Toplam dört bölüm ve kaynakça ile birlikte 559 sayfadan oluşan eser, Kafkasya meselesinin yalnızca siyasal açıdan değil, medeniyet ve kültür pencerelerinden de bakmak gerektiğini göstermektedir.
Kafkasya, konumu itibariyle Anadolu ile Türkistan, Anadolu ile Deşt-i Kıpçak, Deşt-i Kıpçak ile İran ve Mezopotamya arasında hem bir köprü hem de bir engel görevi yapmıştır. Jeostratejik konumu nedeniyle etrafındaki büyük siyasi teşeküllerin de ilgisini çeken Kafkasya, bir taraftan da farklı kültürlerin düğüm noktası olmuştur. Nitekim bölgede Hristiyan, Müslüman, hatta Pagan ve Şamanist topluluklar, uzun bir süre bir arada varlık göstermiştir. Yani Kafkasya, tarih boyunca Asya ile Avrupa arasında bir geçiş bölgesi olması nedeniyle büyük güçlerin dikkatini çeken stratejik konumdaki bir coğrafya olması sebebiyle bölgeyi sürekli bir biçimde rahatça yerli halkına bırakmamış, bölgeyi daimî olarak rekabet, çatışma ve müdahalelere açık hale getirmiştir. Bundan dolayı da yazar, Kafkasya’yı arada kalmış; yani “arafta” olarak nitelendirmiştir.
Kafkas halklarının direnişi, klasik düzenli orduların karşı karşıya geldiği savaşlardan ziyade, daha çok dağlık coğrafyanın avantajlarını kullanan gerilla tarzı mücadelelerle karakterize edilmiştir. Bu direnişin önemli figürlerinden olan İmam Mansur ve Şeyh Şamil, Kafkas coğrafyasındaki Rus işgaline ciddi bir biçimde ket vurmuş ve bölge halkı için mühim bir direniş sembolü haline gelmiştir. Ancak bu direnişin parçalı yapısı ve kabileler arası farklılıklar, uzun vadede Rusya karşısında kalıcı bir başarı elde edilmesini zorlaştırmıştır.
Eserde özellikle 18 ve 19. yüzyıllarda yoğunlaşan Rus yayılmacılığı, bölgenin kaderini belirleyen önemli bir etken ve hatta dönüm noktası olduğu vurgulanmaktadır. Bununla birlikte Kafkas halklarının etnik çeşitliliğini de ele alan eser, bölgedeki Rus hakimiyeti sürecinde uygulanan sürgün ve zorunlu göç politikalarına da geniş yer vermektedir. Bilhassa Adigeler (Çerkesler) başta olmak üzere birçok Kafkas halkının özellikle de buradaki Türklerin kitlesel bir biçimde yerlerinden edilmesi, yalnızca coğrafi bir değişim değil, aynı zamanda derin bir toplumsal travma olarak vurgulanmaktadır.