Savaş, insanoğlunun icat ettiği en zalimce şey... Dünyanın sözde bu kadar geliştiği bir devirde hâlâ tüm şiddetiyle var olması ise tarifsiz bir ironi.
Kardeşimin Koruyucusu , tam da bu acı gerçeği yüzümüze çarpan; kalbi parça parça eden, göz pınarlarında daima bir damla yaş bırakan, oldukça sarsıcı bir okuma deneyimi.
Hikayenin kalbinde Sora var. Omuzlarına yaşından çok daha büyük bir yük binen, savaşın dehşeti içinde kendi çocukluğunu tamamen bir kenara itip kardeşine kalkan olan küçük bir kız. Onun kardeşini onca yaşanan şeye rağmen koruma içgüdüsü, hayatta kalma çabası ve bu uğurda feda ettikleri insanın içini titretiyor.
Savaşın en çok çocukları vurduğunu, onları bir gecede büyümeye zorladığını Sora'nın attığı her zorlu adımda iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
Kitabın en az savaş kadar yaralayan ve altı çizilmesi gereken bir diğer katmanı ise anne-kız ilişkisi. Ne yaparsa yapsın, ne kadar çabalarsa çabalasın annesi tarafından bir türlü görülmeyen, onaylanmayan bir çocuk olmak... Geleneksel beklentilerin gölgesinde ezilen bu sevgi ve takdir arayışı hem çok tanıdık hem de bir o kadar can yakıcı. En sonunda yaşanan o yüzleşme anı, ne kadar acı verici ve yıpratıcı olsa da hikayenin en gerçek, en sarsıcı dönüm noktalarından birini oluşturuyor.