Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yeryüzünde her insanın ismi başka başka ağızlardan birçok defa söylenirdi elbet. Fakat bunlar çoğu zaman dilden gelen ve kulakta biten seslerden ibaret olarak kalırdı. Ama bazen öyle biri çıkagelir ve öyle bir zikrederdi ki bu ismi, hem söyleyenin, hem de işitenin içini titretirdi. Çünkü bu zikir dilde değil yürekte başlar, kulakta değil yine yürekte biterdi. Dilden azade olup onun getirdiği bütün kirlerden arınır, salt bir kalp sesi olarak ve artık söyleyen ve işiten ayrımı da yapmadan, iki yürekte birden tınlayıp dururdu. Bir insanın ismi anlamına kavuşunca, ruhu da hayalet olmaktan kurtulur, mabedi olan bedenine çekinmeden yerleşir ve aynası olan gözlerde ışıldamaya başlardı. Her insana nasip olmazdı belki bu ama, buna kavuşmak biraz daha yaşamak demekti... Kaybetmekse biraz daha ölmek...
Oysa böyle bir şey olmamalıydı isim denen şey. Kulağa değdiği anda, gözlerden önce insanın ruhu dönüp bakmalıydı. Yeryüzünde aynı isme sahip on binlerce, yüz binlerce insan vardı belki ama aynı seslerden oluşsalar da her isim farklıydı, her isim tekti, biricikti, her isim tek bir ruhla birleşmişti ve bir insan ismini kaybettiğinde ruhunu da kaybetmiş sayılırdı.
"Son olarak altıncı katta, yani en derinde ‘hisler’ vardır. İnsanların çoğu fark edemez ama her lezzet mutlaka ve mutlaka bir hatırayla, maziden gelen bir duyguyla alakalıdır. Lezzetler insanın geçmişidir ve duyguların bir başka lisana tercümesidir..."