Fuat Sevimay

Fuat Sevimay

YazarÇevirmen
8.1/10
225 Kişi
·
672
Okunma
·
16
Beğeni
·
966
Gösterim
Adı:
Fuat Sevimay
Unvan:
Yazar
Doğum:
Zonguldak, 8 Mart 1972
8 Mart 1972’de, Zonguldak’ta doğdu. 1989 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi’nden mezun oldu. Marmara Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nü 1993 yılında bitirdi.

Mezuniyet sonrası aralarında Ekinciler Holding, Koç Holding, Total, Reysaş ve Remaş’ın bulunduğu şirketlerde, satış ve yöneticilik görevleri üstlendi. Halen, Aksa Jeneratör / Anka Makine firmasında satış müdürü olarak çalışmaktadır. Evli, iki çocuk babasıdır. Derneğimiz eski yöneticilerinden Mahir Sevimay ve Şerife Sevimay (Maşlak)’ın oğludur.

Edebiyatla, okumaya yazmaya başladığından beri ilgili olan Sevimay, birkaç yıldır yoğun olarak yazmakta. Mimarlar Odası’nın düzenlediği “2. Mimarlık Öyküleri” yarışmasında, “Aras ile Meriç” isimli öyküsü üçüncülükle ödüllendirildi. Aynı yarışmada “Borç” isimli öyküsü de, yayımlanmaya değer bulundu. Başka öyküleri de edebiyat sitelerinde, bazı kitaplarda yer aldı ve beğeni topladı. “ Aynalı ” ilk romanıdır.

Edebiyatla birlikte, seyahat, spor ve tarihle ilgilenen Sevimay, aynı zamanda amatör boyutta yağlı boya resim de yapıyor. 8 Mart 1972’de, Zonguldak’ta doğdu. 1989 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi’nden mezun oldu. Marmara Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nü 1993 yılında bitirdi.

Mezuniyet sonrası aralarında Ekinciler Holding, Koç Holding, Total, Reysaş ve Remaş’ın bulunduğu şirketlerde, satış ve yöneticilik görevleri üstlendi. Halen, Aksa Jeneratör / Anka Makine firmasında satış müdürü olarak çalışmaktadır. Evli, iki çocuk babasıdır. Derneğimiz eski yöneticilerinden Mahir Sevimay ve Şerife Sevimay (Maşlak)’ın oğludur.

Edebiyatla, okumaya yazmaya başladığından beri ilgili olan Sevimay, birkaç yıldır yoğun olarak yazmakta. Mimarlar Odası’nın düzenlediği “2. Mimarlık Öyküleri” yarışmasında, “Aras ile Meriç” isimli öyküsü üçüncülükle ödüllendirildi. Aynı yarışmada “Borç” isimli öyküsü de, yayımlanmaya değer bulundu. Başka öyküleri de edebiyat sitelerinde, bazı kitaplarda yer aldı ve beğeni topladı. “ Aynalı ” ilk romanıdır.

Edebiyatla birlikte, seyahat, spor ve tarihle ilgilenen Sevimay, aynı zamanda amatör boyutta yağlı boya resim de yapıyor.
Bunun da kalbini dinledim birkaç kez, çok güzel atıyordu amirim. Ezilen karıncaya ağlar. Güzün yağmurda salyangozlar yollara dökülünce toplar, kırılmasınlar diye. Biz bir deli gördüğümüzde gülerdik, komiktir çünkü deliler. Öyle değil mi amirim? Onun ise gözleri dolar, hüzünlenir, ağlamaklı olurdu. Tuhaftı dedim ya.
Doğum tarihi: Göztepe'nin Fenerbahçe'ye dört çektiği sene.
Cinsiyeti: Toplum normlarına göre hayli cins.
Ev adresi: Tepecik ve civarı.
İkamet adresi: İkamet etmiyor, mütemadiyen hareket halinde.
İş adresi: Tespit edilemedi.
Telefon: Kullanmıyor. Makul.
Eğitim: Ortaokuldan tasdikname.
Aylık geliri: Gönlü zengin.
Medeni hali: Nermin'in baskısı altında.
Adı konmamış bir yasaktı içimde büyüttüğüm kelime. Büyüdükçe, sorguladıkça, üstüne toprak atılan bir mezar.
Burası cennetten köşe. Halimden memnunum. Güneş burada başka türlü parlıyor, insanların yüzü başka türlü gülüyor, yağmur başka türlü yağıyor. Önce gürleyerek gelip bir hışımla iniyor, camın ardında bir cam daha oluşturduktan sonra sakinliyor ama sesinden, halinden tavrından saatlerce süreceğini anlıyorsunuz. Bütün derdi, hışmı sadık yari toprağa ulaşana kadar, sonrası sükunet.
653 syf.
·120 günde·Beğendi·Puan vermedi
Demek Ulysses’i okumak istiyorsun sorusuna verilen cevap genelde kolay gelsin oluyor. Zor bir kitap Ulysses edebiyatla hafiften haşır neşir olan herkesin bildiği gibi. Eleştirmenler, okuyucular ya da bloglarında kitabı inceleyenler demiyor sadece bunu. Joyce’un kendisi profesörlerin yüzyıllarca ne demek istediğini tartışacaklarını iddia ediyor olanca ukalalığıyla. Evet, adam çalışmış, yazmış, birçok şey denemiş, bir çok farklı yola girmiş, insanları kızdırmış. Hipster’larla karşılaştıranlar bile var. Evet, akademisyenler hala tartışıyor tıpkı tahmin ettiği gibi. Ve evet, Ulysses, üzerinde binlerce kitap, makale, araştırma vb. yazılan bu kitap, modernizmin bir (belki de en önemli) klasiği olmuş ve birçok otorite tarafından yazılmış en önemli romanlar arasında tanımlanıyor.

Zor bir kitap ve 1996’da Nevzat Erkmen’in yaptığı çevirinin de okumayı kolaylaştırmadığı bir gerçek. Bu yüzden ilk önce kitaba başlamadan önce birkaç ipucu paylaşayım dedim. Daha önce yazdığım ve kitap hakkında bir ön bilgi içeren yazıya ( https://sacmaninbagladiklari.wordpress.com/...zilar-nedir-ulysses/ ) adresinden ulaşabilirsiniz.

İlk önce Ulysses’i neden okumak istediğimizi kendimize sorabiliriz belki. Gerçekten gerekli mi, ya da bir katkısı olacak mı bana Ulysses’i okumanın? Bu soruyu, kitap neden okumalı, ya da klasiklerin bana ne faydası var gibi sorularla karşılaştırabilir ve benzer cevaplar verebiliriz elbette. Ulysses’i okumak isteyen kalabalık da genelde kitabı aşılması gereken bir zirve olarak görür ve bitirdiği gün o tamamlamış/tamamlanmış olma hissini, o tatmini arar. Ne yazık ki o duyguya ulaşamayacaksınız Ulysses bitince. Çünkü yazarımız, o kötü adam James Joyce, kitabın içerisine bağımlılık yapıcı bir madde bırakmış, bitirdikten sonra bölümleri tekrar tekrar okumak istiyor insan. Adeta beşinci bölümdeki “Nilüfer Yiyiciler”in ülkesi gibi ayrılamıyorsunuz bir türlü her şeye vakıf olmak için. Sonra da kitaptan etkilenen diğer eserleri arıyorsunuz doğal olarak. 1900’lerin tamamını etkisine aldığını düşünürsek oldukça kolay bu. Bize en yakın örnek tabii ki Tutunamayanlar . Okudukça okuyorsunuz, Körleşme , Aylak Adam , 2666 …Ve yavaş yavaş değişiyor okuma zevkimiz, aldığımız keyif, ya da kitapla ilgili bildiğimiz hemen her şey.Yani Ulysses’i okumamak belki de hiçbir şey kaybettirmiyor aslında. Ama okuyunca kazandığımız şeylere gerçekten değiyor.

İkna edebildiysem okumaya sıra ikinci soruya geldi Ulysses nasıl okunmalı? Öncelikle faydalı olan birkaç ön okuma sayabiliriz belki; (Bunlar kesinlikle mecburi değil, sadece alınan zevki biraz daha artırmaya yönelik kitaplar)

- Kitapta geçen karakterlerin bir çoğunu içinde barındıran ve James Joyce’un hikayelerini içeren Dublinliler
- Stephen Dedalus’un kitap öncesi yaşamını anlatan ve Joyce’un anlatım diline aşinalık kazandıracak Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi
- Kitabın ismini aldığı ve tamamen paralel olarak işlendiği Odysseia ,
- Shakepeare ile ilgili bir çok gönderme var ama en fazla olan yine de Hamlet ,

Aristo’nun, Shakespeare’in daha bir çok Büyük Britanyalı yazarın kitabı var okuyabileceğiniz, ya da İrlanda tarihi ile haşır neşir olabilirsiniz bolca kitaba başlamadan önce. Ama söylediğim gibi hiçbir şey okumadan da başlayabilirsiniz Ulysses’e ve keyif alacağınız, ilginizi çeken bir şeyler çıkar karşınıza her durumda.

Bir diğer soru da hangi çeviri? İmkân varsa tabii ki orijinal metin, kitabın içine tam olarak girebilmek için. Aşağıdaki linklerde paylaşacağım zaten. Ama ileri düzey İngilizce gerektiren bu cevap bir çok okuyucuya hitap etmeyecek haliyle. Ben bölümleri yazarken üç çevirmenin de tarzına bir parça aşina oldum, o kapsamda düşüncelerimi yazayım, siz değerlendirirsiniz.

Öncelikle Yapı Kredi Yayınlarından çıkan Nevzat Erkmen çevirisi ben dahil bir çok insanı kitaptan soğutmasıyla meşhur. Kitaptan çok bulmaca gibi yanaşmış Ulysses'e Erkmen. Ve kendisi için çözmüş bu bulmacayı, okur oldukça uzakta kalıyor metne. Metnin İngilizcesi ile beraber okuyunca yapmak istediklerini anlayabiliyorsunuz ama. Açıkçası en eksiksiz çeviri kendisinin, ama en zor çeviri de onun.

Norgunk Yayınlarından çıkan Armağan Ekici çevirisi Erkmen'inkine göre oldukça sade, yine bunaltan yerler var ama o kadar çok değil. Joyce'un vermek istediklerini büyük bir oranda vermiş Ekici. Bazı kelime seçimleri - Mr./Bay Allah/tanrı vb. kullanımı- az da olsa bazı yerlerde metinden uzaklaşması ve Nevzat Erkmen gibi yabancı dildeki ibareleri çevirmemesi bana göre zayıf yanları. Ama kitabın orijinaline en çok yaklaşan metin bu bence. Bence bu Ulysses için - Joyce'un ne yapmak istediğini, kelime oyunlarını vb. tam olarak anlatabilmesi açısından- önemli.

Fuat Sevimay çevirisi günümüz okuruna en çok hitap edebilecek çeviri. Ben de birçok yeri ordan okudum. Diğerleri gibi büyük oranda başarılı. Sevimay Joyce'un kelime oyunlarını Nevzat Erkmen'e benzer bir şekilde dilimiz karşılıkları ile değiştirmiş. Dil kullanımı onunki kadar ağır değil üstelik. Bazı yerler oldukça güzel. Ama bazı yerler orijinal metinde verilmek istenenden oldukça uzaklaşıyor. Bazı kısımlarda Joyce farklı bir şey kastetmişken Fuat Sevimay günümüze uydurmak için apayrı bir deyim de kullanabiliyor. Bu da Joyce'un yapmak istediğinden farklı olarak çevirmenin yapmak istediğine götürüyor bizi. Bazı kitaplarda böylesi uygun olabilir ama dil oyunlarıyla bezeli bu kitap içinde hatalı yerler çıkıyor ara sıra. Çok az da olsa bazı eksiklikler ve kitaba göre bile ağır argo kullanımı, bazı isimlerin gereksizce çevrilmesi ve kendi kıllanmalarım (zahir:) bu çevirinin bana göre diğer olumsuz yanları. Diğerlerinin aksine Fuat Sevimay dip notlarla desteklemiş bu kitabı, ama çoğunlukla yabancı dilde yazılan cümleler var ve sözlük kadar kapsamlı değil.

Bir de Ulysses Sözlüğü var tabii Nevzat Erkmen tarafından yazılan. Detaylı bir incelemesini burada ( #70530837 ) yapmıştım. Ulysses’in bir kaynak kitap ile okunması alınan zevki kat ve kat arttıracaktır kanımca. İngilizce bolca var ve paylaşacağım bildiklerimi aşağıda. Ama Türkçe için şu an bir tek Ulysses sözlüğü var (Bir de fazla detaylı olmasa da benim yazdıklarım)

Kitabı okurken bölümleri ayrı ayrı okumakta fayda var. Her bölümü bir gün ile bir hafta içinde okuyabilirsiniz. Aslında bölümü okumadan önce de bölümle ilgili benim yazdığım incelemeleri ya da internette geçen açıklamaları okumak (En azından şemalara bakıp, Odysseia karşılıklarını incelemek) yararlı olabilir bence. Yine de ben bir şeyden etkilenmeden saf bir okuma istiyorum diyenler de çıkabilir elbette. Anlamadığınız ya da kafanıza takılan yerleri not alıp daha sonra Sözlüğe ya da İngilizce kaynaklara bakabilirsiniz her zaman. Ama en azından kitabın ikinci yarısında bölümlerden önce açıklayıcı bir metine bakmanız kuvvetle tavsiye edilir.

Evet, Ulysses neden, nasıl, neyle (ne zaman?) okunur gibi bazı soruları yanıtlamaya çalıştım. Şimdi de kitabı tanıtayım biraz.

3 ana bölüm ile 18 kısımdan (episodes) oluşuyor Ulysses. Kısımların isimleri kitapta yazmıyor anca Joyce’un daha sonra bölümlere ilişkin çıkardığı şemalarda her bölüme Odysseia‘da geçen bir olay/karakterin adı verildiği anlaşılıyor. Daha önce söylediğim gibi paralel bir yapıda işleniyor kitap Odysseia‘ya.

Joyce kitabı 1914 ile 1921 arasında yazıyor ama kitapta sadece 16 Haziran 1904 günü olan olaylar yazılı. O gün kitabın üç ana karakteri olan Stephen Dedalus, Leopold Bloom ve Molly Bloom’un başından geçenler kitabın üç bölümüne karşılık geliyor.

Çoğunluğun bildiğinin aksine kitabın en önemli özelliği bu 18 bölümün hepsinin ayrı bir yazım tekniğiyle yazılması ve farklı bir teme işlenmesi. Bölümün içinde geçenleri Joyce daha önce bahsettiğim şemalardaki teknik, organ, renk ve sanat çerçevesinde şekillendiriyor ve bu kitap boyunca birçok farklı şeyle karşılaşmamızı sağlıyor. O kitabın alamet-i farikası olmuş bilinç akışı tekniği bu tekniklerin sadece bazılarında geçiyor.

Evet, Joyce bilinç akışını ilk kullanan yazarlardan birisi, 1800’lerin sonunda ortaya atılan bu teori yüzyılın başlarında 2-3 yazar tarafından kullanılmışsa da bunu kitlelere ulaştırıp modernizmin araçlarından biri haline getiren Joyce. Ulysses gerçekten de sadece dilin sınırlarını zorlamakla kalmıyor, açtığı ufuklarla bir çok yazara ilham veriyor. Ama biz Ulysses’i sadece bunların ilk uygulaması olduğu için değil, şu an bile Joyce’un eserine yaklaşabilen çok az kitap olduğu için okuyoruz bu baş yapıtı.

Kitabı okumak isteyenlere yardımcı olmak için bölümlerin detaylı açıklamalarını yaptım, aşağıda da linklerini vereceğim Ama kısaca bu 16 Haziran günü (Dublin’de halen Bloomsday olarak kutlanıyor) neler olmuş anlatayım. (İsteyen SPOILER olarak algılayabilir bu paragrafı) Stephen Dedalus odakli ilk üç kısmı sabah uyanma, arkadaşlarla kahvaltı, öğrencilere tarih anlatma, müdürle konuşma ve kumsalda beyin fırtınası olarak özetleyebiliriz. Daha sonra Leopold Bloom’a geçiyoruz 12 kısım boyunca. O da sabah kalkıyor, kasaptan sakatat aldıktan sonra eşine kahvaltı çıkarıyor, Daha sonra uzun bir yürüyüş ve gizli mektup arkadaşı, bir tanıdığın cenazesi, gazetede reklam işleri, yemek, kütüphane (ve Stephen Dedalus odaklı bir Shakespeare tartışması), resmi geçit töreni esnasında Dublin halkının davranışları, Bir barda atıştırma ve müzik ziyafeti, Pub’da beklerken İrlanda milliyetçiliği dersi, akşam sahilde genç kızları izleme, doğum hastanesini ziyaret, gece bir iki bira ve Stephen’ın arkasından geneleve giriş. Son bölüm “Eve Dönüş”te ise Leopold ve Stephen’ın bir arabacı barınağında ve evde konuşmaları ile ayrılışları var. Son kısım ise diğer kahramanımız Molly Bloom’un bilincindeyiz noktalama işaretleri olmadan. 700 sayfalık kitabın özeti bu kadar. Ama bölümlerin incelemesinde de göreceğiniz gibi kitap kesinlikle bu kadar değil.

Kitabın anlatım şekli ile de bir iki şey söyledikten sonra yararlı linklere geçeyim. En başta bilinç akışı var tabii. Bu iki şekilde gösteriyor kendini. İç monolog ve gösterme. İç monolog bildiğiniz bilinçli olarak beyinde kurulan cümleler, göstermelerde ise bu bilinçli bir cümle şeklinde olmayabiliyor, bazen çevrede oluşan bir olayın etkisiyle bir anda farklı bir şeye geçebiliyor bilinç, biz de bağlamaya çalışıyoruz birbirine kelimeleri. Özellikle Bloom’un ürettiği birleşik kelimelerde epeyce karışabiliyor kafamız. Bazı yerlerde de anlatıcı sadece düşüncelerini veriyor ana karakterin iki üç kelimeyle. Metinde anlatıcı ile bilinç akışı genelde iç içe oluyor. Birisinin bitip diğerinin başladığı yeri bulmakta da zorlanabiliyor bazen insan.

Diğer anlatım şekli üçüncü tekil şahıs, yukarıdaki anlatıcı kelimesinden anlayacağınız gibi. Ama bu üçüncü tekil şahıs tam olarak bir tanrı anlatıcı değil. Yani yalnız bir anlatan değil aynı zamanda kitabı düzenleyen kişi. Daha ilk sayfadan kitabın tamamına hakim, girdileriyle bunu da gösteriyor. Herhangi bir zamanda olacak bir olayın ipuçlarını daha önceden verebiliyor bize klasik metin anlayışından farklı olarak. O zaman fark edemesek de olay olunca bir şeyleri seziyoruz. Sadece bu değil, bir karakter gibi metne de müdahale ediyor bazen, oyun oynuyor adeta. Günümüzde bile aykırı bulunan bazı şeyleri yüz yıl önce denemiş Joyce.

Anlatıcının bir diğer özelliği ise anlattığı kişinin durumuna göre değişmesi, hayır bilinç akışı değil, 3. tekil şahıs. Anlatıcımız da bir çocuğu anlatırken o hale girebiliyor ilginç bir şekilde. Bu özellikle kitabın ikinci yarısından sonra bolca tekrarlanıyor. Zaten kitap ikinci yarısından sonra coşuyor aslında. Bunun dışında bölümlerde bolca farklı anlatım usulleri mevcut. Ben en genel olanlarını açıklamaya çalıştım sadece.

Daha önce paylaştığım için bölümlerle ilgili sayfaları buraya tekrar kopyalamıyorum. Onları ve faydalandığım web sayfalarının linklerini bu yazının blogdaki halinden ( https://sacmaninbagladiklari.wordpress.com/...i-okumak-istiyorsun/ ) ulaşabilirsiniz.

Unuttuğum bir şey kaldı mı bilmiyorum, güncellerim artık varsa. Ayrıca isteyenlere takıldığı yerlerde ben de yardımcı olabilirim elimden geldiği kadar. eşekkürler buraya kadar okuduğunuz için. Umarım Ulysses’i de keyifle okursunuz.
663 syf.
·31 günde·Beğendi·10/10
Şuraya bir Finnegan çiziyoruz, durmuş kalbi pıt pıt atmaya başlayan.:)

Sonra mı? Sonra onu tutabilene aşk olsun. Kitabın sonuna kadar peşinden sürüklüyor sizi. Bütün duyularınıza hücum ettiğini düşünün mesela.

Hatta şöyle anlatayım ;
Karma karışık bir rüya görseniz, kimlikleriniz birbirine karışsa..
Yok yok, Adem'in cennetten düşüşü gibi, duvardan düşüp ölseniz ama başınıza dökülen viskiyle tekrar dirilseniz..
Bu daha başlangıç.
Sonra bir yerlerden Ulysses çıksa sahneye aniden, Dante çıksa, Kabala çıksa..
Ama Finnegan, Finnegan olmasa artık, mesela; HCE olsa.

Here Comes Everyone gibi.
Ya da Herkes Cem Eylemiş gibi.
Ya da Humphrey Chimpden Earwicker gibi.
Ya da Humprey Şempanzede Kulağakaçan gibi.

Nasıl istersen öyle ama HCE ana karakter.
Mekan Eirana.
Kişiler;
Finnegan
HCE
ALP
Dük Welligton
Thor
Finn Mac Cool
But ve Taf
Mut ve Cut
Sezar ve Brutus
Dolph ve Kevin
Çekirge ve Karınca
Mookse ve Gripe
Hizmetçi Kate
Kahya Sackerson
Öğretmen
Yargıç
vs......

Bitti mi?
Bitmeeez, Kırım Savaşı var daha.
Nuh Tufanı var.
Ortalıkta dolaşıp her kılığa giren bir sanrı var.
ALP var mesela, felsefeden dilbilime pek çok disiplini temsil ediyor.

Sonra Joyce çıkıyor sahneye, " Kafan karıştı değil mi okur?" diyor, amacına ulaşmanın hazzıyla.

Bir de rüya tabircisi John var, soru cevap onun alanı.
Sonra Şeym var, adi bir tip; cesaretsiz, dürüst olmayan..

Bitti mi?
Bitmeeez! Anna Livia var daha.
Nehir kenarında çamaşır yıkayan kadınlar var.
Gulug var.
Ann var.
Hımbıl var.
Sonra bir meyhanede dört ayrı hikaye dinlemeye koyulduğunuzu düşünün.
Kafanız iyice bulanıyor artık.

Sorular dolaşmaya başlıyor birbirine.
Sabaha karşı görülen rüya nasıl olur?
Gece görülen rüya nasıl olur?
HCE neler yapar ALP için?
Ve kimlerin aşkları mahkeme tutanaklarına dahil olur?

Sorular bitmeden, bir damlanın okyanusa karışmasıyla bitiyor her şey..
Derin mitolojik ve dini kavramların gölgesinde, bir şeyler hep başka bir şeyleri çağrıştırmaya başlıyor ama hiçbir şeyden emin olamıyorsunuz.


Joyce
Müthiş bir türetiş ustası. Akla hayale gelmeyecek, çoğu düğüm gibi çözülemeyen kelime oyunlarıyla, yaklaşık kırk dilin birleşimini oluşturmaya çalışan enteresan bir zeka.

Kurguya takıldınız mı yandınız. Çırpınırsanız dibe çekilmeniz an meselesi. Kendinizi ona bırakırsanız yüzmenin hazzına varabilirsiniz ancak.

Adem'den Havva'dan Nuh' a, sonra Irlanda tarihine, sonra mitolojiye, müziğe vs. o kadar geniş bir yelpaze sizi karşılıyor ki, saçma gibi görünen her cümleyle bir yerlere gönderme yapmanın zevkini yaşıyor Joyce.

Irlanda radyosunun frekansına da rastladım, halk ekmeğe de, Bolu yoluna da..

Bu kitap onun isyanı gibi geliyor bana. Kalıba sığmayisi, kimsenin onu etkilemesine ya da sınırlamasına fırsat vermeyişi gibi..

Tasdik ediyor sizi; " Mişim de mışım ,he kuzum he yavrum.." diyerek. Sen öyle san, demek istiyor aslında.

Tam bitmek üzereyken bir bakıyorsunuz son cümle yarım. Noktalama işaretleri bile olmadan,bitmemiş ama bitivermiş. Joyce 'dan veda busesi gibi. :)

Hasılı kelam, Joyce 'u çözmek hikâye.
Onun dilini yaşamak anlamanın yerini alıyor. Başka şansınız yok çünkü.
O, bu kitabı, siz anlayasınız diye yazmamış. Sadece direncinizi ölçüyor ve alacağınız zevk, katlanma eşiğinizi belirliyor.

Sarsıyor, orası kesin. Bir deprem, ama mahiyeti çok da aşikar değil. Benim ayağım tökezliyor belki, ya da belki sen tepetaklak gidiyorsun. Bu fark birimizi ona yaklaştırıyor..Acaba hangimizi?


Son olarak, Turhan Yıldırım iyi ki okuyalım dedik.:) Bu güzel etkinlik için ikimize de teşekkür ediyorum.



#48592628 Bu eğlenceli serüveni ölümsüz kılmak adına, bu iletiyi de ekleyelim. :)


Keyifli okumalar..:)
663 syf.
Bu kitaba inceleme eklemeyi düşünmüyordum ama sitede bu kitabın hakkettiği değeri görmediğini düşündüğüm için birkaç kelime de olsa düşüncelerimi yazmak istedim. 6 aydır kitaplığımda sırasını bekleyen ve benim de sürekli sarfınazar ettiğim, başlamaya yanaşamadığım kitap. Bilinçakışı tekniğinin mihenk taşı sayılan İngiliz edebiyatçı James Joyce ' nin 17 yılda tamamladığı, çevrilemez denen ve çevrildikten sonra da okunamaz denen kitabını okumayı başarmış bulunuyorum. Eee, çevrilemez, okunamaz denilen eseri okudun da ne anladın diye soracaksınız doğal olarak. Bu kitabı anlamak için bir kere okumak yetmez. Her cümleyi yavaş yavaş, tekrar tekrar okuyup sindirmek, algılamak gerekiyor. :)


Kitap inşaat işçisi Tim Finnegan 'in merdivenlerden düşüp ölmesi ve üzerine dökülen bir içki sayesinde dirilmesiyle başlıyor. Joyce anlaşılması zor kitabında bir roman yazmakla yetinmeyip müzik, ahlak, sanat, hayat, ölüm, tarih, mitoloji, siyaset, edebiyat, din gibi her alana değinmiş. İnsanı, insanlık tarihini en detaya inip anlatmış. Din adı altında her türlü ahlaksızlığı meşrulaştıran, insanları tanrı gibi yargılama hakkını kendinde bulan hadsizleri, sözde dincileri sert bir üslupla eleştirmiş.


Şiirin yaşayan tanrısı Şükrü Erbaş, Ömür Hanımla Güz konuşmaları şiirinde "
Kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok konuşuyorlar ki...Bir söz insanın neresinden doğar dersiniz?
Dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? Düşlerinden
mi yoksa gerçeğinden mi? Ve kaç kapıdan geçip yerini
bulur bir başka insanda? Yerini bulur mu gerçekten? Sözü
yasaklamalı Ömür hanım yasaklamalı...Kimsenin kimseyi
anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne
işe yarıyor ki? Olanağı olsa da insanların yürekleri konuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten
olurdu. " diyor. (Şiiri dinlemek isteyen olursa https://youtu.be/ttuVlr-Wg5s) Acaba Joyce de kitabı yazarken öyle mi düşünmüş dedim. Kendine ait sözler türetip insanların anlamasını zorlaştırmış ve sözleri öylesine okumalarını değil hissetmelerini istemiş sanki. Bunu düşünmeme biraz da bir okuruyla yaptığı diyalog sebep oldu. Kitap ilk yayımlanmaya başlamadan önce Joyce birkaç kuple paylaşmış. Bunları okuyan okuyucusu " Çok değerli bir şey okuduğumun farkındayım ama itiraf etmeliyim ki anlayamıyorum. " Joyce ise " Çok önemli değil, dinle ve hisset yeter " demiş.
Sanırım o hisse yeteri kadar giremedim ben ilk okumada. Çünkü bu kitabın anlattıkları deryaysa, benim anladığım deryada bir damla, diyebilirim yalnız.


17 bölümden oluşan kitap, sarmal bir döngüyle yazılmış. Yarım bir cümleyle kitaba başlangıç yapılıyor ve kitabın sonunda o yarım cümle tamamlanıyor. Joyce bu kitapta dilbilgisi kurallarını tarumar edip, yeni bir dil, kendini dilini yaratmış gibidir. Kitabı yazarken Türkçe de dahil olmak üzere 40 dilin dağarını birleştirmiş ve eklerle yeni kelimeler türetmiş, edebiyata cavşırı bir soluk getirmiş. Kitabı elimden neredeyse hiç bırakmadığım halde 18 günde ancak bitirebildim. Çünkü hayatımda hiç duymadığım ve büyük ihtimalle hiçbir zaman duymayacağım onlarca kelimenin anlamını araştırmam kitabı bitirme süremi bayağı uzattı.


Çokanlamlı ve türetilmiş kelimeler kitabı anlamayı zorlaştırdığı için çevirmen bir önsöz ve “Finnegan Uyanması’na Kılavuz” başlığıyla 23 sayfalık bir kılavuz hazırlamış. Bunlardan faydalanarak kitabı anlamakta kendinize bir kolaylık sağlayabilirsiniz. Bu kitap Türkiye' de iki farklı çeviriyle okuyucuya sunulmuş. İlk çeviri Finneganın Vahı (Umur Çelikyay çevirisi) ikincisi Finnegan Uyanması ( Fuat Sevimay çevirisi.) Hangisini okumalıyım diye bir ön araştırma yaptım ve Umur Çelikyay' ın orjinal metne daha sadık kaldığını ve ondan okumam gerektiğini anladım. Ama malesef çevirmen cilt cilt kitabı çevirmiş ve şu an sadece ilk cildi yayımlanmış durumda sanırım. O yüzden Fuat Sevimay çevirisi okudum. Çevrilemez denen bir kitap için gerçekten kusursuz bir çeviri olmuş ama çevirmenin serbest çalışma tekniğini uyguladığını yani kitapta okuduğumuz bazı kelimelerin aslında yazara değil, çevirmene ait olabileceğini okuduğum için kitabı Umur Çelikyay çevirisiyle de tekrar okumayı düşünüyorum.
663 syf.
·39 günde·Beğendi·10/10
İnceleme Öncesi Giriş Notu: Bu incelemeyi okumak yerine izlemeyi tercih ediyorum diyenler için:
https://youtu.be/h-GKLRyuGOA

Ön Not: Joyce amca tüm sigortalarımı birer birer attırdığı için biraz sonra zihnimin yanan tellerinden çıkma saçmalamalara maruz kalacaksınız. Ondandır ki, isteyenlere direk incelemeye geçebilirler ya da geçmeyebilirler de geçen de bir geçmeyen de bir hepsibirdenbirbirimizlebirbirimize…

Burasanın asası çok o’Melli, çok mu önemlimimilli melondramik hikayeler. Bilincim altlık yaptı, altılıdan vurdu ve üstüne getirdi yüzsüzyerinyüzdönümlüğünü. Dilimden çıkıyor Sanksritçe, Antrikçe, Afrikaans kelimeler. Birileri de Dabilinliyim ezelinden mezesinden türküsünü çığırıyor ya da çağırıyor Megrelce. Yarış atı gibi mübarek ceymidecoys, marcelinhoproust, kafirundakafka ve müslidirobertomusil. Alo, alooo… Orda mısın çılgınlığınzırvasında ıvır zıvır çerçöple besinlenen gizemlizmli körükörüne körkütükçe körlemesine zihnim. Manşın başında marşla gaza bazan Marshalladalarından toplama top’al ördek yavrucuklarım. Sözlerimizninizsizsizinle buluşsun ya da buluşmasın baybayanbay bungalowlarfamilyası. Atarlanmalımataralanmalı taramalı tüfeği ateşlemeli mi ateşlememeli mi sorunsallı ve sorgusallı varoluşsal sorularla bezenmiş oyunuma hoşgeldiğiniz beşibiryerde gittiniz modernizme postmodernizm katan tutunmaşlarım. Klasiğe ölüm. Babşiş. Finnahi…

Bildiğiniz her şeyi unutun. Daha önce okuduğunuz tüm kitapları unutun, Joyce’un yazdıkları dahil. Bu başka bir şey, bu kitapnevibirşey. Ne demek mi istiyorum hadi başlayalım şu incelemeye.

Bu kitap, Joyce’un bilinçaltının yeryüzüyle buluşmuş hali. Tüm sayfalar, paragraflar, cümleler, kelimeler onun bilinçaltının filtreden azade yansıması şeklinde. Hani gece uyanırsınız bir nedenle ve yeniden uyuduğunuzda bilinçaltınız size türlü oyunlar oynar, uyur halde mi yoksa uyanık halde mi insan bilemez ya işte bu kitap da böyle. Uyurla uyanık halinde, bir filtresiz cümleler karnavalı. Hala bir şey anlamadınız değil mi? Kitabın daha beşinci sayfasından bir alıntıyla olayı örnekleyeyim de neye bulaşacağınızı siz de görün.

“Önce bir şu arması ve soyu'nası adı:Riesengeborglu Vasili Boşlaf. Tepede cariyeli, baş belası, gümüşi, tekemeşesi, yamak, feci, boynuzlu yeşil bir fah'i-şan sorgucu. Ortada yayını germiş okçular, uçuk mor kalanı da.. Hohlayalım çiftine çubuğuna davranan çiftçiye. Hohoho, Bay Finn, başımıza FinnGene mi oldun sen! Gelengününsabahı bakmışız ki ah, asmada üzümsün! Gidengününakşamına bir de bakmışız ki ah, asmada üzümsün! Gidengününakşamına da bir de bakmışız ki ah, sirkeye dönmüşsün! Hahaha, Bay Filan, pirüpak-ı müstehakını bulacaksın gene!”

Gördünüz mü nasıl bir belaya çatacağınızı. Joyce’un iddiası var, okuyanın beynini yakmaya niyetli. Çünkü o da tüm contalarını yakmış, bu kitaba tam on yedi yılını vakfetmiş. Dile kolay tam on yedi yılını ve bu eseri yazdıktan iki yıl sonra ölmüş. Bakmayın kitabın türüne roman dendiğine, bu kitabı kapsayacak edebi tür daha henüz icat edilmediğinden adına roman diyorlar. Bu kitabın türü bilinmeyen ve hiçbir zaman da bilinemeyendir. Bir cisim yaklaşıyor beyninize doğru, çarpılmaya hazır mısın ey okur? Hadi hafiften çarpılalım ne dersiniz?

(ve öylece yol buldu valhalanın dehşet gümbürtüleri, çarpışanarabalar, Stonehenge, sandukalar, Tristram ağacı, çığırtkan ayaktakımı, otomofiller, ayrıldagelaygır, filolar, thurlayan taksiler, 80 günde devrialem, sirkler ve vardiyalar, bazilikiliseler, bizinıskalaslar ve isaleler, ihalelerden indiragandiler, şen şakrak cemiyetler ve Mecklenburg kevaşelerinden para sızdıran cebi bol aynasızlar ve sazdan barakalar ve direk çürüten ihtiyar, fazla mesai karabasanları, anayollar, düzinesi on iki papelde karaküflü tınazlar, Önceemniyet Caddesinde kızaklayan otobüsler ve AmanTerziDuymasın köşesindeki meraklı taze kenar mahalle dilberleri ve çakma Roma'nın yerli kapıcılarının dumanları, saltanatlar ve şamatalar, çöpçüler, yaltakçılar, kubbe tozunu alanlar, tırım tırım çamura bulanmakla kule dikilir sananlar ve tellalların çatapatası, bütün gençler için bir çatı arası ve evsizlere bir ekmek kırıntısı) - Sayfa 6

Bu bir kripto kitap. Joyce, bilinçaltından filtresiz gelen düşünceleriyle gerçekte söylemek istediklerini maskelemiş, kriptolamış ve çift anlama bulamış. Dinler, İrlanda tarihi, diller, yazarlar, kitaplar… Birçok şeye atıfta bulunmuş aslında ama bunları yakalamak samanda toplu iğnenin kopmuş topunu bulmak kadar zor. Anlamaya çalışırsan yaya kalırsın ey okur, boşuna anlamaya uğraşma boğulursun kuzucuk. Bu eser tefsire muhtaç, henüz Türkçe bir tefsiri de yazılmadığından yapacak da bir şey yok, kendimizi biçimin, anlatımın güzelliğine bırakacak ve kayıp gideceğiz Joyce’un uçsuz bucaksız zihninde.

Finnegan Uyanması, bol bol müstehcenlik içerir. Belki Joyce, asıl demek istediklerini müstehcenlikle maskelemek istediğinden ve belki de alayına gider, kırıcı, bozgunluk çıkarıcı, asi mi asi entelektüel bir sokak çocuğu olduğundan dolayı tüm nefretini üstümüze bu yolla kusuyor zatışahanemuteşem Joyce bilinmez. Bilinen odur ki müstehcenliğe hassas bünyelerin bu kitaptan uzak durmalarında fayda var. Ayrıca okuduğu kitapta içerik arayan, mutlaka okuduğunu anlamak isteyen okurlar da bu kitaba bulaşmasınlar; yoksa canınızı acıtır, dilinizi yakar abisi, ablası, karişiim.

Ne diyordu Joyce kitapta:
(şapapalkışapçığlıkattalkışlaşlaphadisemisamimutluşlapçaloynaşapalkışotzortosuruktanteyyareyellenyel)
Sayfa 47

Bu kadar Joyce’a övgü düzdükten sonra biraz da kitabın çevirmeni Fuat Sevimay’a övgülerden bir düzine göndereyim. Bilenler bilir, Ulysses incelemesinde Nevzat Erkmen’i kıyasıya eleştirmiştim; adeta yazarın önüne geçmeye çalıştığı ve kitabın zor dilini daha da zorlaştırdığı için. Aslına bakarsanız Fuat Sevimay’da aynı çeviri yöntemini izlemiş kitap boyunca ve resmen bu eseri Türkçe’de yeniden yazmış. Fakat belki kendinin de yazar olmasının, belki önünde Nevzat Erkmen’in Ulysses çevirisinin olmasının etkisi ve belki de bunların bir karışımıdır bilinmez, ortaya muhteşem bir çeviri işi çıkarmış. Öyle ki çevirmenin dili sayesinde kitap çok bizden bir hale gelmiş. Sanki bu topraklardan çıkmış, sanki kitap Türkçe yazılmış. Hadi bir örnek verelim:

“Ebelek gübelek Çuf abimelekti ve kılhıncı ışıldardı laf-ı güza fışık saçarak. Kafadan noktan! Sen şakrak şarkılar söyleyip de maykılanlardan ve fırsat kollayanlardan koru bizi. Lanettayin bi velveleye ver. Emen.”- Sayfa 224

Ben ki bir kitabı ne kadar seversem seveyim, fazla alıntı yapamayan arızalı bir bünye olarak, yetmişin üzerinde alıntı yapmışım bu okuma yolculuğum boyunca. Öyle bir kitap ki kimi kısımlarda gülmekten, kimi kısımlarda ise alıntı yapmaktan okumaya devam edemiyorsunuz. Aklınızın ucundan geçmeyecek kelime yığınlarını bir araya geldiği, sözlerin kırım kırım kırıldığı, cümlelerin bozulduğu, anlatıma anlatım katıldığı ve yazar ile çevirmen işbirliğiyle mükemmelin de ötesinde, fevkaledenin fevkinin fevkinde bir kitap bu. Kimilerine bu kitabı okumaktan uzak durun dediğime bakmayın, okuyun bu deli adamın delişmen kitabını. Eşi benzeri olmayan bu harikulade eseri okumaktan kendinizi alıkoymayın.

İncelemenin sonlarına gelirken
Liliyar’a da bir teşekkür edeyim. Ulysses’i iki kez üst üste okuyup beynimin bir kısmını yaktıktan sonra, James Joyce edebiyatına James Joyce - Hayatı ve Eserleri ve Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi kitaplarıyla daha sonraki bir zaman diliminde devam etme fikrindeydim. Yani bir saçmalık yapıp bu güzelim kitabı ertelemiştim; artık ben de bir Bahtsız Erteleyenler Kulübünün bir üyesiydim. Neyse ki bu kulüpten istifa etmeme Liliyar’la yaptığımız konuşmamız vesile oldu. “Hadi şu kitaba birlikte başlayalım” diye söyledik ve şu güzelim etkinliği #46060836 başlattık. Kendisine bolca teşekkürlerimi sunuyor ve tüm okurlara lütfen kitapları ertelemeyin diyorum. Unutmayın, kitapların okunmak için bir zamanı yoktur, yalnızca onların sizi okuması için bir zaman vardır. Ondandır ki şu zaman okuyacağım, henüz hazır değilim geyiğine kendinizi maruz bırakmayın ve kitapların sizi okumasına imkana verin.

Neyse el emeği göz nuruyla tek tek yazdığım şu upuzun enfes alıntıları da şuraya bırakayım ve yavaş yavaş çekileyim buralardan.
#47060153
#47429302

Hadi gayret son cümleler...
Zihnimintümzerrelerinenüfuzettincemidecoysnasılhükmettinsenbilinçaltınıntaçsızkralıdabilinprensibilinçakışınıngadrigıymetibilinmeyenfakirfukarayazarı.Hadibensessizcekaçarvaroluşsalkaramsarbeyniminkördehlizlerinden. Finnahifinnahifinnahifinnahifinnahifinnahifinnahifinnahifinnahi...Bakşiş, bapsiş, son nokta.

Son Not: Tamıtamına yetmişdokuzadet alıntıya bakmak isterseniz şu iletinin #48272075 altındaki yorumlara bakmanız yeterli.

En Son Not: Biz cümbür cemaat kitabı okurken çok eğlendik. Bu eğlenceyi ölümsüzleştirdiğimiz anları #48592628 iletisinden okuyabilirsiniz.
73 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Bireyin vicdanı ile toplumsal ananelerin etkileşimini sade bir dille ele alan Stevo, öyküsünde bahsi geçen olgulara yönelik irdelemelerde bulunuyor. Yaşlılık, Erdem, Gençlik ve Toplumsal kabul gibi konuların analizini yaparak birbiriyle ilintili yönlerini açıklıyor ve bu kavramların nasıl birbirine eklemlendiğini de belirtiyor. Bize de bu sade kısa ve güzel öyküyü okumak, okutturmak düşüyor.

Umudumuz baki, göğümüz mavi kalsın.’
663 syf.
·12 günde·Beğendi·Puan vermedi
Hayatimda okudugum en zor kitapti. Yazarin kelime hazinesi cok genis. Cümleler uzun. Anlamak zor. Kelime oyunlari guzel ama cok dikkatli okumak zorunda kaliyorsunuz. Joyse ünlü yazarlarin günlük veya biyografilerinde adi cok gecen bi yazar. Ben de merak ettim. Önce pisman oldum . Keske baslamasaydim dedim . Ara vermek istemedim. Neyle karsilasacagimi bildigim icin okumam daha zor olcakti. Bitirince iyiki okumusum dedim. 17 yilda yazilmis , yazar kime kizdiysa artik kolay anlasilmasin diye büyük bir mücadele vermis.:) Cevirmekte zordur diye bir kanaat varmis ama Fuat Sevimay basariyla cevirmis diye düsünüyorum. Bu tarz kitaplari seviyorsaniz okumanizi tavsiye ederim. Genede bi karistirip fikir edindikten sonra baslamaniz daha iyi olur.
120 syf.
Duygusal Bir Yolculuk Italo Svevo’nun hayattayken kaleme aldığı son romanı daha doğrusu yarım kalan romanı. Romanın başkarakteri 60’lı yaşlarını yaşayan Bay Aghios. Bay Aghios, ailesinden biraz uzaklaşarak yalnız kalmak ve 60 yıllık yaşamını değerlendirmek amacıyla bir tren yolcuğuna çıkıyor. Tren yolculuğu esasında Bay Aghios’un kendi içine yaptığı yolculuğu simgeliyor ve trende karşılaştığı kişiler de bu içsel yolculukta ona eşlik ediyor.

Bay Agios, evlilik yaşamının kendini miskinliğe sürüklediğini ve kendisini körelttiğini düşünüyor. Karısını özleyip özlememek konusunda kararsızlık yaşıyor ve ondan uzaklaştıkça onu daha çok sevdiğine karar veriyor. Karısıyla ilgili düşünceleri yolculuk boyunca devam ediyor. Bir yandan ondan uzaklaştıkça onu daha çok sevdiğini düşünmesine rağmen diğer yandan da karısı yanında olsaydı her şeyin onun için daha kolay olabileceğini düşünüyor. Bunları zihninden geçirirken de tren yolculuğunun tadını çıkarıyor. Yıllar sonra kendini özgür hissediyor. Diğer yolcularla sohbetler ediyor. Onlarla ilgili iç sesiyle değerlendirmeler yapıyor, nezaketen yalanlar söylüyor.

Yolculuk esnasında küçük bir kızla karşılaşıyor. Kız hayatında ilk defa tren yolculuğuna çıkmış olmanın heyecanı içerisinde. Camdan dışarı bakıyor ve neden treni göremediğini soruyor. Kızın sorusu Bay Agios’a çok dokunuyor ve bu durum şu muhteşem cümlelerle ifade ediliyor romanda:

“Sadece Aghios’a dokunaklı geldi bu hal. İnsanın kendisini yolculuğun içinde göremiyor olmasının acısını biliyordu. Trenin o tarlaların arasından yılan gibi süzüldüğünü ve motorunun oflaya puflaya çalıştığını görebilse yolculuktan aldığı keyif bambaşka olurdu. İnsanın manzarayı, kendisini ve treni aynı anda görebilmesi – işte yolculuk diye buna denirdi!”

Bay Aghios yolculuğunun devamında Bacis isimli bir gençle tanışıyor ve hikâye başka bir boyuta taşınıyor. İşin tadını kaçırmamak için romanın bu kısmına girmiyorum. Ama şunu söyleyebilirim Bacis’in hikâyesinin sonunu bende merak ediyorum. Umarım güzel bitmiştir. Ve son olarak keşke bu duygusal yolculuk yarım kalmasaymış diyorum...
67 syf.
Kitabın ön sözünde sosyalizm ve oscar wilde isimlerinin yan yana gelmesi şaşırtıcı olabilir gibi şeyler yazılı ama bence hiç de değil, tam aksine oscar wilde gibi yazılarında da hep şahit olduğumuz üzere 'güzel'e tutkun, estetik duygusu son derece gelişkin birinin sosyalizme inanmasında şaşırtıcı hiçbir taraf yok. Söyledikleri, temelde Marx öncesi ütopik sosyalistlerini andırıyor, -o, her ne kadar ütopik olmadığını söylese de-. Bireyselliğin sosyalizm sayesinde gerçek anlamda açığa çıkacağı gibi ilk bakışta ters gibi gelebilen ama özünde doğru bir noktaya işaret eden ilginç sözler barındırıyor kitap. Düşününce toplum olabilmek için de, sınıf bilinci için de öncelikle birey olmak, kendi gerçekliğinin farkına varmak gerekmiyor mu zaten? Öyle olmadığı için de halk değil sürü oluyoruz çoğu zaman. Bu noktada Valerie solanas'ı hatırlıyorum. Onda da -erkek kadın saçmalıklarını saymazsak- sevgi ve çalışma hayatı üzerine buna benzer değerli pasajlar mevcuttu.

Elbette ki meselenin devrim yapmakla hallolmayacağı ve esas meselenin onu korumak olduğunu, bunun için de o nefret ettiği otorite ve şiddete biraz ihtiyaç olduğunu bilemezdi tabi. Bunlar onun yaşamından sonraki deneyimler. Bkz. Lenin<3 Ki zaten söylediği şeyler esas olarak felsefi açıdan kavranmalı. Estetize edilmiş soylu bir itiraz!

Bazen o kadar güncele ve dar politik yaklaşımlara dalıyoruz ki esas olayı unutuyoruz. Bana göre sosyalizm her şeyden önce insan sevmenin ideolojisidir. Onu en estetik haliyle açığa çıkarmanın mücadelesidir. En temel nokta budur. Yer yer bu kavrayışın hatırlanmasında fayda var. Hele yaşadığımız zaman gibi devrimin gerilediği, gericiliğin hortladığı, ilericilik anlamında yaprak kımıldamadığı zamanlarda başlangıç noktasına dönmekte fayda var: O içteki cevheri canlı tutabilmek için.

Yoksulluk, eşitsizlik, insanın insanı sömürmesi ve bununla birlikte sadece mevcut durumu sürdürmeye yarayan lanetli hayırseverlik gibi şeylere sonsuz bir kin; iyiye ve güzele, insan ruhunun çiçek açacağı o eşitlik ve kardeşlik davasına sonsuz bir inanç. Oscar Wilde'nin bu duygularını ben de paylaşıyorum. Çünkü bu kin ve inanç olmadan hayat son derece anlamsız. Ve mesafeler çok can sıkıcı:/
67 syf.
·Puan vermedi
“Başkaları için yaşama” gerekliliğinden kurtulabilir miyiz? Ve Nasıl?
Tam da böyle başlıyor kitabına Wilde.
Bireyin varoluşuyla, kendini gerçekleştirmesini, özünü keşfetmesini ve kendi yaşamını istediği gibi şekillendirebilme hakkına sahip olduğunu ‘Bireyselcilik’le (Bencilikle farklarını göstererek) açıklamış ve bunun önemine değinmiş.
Bu kitabında yazar;
Sanat ve sanatçının, otoritenin, gazeteciliğin, yoksulluğun, hayırseverliğin, toplumun yeniden inşasıyla ilgilenmeyen Hz. İsa’nın görüşleriyle ve insanların en güzel yaşama hakkına sosyalizmde ulaşabileceklerine dair görüşlerini apaçık bir dille anlatmış.
Ne tür bir dünya düzeninde yaşamanın en uygun olduğunu (ki yazara göre bu sosyalizm) düşünenlere, sorgulayanlara alternatif bir kitap olarak tavsiye ederim.
Seçme ya da tercih yapma şansımız olmadığını düşündüğümden ben yaşamak istediğim dünyayı düşlerimde yaşıyorum(Maalesef)
Kitapla Kalmalı
67 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Sanırım en fazla alıntı paylaştığım kitap oldu dolayısıyla en fazla altını çizdiğim.. Kitap Oscar Wilde'nin sosyalizm, sanat ve insan ile ilgili yoğun düşüncelerini içeriyor. Bence bu kitabı okumadan önce yazar hakkında biraz bilgi sahibi olmalısınız, benim gibi Oscar Wilde aşığı, onun görüşlerini bilen bir insansanız eğer zaten keyif alırsınız ama yazarı tanımadan okursanız bazı fikirleri hoşunuza gitmeyebilir. Ben zaten onun yazdığı her cümleye hayran olduğum için çok beğendim ama sizlerin de beğeneceğinizi düşünüyorum. Keyifli okumalar..

Yazarın biyografisi

Adı:
Fuat Sevimay
Unvan:
Yazar
Doğum:
Zonguldak, 8 Mart 1972
8 Mart 1972’de, Zonguldak’ta doğdu. 1989 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi’nden mezun oldu. Marmara Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nü 1993 yılında bitirdi.

Mezuniyet sonrası aralarında Ekinciler Holding, Koç Holding, Total, Reysaş ve Remaş’ın bulunduğu şirketlerde, satış ve yöneticilik görevleri üstlendi. Halen, Aksa Jeneratör / Anka Makine firmasında satış müdürü olarak çalışmaktadır. Evli, iki çocuk babasıdır. Derneğimiz eski yöneticilerinden Mahir Sevimay ve Şerife Sevimay (Maşlak)’ın oğludur.

Edebiyatla, okumaya yazmaya başladığından beri ilgili olan Sevimay, birkaç yıldır yoğun olarak yazmakta. Mimarlar Odası’nın düzenlediği “2. Mimarlık Öyküleri” yarışmasında, “Aras ile Meriç” isimli öyküsü üçüncülükle ödüllendirildi. Aynı yarışmada “Borç” isimli öyküsü de, yayımlanmaya değer bulundu. Başka öyküleri de edebiyat sitelerinde, bazı kitaplarda yer aldı ve beğeni topladı. “ Aynalı ” ilk romanıdır.

Edebiyatla birlikte, seyahat, spor ve tarihle ilgilenen Sevimay, aynı zamanda amatör boyutta yağlı boya resim de yapıyor. 8 Mart 1972’de, Zonguldak’ta doğdu. 1989 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi’nden mezun oldu. Marmara Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nü 1993 yılında bitirdi.

Mezuniyet sonrası aralarında Ekinciler Holding, Koç Holding, Total, Reysaş ve Remaş’ın bulunduğu şirketlerde, satış ve yöneticilik görevleri üstlendi. Halen, Aksa Jeneratör / Anka Makine firmasında satış müdürü olarak çalışmaktadır. Evli, iki çocuk babasıdır. Derneğimiz eski yöneticilerinden Mahir Sevimay ve Şerife Sevimay (Maşlak)’ın oğludur.

Edebiyatla, okumaya yazmaya başladığından beri ilgili olan Sevimay, birkaç yıldır yoğun olarak yazmakta. Mimarlar Odası’nın düzenlediği “2. Mimarlık Öyküleri” yarışmasında, “Aras ile Meriç” isimli öyküsü üçüncülükle ödüllendirildi. Aynı yarışmada “Borç” isimli öyküsü de, yayımlanmaya değer bulundu. Başka öyküleri de edebiyat sitelerinde, bazı kitaplarda yer aldı ve beğeni topladı. “ Aynalı ” ilk romanıdır.

Edebiyatla birlikte, seyahat, spor ve tarihle ilgilenen Sevimay, aynı zamanda amatör boyutta yağlı boya resim de yapıyor.

Yazar istatistikleri

  • 16 okur beğendi.
  • 672 okur okudu.
  • 25 okur okuyor.
  • 931 okur okuyacak.
  • 10 okur yarım bıraktı.