Fuat Sevimay

Fuat Sevimay

YazarÇevirmen
8.1/10
79 Kişi
·
208
Okunma
·
4
Beğeni
·
465
Gösterim
Adı:
Fuat Sevimay
Unvan:
Yazar
Doğum:
Zonguldak, 8 Mart 1972
8 Mart 1972’de, Zonguldak’ta doğdu. 1989 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi’nden mezun oldu. Marmara Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nü 1993 yılında bitirdi.

Mezuniyet sonrası aralarında Ekinciler Holding, Koç Holding, Total, Reysaş ve Remaş’ın bulunduğu şirketlerde, satış ve yöneticilik görevleri üstlendi. Halen, Aksa Jeneratör / Anka Makine firmasında satış müdürü olarak çalışmaktadır. Evli, iki çocuk babasıdır. Derneğimiz eski yöneticilerinden Mahir Sevimay ve Şerife Sevimay (Maşlak)’ın oğludur.

Edebiyatla, okumaya yazmaya başladığından beri ilgili olan Sevimay, birkaç yıldır yoğun olarak yazmakta. Mimarlar Odası’nın düzenlediği “2. Mimarlık Öyküleri” yarışmasında, “Aras ile Meriç” isimli öyküsü üçüncülükle ödüllendirildi. Aynı yarışmada “Borç” isimli öyküsü de, yayımlanmaya değer bulundu. Başka öyküleri de edebiyat sitelerinde, bazı kitaplarda yer aldı ve beğeni topladı. “ Aynalı ” ilk romanıdır.

Edebiyatla birlikte, seyahat, spor ve tarihle ilgilenen Sevimay, aynı zamanda amatör boyutta yağlı boya resim de yapıyor. 8 Mart 1972’de, Zonguldak’ta doğdu. 1989 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi’nden mezun oldu. Marmara Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nü 1993 yılında bitirdi.

Mezuniyet sonrası aralarında Ekinciler Holding, Koç Holding, Total, Reysaş ve Remaş’ın bulunduğu şirketlerde, satış ve yöneticilik görevleri üstlendi. Halen, Aksa Jeneratör / Anka Makine firmasında satış müdürü olarak çalışmaktadır. Evli, iki çocuk babasıdır. Derneğimiz eski yöneticilerinden Mahir Sevimay ve Şerife Sevimay (Maşlak)’ın oğludur.

Edebiyatla, okumaya yazmaya başladığından beri ilgili olan Sevimay, birkaç yıldır yoğun olarak yazmakta. Mimarlar Odası’nın düzenlediği “2. Mimarlık Öyküleri” yarışmasında, “Aras ile Meriç” isimli öyküsü üçüncülükle ödüllendirildi. Aynı yarışmada “Borç” isimli öyküsü de, yayımlanmaya değer bulundu. Başka öyküleri de edebiyat sitelerinde, bazı kitaplarda yer aldı ve beğeni topladı. “ Aynalı ” ilk romanıdır.

Edebiyatla birlikte, seyahat, spor ve tarihle ilgilenen Sevimay, aynı zamanda amatör boyutta yağlı boya resim de yapıyor.
Küt küt atan yüreğinin sesini güçlükle bastırıp kitabın deri cildini usulca çevirdi. Şirazesi muntazam, kufi yazıyla bezenmiş kitabın ilk cümlesine baktı, "Taşı taş zanneden bizden değildir" yazıyordu.
Bir inancı kazımak, sakal kazımaya benzemez ve gerisinde çok acılar bırakır.
Fuat Sevimay
Sayfa 109 - Karakter: Mirza
Pir derin bir “ahhh” çekti ve söyleyeceklerini toparlamak için bir zaman düşündü. Sonra elini Mirza’nın omuzuna koyup, “bak evlat” dedi. “İnsanın kendini bilmesi tüm bilimlerin başlangıcıdır. Sen de kendini bileceksin. Senin ruhun insan ruhudur ve iyiliğin özüdür. Gel zaman git zaman o ruh, yine insan eliyle kötülüğe bulaşır. Hem kendinden hem de elden. Başkasının zulmü, senin kötülüğüne zemin hazırlamamalı. Buna hakkın yok” dedi.
Sağ eliyle, arkalarında duvarları yükselmekte olan çarşıyı göstererek “ ama bil ki acıyı akıtmanın yolu, başkasının yarasını kanatmaktan geçmez”diye ekledi.
Tiyatro var gider misiniz dense kıllarını kıpırdatmayacak ama ölüm var seyreder misiniz dediğinizde koşa koşa gidip en önde yer kapmaya uğraşacak kadar densiz ahali
"Güzel kelimedir 'hukuk'. İnsana güven verir. Ne var ki bir zaman gelecek hukuk, muktedirlerin ve güç sahiplerinin borusu olacak. Üçe alınıp beşe satılacak. Anlamından geriye koca bir boşluk kalacak."
Fuat Sevimay
Sayfa 237 - Hep Kitap
Marmara Adası'nın mermer bezirgânı Hristo Ağa, koca dağın yamacına kurulu taşocağının sağ yanına heybetle dikildi.
“Gözün gördüğü güzellik, sözün yanında nedir ki! Önemli olan harflerdir ve harflerden müteşekkil sözlerin güzelliğidir”
Fuat Sevimay
Sayfa 72 - Yayınevi: Hep Kitap, karakter: Mirza
Sadrazamlığı Hürremle çevirdiği türlü entrikalarla ele geçirmeden bir hafta önce Rüstem’in sarı kafasına göbekli bir martı sıçmıştır.
O gün bugündür, kuş sıçması Uğur sayılır, boktan medet umulur.
Oysa her işin zorluğu kendisine göre ayrı Amirim. Sizin işiniz de öyledir. ( Evet biz de itiyle uğursuzuyla uğraşıyoruz.) Değil mi ya.
Bu kitaba inceleme eklemeyi düşünmüyordum ama sitede bu kitabın hakkettiği değeri görmediğini düşündüğüm için birkaç kelime de olsa düşüncelerimi yazmak istedim. 6 aydır kitaplığımda sırasını bekleyen ve benim de sürekli sarfınazar ettiğim, başlamaya yanaşamadığım kitap. Bilinçakışı tekniğinin mihenk taşı sayılan İngiliz edebiyatçı James Joyce ' nin 17 yılda tamamladığı, çevrilemez denen ve çevrildikten sonra da okunamaz denen kitabını okumayı başarmış bulunuyorum. Eee, çevrilemez, okunamaz denilen eseri okudun da ne anladın diye soracaksınız doğal olarak. Bu kitabı anlamak için bir kere okumak yetmez. Her cümleyi yavaş yavaş, tekrar tekrar okuyup sindirmek, algılamak gerekiyor. :)


Kitap inşaat işçisi Tim Finnegan 'in merdivenlerden düşüp ölmesi ve üzerine dökülen bir içki sayesinde dirilmesiyle başlıyor. Joyce anlaşılması zor kitabında bir roman yazmakla yetinmeyip müzik, ahlak, sanat, hayat, ölüm, tarih, mitoloji, siyaset, edebiyat, din gibi her alana değinmiş. İnsanı, insanlık tarihini en detaya inip anlatmış. Din adı altında her türlü ahlaksızlığı meşrulaştıran, insanları tanrı gibi yargılama hakkını kendinde bulan hadsizleri, sözde dincileri sert bir üslupla eleştirmiş.


Şiirin yaşayan tanrısı Şükrü Erbaş, Ömür Hanımla Güz konuşmaları şiirinde "
Kendilerinin olan tek sözcük yok dillerinde, öyle çok konuşuyorlar ki...Bir söz insanın neresinden doğar dersiniz?
Dilinden mi, yüreğinden mi, aklından mı? Düşlerinden
mi yoksa gerçeğinden mi? Ve kaç kapıdan geçip yerini
bulur bir başka insanda? Yerini bulur mu gerçekten? Sözü
yasaklamalı Ömür hanım yasaklamalı...Kimsenin kimseyi
anlamadığı bir dünyada söz boşluğu dövmekten başka ne
işe yarıyor ki? Olanağı olsa da insanların yürekleri konuşabilseydi dilleri yerine, her şey daha yalansız, daha içten
olurdu. " diyor. (Şiiri dinlemek isteyen olursa https://youtu.be/ttuVlr-Wg5s) Acaba Joyce de kitabı yazarken öyle mi düşünmüş dedim. Kendine ait sözler türetip insanların anlamasını zorlaştırmış ve sözleri öylesine okumalarını değil hissetmelerini istemiş sanki. Bunu düşünmeme biraz da bir okuruyla yaptığı diyalog sebep oldu. Kitap ilk yayımlanmaya başlamadan önce Joyce birkaç kuple paylaşmış. Bunları okuyan okuyucusu " Çok değerli bir şey okuduğumun farkındayım ama itiraf etmeliyim ki anlayamıyorum. " Joyce ise " Çok önemli değil, dinle ve hisset yeter " demiş.
Sanırım o hisse yeteri kadar giremedim ben ilk okumada. Çünkü bu kitabın anlattıkları deryaysa, benim anladığım deryada bir damla, diyebilirim yalnız.


17 bölümden oluşan kitap, sarmal bir döngüyle yazılmış. Yarım bir cümleyle kitaba başlangıç yapılıyor ve kitabın sonunda o yarım cümle tamamlanıyor. Joyce bu kitapta dilbilgisi kurallarını tarumar edip, yeni bir dil, kendini dilini yaratmış gibidir. Kitabı yazarken Türkçe de dahil olmak üzere 40 dilin dağarını birleştirmiş ve eklerle yeni kelimeler türetmiş, edebiyata cavşırı bir soluk getirmiş. Kitabı elimden neredeyse hiç bırakmadığım halde 18 günde ancak bitirebildim. Çünkü hayatımda hiç duymadığım ve büyük ihtimalle hiçbir zaman duymayacağım onlarca kelimenin anlamını araştırmam kitabı bitirme süremi bayağı uzattı.


Çokanlamlı ve türetilmiş kelimeler kitabı anlamayı zorlaştırdığı için çevirmen bir önsöz ve “Finnegan Uyanması’na Kılavuz” başlığıyla 23 sayfalık bir kılavuz hazırlamış. Bunlardan faydalanarak kitabı anlamakta kendinize bir kolaylık sağlayabilirsiniz. Bu kitap Türkiye' de iki farklı çeviriyle okuyucuya sunulmuş. İlk çeviri Finneganın Vahı (Umur Çelikyay çevirisi) ikincisi Finnegan Uyanması ( Fuat Sevimay çevirisi.) Hangisini okumalıyım diye bir ön araştırma yaptım ve Umur Çelikyay' ın orjinal metne daha sadık kaldığını ve ondan okumam gerektiğini anladım. Ama malesef çevirmen cilt cilt kitabı çevirmiş ve şu an sadece ilk cildi yayımlanmış durumda sanırım. O yüzden Fuat Sevimay çevirisi okudum. Çevrilemez denen bir kitap için gerçekten kusursuz bir çeviri olmuş ama çevirmenin serbest çalışma tekniğini uyguladığını yani kitapta okuduğumuz bazı kelimelerin aslında yazara değil, çevirmene ait olabileceğini okuduğum için kitabı Umur Çelikyay çevirisiyle de tekrar okumayı düşünüyorum.
Hayatimda okudugum en zor kitapti. Yazarin kelime hazinesi cok genis. Cümleler uzun. Anlamak zor. Kelime oyunlari guzel ama cok dikkatli okumak zorunda kaliyorsunuz. Joyse ünlü yazarlarin günlük veya biyografilerinde adi cok gecen bi yazar. Ben de merak ettim. Önce pisman oldum . Keske baslamasaydim dedim . Ara vermek istemedim. Neyle karsilasacagimi bildigim icin okumam daha zor olcakti. Bitirince iyiki okumusum dedim. 17 yilda yazilmis , yazar kime kizdiysa artik kolay anlasilmasin diye büyük bir mücadele vermis.:) Cevirmekte zordur diye bir kanaat varmis ama Fuat Sevimay basariyla cevirmis diye düsünüyorum. Bu tarz kitaplari seviyorsaniz okumanizi tavsiye ederim. Genede bi karistirip fikir edindikten sonra baslamaniz daha iyi olur.
Duygusal Bir Yolculuk Italo Svevo’nun hayattayken kaleme aldığı son romanı daha doğrusu yarım kalan romanı. Romanın başkarakteri 60’lı yaşlarını yaşayan Bay Aghios. Bay Aghios, ailesinden biraz uzaklaşarak yalnız kalmak ve 60 yıllık yaşamını değerlendirmek amacıyla bir tren yolcuğuna çıkıyor. Tren yolculuğu esasında Bay Aghios’un kendi içine yaptığı yolculuğu simgeliyor ve trende karşılaştığı kişiler de bu içsel yolculukta ona eşlik ediyor.

Bay Agios, evlilik yaşamının kendini miskinliğe sürüklediğini ve kendisini körelttiğini düşünüyor. Karısını özleyip özlememek konusunda kararsızlık yaşıyor ve ondan uzaklaştıkça onu daha çok sevdiğine karar veriyor. Karısıyla ilgili düşünceleri yolculuk boyunca devam ediyor. Bir yandan ondan uzaklaştıkça onu daha çok sevdiğini düşünmesine rağmen diğer yandan da karısı yanında olsaydı her şeyin onun için daha kolay olabileceğini düşünüyor. Bunları zihninden geçirirken de tren yolculuğunun tadını çıkarıyor. Yıllar sonra kendini özgür hissediyor. Diğer yolcularla sohbetler ediyor. Onlarla ilgili iç sesiyle değerlendirmeler yapıyor, nezaketen yalanlar söylüyor.

Yolculuk esnasında küçük bir kızla karşılaşıyor. Kız hayatında ilk defa tren yolculuğuna çıkmış olmanın heyecanı içerisinde. Camdan dışarı bakıyor ve neden treni göremediğini soruyor. Kızın sorusu Bay Agios’a çok dokunuyor ve bu durum şu muhteşem cümlelerle ifade ediliyor romanda:

“Sadece Aghios’a dokunaklı geldi bu hal. İnsanın kendisini yolculuğun içinde göremiyor olmasının acısını biliyordu. Trenin o tarlaların arasından yılan gibi süzüldüğünü ve motorunun oflaya puflaya çalıştığını görebilse yolculuktan aldığı keyif bambaşka olurdu. İnsanın manzarayı, kendisini ve treni aynı anda görebilmesi – işte yolculuk diye buna denirdi!”

Bay Aghios yolculuğunun devamında Bacis isimli bir gençle tanışıyor ve hikâye başka bir boyuta taşınıyor. İşin tadını kaçırmamak için romanın bu kısmına girmiyorum. Ama şunu söyleyebilirim Bacis’in hikâyesinin sonunu bende merak ediyorum. Umarım güzel bitmiştir. Ve son olarak keşke bu duygusal yolculuk yarım kalmasaymış diyorum...
“Başkaları için yaşama” gerekliliğinden kurtulabilir miyiz? Ve Nasıl?
Tam da böyle başlıyor kitabına Wilde.
Bireyin varoluşuyla, kendini gerçekleştirmesini, özünü keşfetmesini ve kendi yaşamını istediği gibi şekillendirebilme hakkına sahip olduğunu ‘Bireyselcilik’le (Bencilikle farklarını göstererek) açıklamış ve bunun önemine değinmiş.
Bu kitabında yazar;
Sanat ve sanatçının, otoritenin, gazeteciliğin, yoksulluğun, hayırseverliğin, toplumun yeniden inşasıyla ilgilenmeyen Hz. İsa’nın görüşleriyle ve insanların en güzel yaşama hakkına sosyalizmde ulaşabileceklerine dair görüşlerini apaçık bir dille anlatmış.
Ne tür bir dünya düzeninde yaşamanın en uygun olduğunu (ki yazara göre bu sosyalizm) düşünenlere, sorgulayanlara alternatif bir kitap olarak tavsiye ederim.
Seçme ya da tercih yapma şansımız olmadığını düşündüğümden ben yaşamak istediğim dünyayı düşlerimde yaşıyorum(Maalesef)
Kitapla Kalmalı
Sanırım en fazla alıntı paylaştığım kitap oldu dolayısıyla en fazla altını çizdiğim.. Kitap Oscar Wilde'nin sosyalizm, sanat ve insan ile ilgili yoğun düşüncelerini içeriyor. Bence bu kitabı okumadan önce yazar hakkında biraz bilgi sahibi olmalısınız, benim gibi Oscar Wilde aşığı, onun görüşlerini bilen bir insansanız eğer zaten keyif alırsınız ama yazarı tanımadan okursanız bazı fikirleri hoşunuza gitmeyebilir. Ben zaten onun yazdığı her cümleye hayran olduğum için çok beğendim ama sizlerin de beğeneceğinizi düşünüyorum. Keyifli okumalar..
Kitabın ismi dikkatimi çekince aldım ve bir oturuşta da bitirdim. Henry James'in okuduğum ilk kitabı oldu, kısa roman şeklinde olan bu kitap Amerika'nın "yeni kültürü" ile Avrupa kültürü arasındaki farkı ortaya koyuyor. Aslında kitap fikir ve işleniş açısından çok güzel olsa da ben bu konunun daha geniş ve daha çok karakter ile işlenmesini isterdim. Kitabı okudum, sevdim ancak bana çok kısa geldi. Keşke yazar kısa roman yerine güçlü bir kadro ile daha uzun bir roman yazsaymış.
Son zamanlarda okuduğum en güzel roman. Tarihi roman niteliği de taşıyor biraz. Fatih Sultan Mehmet döneminde geçiyor kurgumuz. Kapalıçarşının nasıl kurulduğunu kendi mizahi kurgusuyla anlatmış yazarımız. Fuat Sevimay'ın okuduğum ilk romanı ve yazara hayran kaldım. Ne güzel bir dil ve ne güzel bir olay örgüsü. Farklı karakterler farklı hikayeler zamanla birleşiyor. Bir çok değindiği gerçek karakter var. İhsan Oktay Anar'ın Uzun İhsan Efendisi, Latife Tekin, isyan lideri Baba İlyas, Leonardo da Vinci ve hatta Edgar Allen Poe. Yazarın samimiyeti sizi içine çekip alıyor. Esasen usta bir çevirmen olan yazarın diğer bir romanı Anarşık ve ödüllü çevirisi Finnegan Uyanması kitaplarını da en kısa zamanda okumayı planlıyorum. Kitaplarla kalın...
Kitap çerezlik, bir gecede bitiyor güzel sayılır :) Ama basımı yok kitabın adı çekicide çokta bi şey yok :D
SPOİLER
Kitapta genç fakir bir genç kız iş arıyor ve Zengin iyi kalpli yaşlıyla karşılaşıyor o da ona iş veriyor o akşam eve gelmesini söylüyor bu şekilde devam ederken birlikte oluyolar sevişiyolar adam da kıza her geldiğinde bir miktar para veriyor sonra bi gün seviştikten sonra adam hastalanıyor ve kızla görüşmeyi kesiyor. Bu bölümde adam biraz tuhaflaşıyor İyi bir adam ama zaman zaman kötü oldugunu hissettim ben 5 gibi bi süre geçiyo camdan bakarken o zavallı kızın gayet güzel elbiseler içinde yanından genç bi çocukla geçtiğini görüyor. Kızı tekrar çağırmaya karar veriyor mektup yazıp çağırıyor yine kızla arkadaş oluyolar bu sırada ara ara hastalanıyor mirsının bi kısmıı kıza bırakıyor kızı kendi öz kızı gibi görmeye çalışıyor sonra bi kitap yazmaya başlıyor ilk zamanlar yazıp yazıp atıyor sonrasında tekrar başlıyor yazdıgı kitap yaşlılar üzerine gençliğin temelinin yaşlılık oldugunu gençlerin yaşlıları anlaması gerektiğini yazıyor iyi bir gelecek yaşlılar sayesinde kurulabilir onların sağlığına dikkat etmek gerektiğini söylüyor bir sabah da onu masanın başında elinde kalem son nefesini vermiş olarak buluyorlar.
Kitabın ön sözünde sosyalizm ve oscar wilde isimlerinin yan yana gelmesi şaşırtıcı olabilir gibi şeyler yazılı ama bence hiç de değil, tam aksine oscar wilde gibi yazılarında da hep şahit olduğumuz üzere 'güzel'e tutkun, estetik duygusu son derece gelişkin birinin sosyalizme inanmasında şaşırtıcı hiçbir taraf yok. Söyledikleri, temelde Marx öncesi ütopik sosyalistlerini andırıyor, -o, her ne kadar ütopik olmadığını söylese de-. Bireyselliğin sosyalizm sayesinde gerçek anlamda açığa çıkacağı gibi ilk bakışta ters gibi gelebilen ama özünde doğru bir noktaya işaret eden ilginç sözler barındırıyor kitap. Düşününce toplum olabilmek için de, sınıf bilinci için de öncelikle birey olmak, kendi gerçekliğinin farkına varmak gerekmiyor mu zaten? Öyle olmadığı için de halk değil sürü oluyoruz çoğu zaman. Bu noktada Valerie solanas'ı hatırlıyorum. Onda da -erkek kadın saçmalıklarını saymazsak- sevgi ve çalışma hayatı üzerine buna benzer değerli pasajlar mevcuttu.

Elbette ki meselenin devrim yapmakla hallolmayacağı ve esas meselenin onu korumak olduğunu, bunun için de o nefret ettiği otorite ve şiddete biraz ihtiyaç olduğunu bilemezdi tabi. Bunlar onun yaşamından sonraki deneyimler. Bkz. Lenin<3 Ki zaten söylediği şeyler esas olarak felsefi açıdan kavranmalı. Estetize edilmiş soylu bir itiraz!

Bazen o kadar güncele ve dar politik yaklaşımlara dalıyoruz ki esas olayı unutuyoruz. Bana göre sosyalizm her şeyden önce insan sevmenin ideolojisidir. Onu en estetik haliyle açığa çıkarmanın mücadelesidir. En temel nokta budur. Yer yer bu kavrayışın hatırlanmasında fayda var. Hele yaşadığımız zaman gibi devrimin gerilediği, gericiliğin hortladığı, ilericilik anlamında yaprak kımıldamadığı zamanlarda başlangıç noktasına dönmekte fayda var: O içteki cevheri canlı tutabilmek için.

Yoksulluk, eşitsizlik, insanın insanı sömürmesi ve bununla birlikte sadece mevcut durumu sürdürmeye yarayan lanetli hayırseverlik gibi şeylere sonsuz bir kin; iyiye ve güzele, insan ruhunun çiçek açacağı o eşitlik ve kardeşlik davasına sonsuz bir inanç. Oscar Wilde'nin bu duygularını ben de paylaşıyorum. Çünkü bu kin ve inanç olmadan hayat son derece anlamsız. Ve mesafeler çok can sıkıcı:/
Var bu on iki sayısının da bir hikmeti ama kim çözecek bilinmez. Yuvarlak masa etrafında on iki karakter tasvir ediyor Fuat Sevimay. Hacısı var, hocası var, akıllısı var, delisi var, okumuşu var, avaresi var... Hepsinin ayrı ayrı hikayesini çemberleyen ve kapalıçarşıda buluşturan eğlenceli bir roman bu. Mermer ocaklarının olduğu bir adadadaki iskeleden başlayan ve kapalıçarşıda son bulan bu romandaki karakterleri çok seveceksiniz.

Yazarın biyografisi

Adı:
Fuat Sevimay
Unvan:
Yazar
Doğum:
Zonguldak, 8 Mart 1972
8 Mart 1972’de, Zonguldak’ta doğdu. 1989 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi’nden mezun oldu. Marmara Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nü 1993 yılında bitirdi.

Mezuniyet sonrası aralarında Ekinciler Holding, Koç Holding, Total, Reysaş ve Remaş’ın bulunduğu şirketlerde, satış ve yöneticilik görevleri üstlendi. Halen, Aksa Jeneratör / Anka Makine firmasında satış müdürü olarak çalışmaktadır. Evli, iki çocuk babasıdır. Derneğimiz eski yöneticilerinden Mahir Sevimay ve Şerife Sevimay (Maşlak)’ın oğludur.

Edebiyatla, okumaya yazmaya başladığından beri ilgili olan Sevimay, birkaç yıldır yoğun olarak yazmakta. Mimarlar Odası’nın düzenlediği “2. Mimarlık Öyküleri” yarışmasında, “Aras ile Meriç” isimli öyküsü üçüncülükle ödüllendirildi. Aynı yarışmada “Borç” isimli öyküsü de, yayımlanmaya değer bulundu. Başka öyküleri de edebiyat sitelerinde, bazı kitaplarda yer aldı ve beğeni topladı. “ Aynalı ” ilk romanıdır.

Edebiyatla birlikte, seyahat, spor ve tarihle ilgilenen Sevimay, aynı zamanda amatör boyutta yağlı boya resim de yapıyor. 8 Mart 1972’de, Zonguldak’ta doğdu. 1989 yılında Kadıköy Anadolu Lisesi’nden mezun oldu. Marmara Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’nü 1993 yılında bitirdi.

Mezuniyet sonrası aralarında Ekinciler Holding, Koç Holding, Total, Reysaş ve Remaş’ın bulunduğu şirketlerde, satış ve yöneticilik görevleri üstlendi. Halen, Aksa Jeneratör / Anka Makine firmasında satış müdürü olarak çalışmaktadır. Evli, iki çocuk babasıdır. Derneğimiz eski yöneticilerinden Mahir Sevimay ve Şerife Sevimay (Maşlak)’ın oğludur.

Edebiyatla, okumaya yazmaya başladığından beri ilgili olan Sevimay, birkaç yıldır yoğun olarak yazmakta. Mimarlar Odası’nın düzenlediği “2. Mimarlık Öyküleri” yarışmasında, “Aras ile Meriç” isimli öyküsü üçüncülükle ödüllendirildi. Aynı yarışmada “Borç” isimli öyküsü de, yayımlanmaya değer bulundu. Başka öyküleri de edebiyat sitelerinde, bazı kitaplarda yer aldı ve beğeni topladı. “ Aynalı ” ilk romanıdır.

Edebiyatla birlikte, seyahat, spor ve tarihle ilgilenen Sevimay, aynı zamanda amatör boyutta yağlı boya resim de yapıyor.

Yazar istatistikleri

  • 4 okur beğendi.
  • 208 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 402 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.