Seri Sonu (Sellout) Beatty’ye hak ettiği başarıyı sağladı. Çok sayıda saygın edebiyat ödülünün yanı sıra 2016 Man Booker Ödülü’ne de layık görülen romanıyla Beatty, bu ödülü kazanan ilk Amerikalı yazar oldu.
Paul Beatty’nin “The Sellout” (Seri Sonu) romanı, yazarın keskin zekâsını ve cesur mizahını sergileyen çarpıcı bir eser” şeklinde bizlere servis edildi. Kitap Kulübümüzün toplantısında, hangi kitapları okutmamız gerektiği seçilirken, “Booker Ödülü, Pulitzer Ödülü ve Nobel Edebiyat Ödüllü” kitaplardan devam dendi. Benim de favori ödüllerim olduğu için ve ayrıca okumaya dikkat ettiğim için -fikir de benden çıktığından- sevindim elbette.
Seri Sonu, Amerika’nın ırk ve kimlik konularındaki derin yaralarını gözler önüne sererken, bu konuları hicivle ele alarak okuru hem düşündürüyor hem de güldürüyor açıkçası. Lakin, bu yüksek potansiyeli yüksek kitabın beklenenin altında kalması da oldukça üzdü. Ana karakter, Bonbon Me, kitabın merkezinde yer alıyor ve onun etrafında dönen olaylar, okuyucuya Amerika’nın sosyal ve politik yapısını sorgulatan bir yolculuğa çıkarıyor. Bonbon’un içsel ve dışsal çatışmaları, Beatty, karakterleri aracılığıyla toplumun farklı kesimlerini ve bakış açılarını ustalıkla yansıtıyor.
Kitapta oldukça ilginç bir konu işleniyor; Bonbon Me, bir siyahi vatandaştır belki ama buna rağmen Amerika Birleşik Devletleri’nin Anayasa Mahkemesi’nin duruşma salonunda, elleri arkadan kelepçelenmiş vaziyette beklemektedir kitabın ana kahramanı. Bu çağda, üstelik bir siyahi tarafından işlenmesi tuhaf bir suçla karşı karşıya; ABD Anayasası’nın 13. ek maddesinin kutsal prensiplerini ihlal ederek köle sahibi olmak, anayasanın 14. ek maddesini kasten göz ardı ederek bazen ırkların birbirinden ayrılmasının insanları bir araya getirebildiğini savunmak... Düşünmesi bile