Uzun yıllar gemilerde çalışarak ve zor işler yaparak hayatını kazanan ve akademik öğrenim görmemiş, toplumsal normları fazla içselleştirmemiş, daha çok yoksul alt sınıf hayatı yaşayan ve sokak kurallarına göre büyümüş bir genç olan Martin Eden, müesses nizamın ve soylu hayatın doğallıktan uzak ve yapmacık kalıplarına göre yaşayan aristokrat bir ailenin edebiyat fakültesinde okuyan ve ailesinin çizdiği çerçevenin çok da dışına çıkamayan kızı olan Ruth'a aşık olur. Ailesine ve kıza kendini beğendirmek için onlar gibi olmaya karar veren Martin şiir, edebiyat, felsefe, dil bilgisi gibi alanlarda kendini geliştirir ve devam ettiremeyeceği formal eğitim sürecine başlar. Okudukça edebiyata ve felsefeye ilgisi artan genç, yazı yazıp dergilere göndererek para kazanmayı ve zenginleşip Ruth'un sınıfına dahil olmayı amaçlar. Böylece onunla evlenmesi için gereken sınıfsal denkliği elde edeceğini düşünür. Genç küçük yazılar ve şiirler yazmaya ve dergilere göndermeye başlar. Fakat çok uzun bir süre boyunca hiçbir dergiden olumlu karşılık alamaz. Bu süreçte yoksullukla, parasızlıkla ve çoğu zaman birkaç gün yemek yemeden yaşayacağı bir yaşantısı vardır. Kirasını ödemek, yiyecek bir şeyler bulmak ve yaşamak için sürekli borçlanır veya eşyalarını rehinciye verir. Küçük ödemeler yapıp kredisini az da olsa yenileyerek yaşamaya devam eder. Ruth zamanla aşkına karşılık verir ama yazarlıkla zengin olamayacağını ve düzenli bir iş bulması gerektiğini telkin edip durur. Fakat genci ikna edemez. Ailesinin de telkinleri yüzünden bir gün Martini terk eder. Genç bu süreçte yoğun çalışarak yazmaya devam eder ve sürekli reddedilen yazılarına yenisini ekler. Bu arada yoğun okumalar yapması zihinsel kapasitesini, görgüsünü, felsefi derinliğinı ve yazarlık yeteneğini olağanüstü derecede geliştirmiştir. Çok sevdiği dostu olan Brissenden ile de tanışmış ve edebiyat ve dostluk konularında birçok yaşantı edinmiştir. Brissenden onu felsefi derinliği olan ve tartışmaktan keyif alacağı zeki arkadaşlarıyla tanıştırır. Ayrıca Martine küçük maddi yardımlarda bulunur. (Dostunun ölümünden sonra Martin bu miktarı Brissenden'in avukatı aracılığıyla ailesine ulaştırır). Bu arada ekleyelim, Brissenden'in yazdığı "Fani" adlı şiiri efsanevi güzel bulur ve onun reddetmesine rağmen gizlice dergiye gönderir. Bir süre sonra dergiden olumlu cevap gelir, Martin bu haberi vermek için gittiğinde zaten hasta olan dostunun öldüğünü öğrenir. Daha sonra Martin dergilere gönderdiği yazılar için olumlu cevaplar almaya başlar. Küçük gelirler edinir, borçlarını öder. Yavaş yavaş ünlendikçe farklı dergiler önceden reddettikleri yazıları yayımlamak isterler, uzun vadeli sözleşmeler yaparlar, yeni yazılar talep ederler. Ünü arttıkça bu talep artar ve Martin daha önce yüzüne bile bakılmadan geri çevrilen yazılarını yüksek ücretler karşılığında tekrar gönderir. Kısa zamanda büyük bir servetin sahibi olmuştur. Martin, gördüğü bu ilgiyi yapay, sahte ve şöhretin sömürülmesine yönelik dalkavukluklar olarak gördüğü için artık kazandığı paraya da, şöhrete de değer vermemekte, kendisi de bu iki yüzlü dünyadan nefret etmektedir. Bu arada sınıfsal olarak yükselen Martin'e başta hayatı boyunca onu aşağılayan eniştesi olmak üzere, Ruthun ailesi, sosyete çevrelerinden bir zamanlar ona tepeden bakan karakterler yakın bir ilgi göstermeye, dalkavukluk yapmaya başlarlar. Martin bu durumdan rahatsız olur ve içsel sorgulama yapar. Bir zamanlar aç yatarken beni yemeğe davet etmediler, şimdi ihtiyacın yokken ediyorlar, bana değerli bir sanatçı olarak bakıyorlar ama cebimde 5 kuruşum yokken de bu eserleri yazmıştım, yine aynı kişiydim ama bu teveccühü görmüyordum diyerek sorgular. Değişen ne şimdi? sorusu onun bu sahte hayata ve dalkavuklara itibar etmediğini gösterir. Fakat yine de kendisinden maddi destek isteyen bu kişilere istedikleri parayı verecektir. Yalakalıkları, gereksiz ve gerçek olmayan hürmetlerinden sonra. Sonra, Martin evinde kaldığı Maria'ya, kendisine kendisi olduğu için yoksul zamanlarında bile değer veren Maria'ya daha önceden vadettiği mandırayı satın alıp hediye edecektir. Çamaşırhaneden arkadaşı Job'a da benzer bir güzellik yapacaktır. Kendisine tekrar dönüp afettirmeye çalışan Ruth ile de hesaplaşmış, ona herhangi bir sitem etmeden bir aşık gibi davranmadığını, yokulluğundan dolayı kendisini benimsemeyip aşkının arkasında durmadığını göstermiş ve artık olmayacağını vurgulamıştır. Şehirden uzak kırsal bir yere yerleşmek için çıktığı gemi seyahatinde okuduğu şiirden etkilenerek hayatındaki belirsizliğe dair ne yapacağına karar vermiştir. Verdiği karar denize atlayarak kendini sulara bırakmak ve hiç benimsemediği ve gerçek duygulardan yoksun olan, her yönüyle yapay ve değersiz olan dünyadan ayrılmaktır.
Kitapta çok zengin bir edebi tarz ve kıvraklık vardır. Yazarın sık sık daha önce yazılmış şiirlere, hikayelere, felsefi metinlere ve mitlere referanslar vererek ilişki kurması çok etkileyici ve zenginleştirici bir tat katmıştır. Çevirmenin farklı kişi, yer, eser vb gibi referanslarla ilgili notlar hazırlaması ayrı bir saygı konusudur. Eserdeki aşkın tek öznesi bana göre Martin'dir. Bu aşkın başka bir öznesi olma payesini Ruth asla haketmiyor. Gertrude'un tramvay durağında Martin'in yol parası olmadığı için tramvaya binmediğini anlayıp kendisiyle beraber yürümesi ve ona 5 dolar vermesi, kardeşi için üzülmesi ve çaresiz bir ablanın yapabileceği en iyi şeyin bu olduğu okur olan benim ablamla ilişkimi hayal etmeme ve nedense derin bir acı hissetmeme sebep olmuştur. Bu satırlar o yüzden çok değerlidir. Ve lizzie. O onurlu ve Martin'in aşkının diğer öznesi olmayı hak eden gerçek kişidir ama Martin kendi saf aşkına asla ihanet etmeyecek kadar asildir.