Puan vermedi·125 syf.··Beğendi
···Okunma: 24 Mart 2026 00:00 Sait Faik'in bu öykülerinde daha sert bir hava esiyor. Onun insan ve doğa sevgisi kendini elbette gösteriyor fakat bir yandan yazarın burukluklarını, itiraflarını da okumuş oluyoruz. Kendini arayan bir insan olarak çıktığı, çıkamadığı yolları görüyoruz.
Dünyanın küçük bıraktığı insanların hayatına girdiğimiz gibi toplumsal eksikliklerin, yozlaşmanın tenkitlerini sunuyor bizlere Sait Faik.
"İstanbul çirkin şehir. Pis şehir. Hele yağmurlu günlerinde. Başka günler güzel mi, değil; güzel değil. Başka günler de köprüsü balgamlıdır. Yan sokakları çamurludur, molozludur. Geceleri kusmukludur. Evler güneşe sırtını çevirmiştir. Sokaklar dardır. Esnafı gaddardır. Zengini lakayttır. İnsanlar her yerde böyle. Yaldızlı karyolalarda çift yatanlar bile tek.
Yalnızlık dünyayı doldurmuş. Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey. Burda her şey bir insanı sevmekle bitiyor."
Kitap yazarın ölmeden önceki son kitabıdır. Bununla birlikte onun ustalık eseri öyküleridir bu öyküler. Hikayeden modern hikayeye ilk adımdır bu kitap aynı zamanda. Kıyıda köşede kalan insanın gözlemleri ve içsel yolculuklar sürrealist bir şekilde yapılır çoğu zaman. Böyle yaptıysa da öykücülüğünden katiyen bir şey eksilmez. Samimiliği de azalmaz. Tam tersinde artık yazarla daha fazla dost gibiyizdir. Kırgınlıklarını, sevinçlerini, hüznünü, ölümü, ölüm korkusunu büyük bir dürüstlükle anlatır dostlarına.
Ne zaman ne şekilde yazılmış olursa olsun öyküleri her zaman samimiyet, insan dolu. Derdini, insanı anlatmaya çalışan biridir o. Yalnızdır. Bununla birlikte yalnızlık insanı ne durumlara sokar, neye sürükler, sorularının ardında kalıyoruz. Yetişemiyoruz. Tek bir öykü başlığı ile darbeyi indiriyor: "Yalnızlığın yarattığı insan". Yalnızlık bir insan daha ortaya koyuyor mecburen. Yoksa çıldırır insan elbet. Yalnızlığın yarattığı insan dedik, evet yalnızlık ona bir yoldaş vermiştir, o kişi Panco'dur. Sait Faik'in yakın bir arkadaşıdır, hesapsız dostudur.
"- Oğlum patlak göz. Ben insanoğlu. Sen hayvanoğlu. Bundan milyonlarca sene evvel her ikimiz de kurttuk, solucandık, tek hücreli mahluktuk. Ondan evvel boşlukta bir tozduk. Sonra bak işte bu hale geldik. Bundan sonra belki böyle kalırız. Belki değişiriz. Ama böyle kalmayalım. Siz de bedbahtsınız, biz de. Evlerde uyuyanlar, ipekler içinde uyuyanlar, kadın koynunda uyuyanlar, soba başında kıvrılmış bobiler de var. Lastikten kemikleri, topları var. Hanımları atar, koşup getirirler. Sabahları kapıcılar gezmeye çıkarırlar. İnsanlar var sevdiklerini almışlar şu saatte koyunlarına, dalmışlar iki kişilik rüyalarına. Pekâlâ ne yapalım? Ama sen Zeyrek yokuşunda kuyruksuz, tüysüz, uyuz, soğuktan titreyen bir sokak köpeği, ben Panco'nun arkadaşı, başka hiçbir şey değil, yağmura vurmuş, uykusuz, canı burnunda, yüreği Ağaççileği Sokağı'nda, kafası Bomonti tramvay durağından yüz metre uzakta kirli bir yastıkta bir adamcağızım. Ne yapalım? Günün birinde dostluklardan, insanlardan ve hayvanlardan ve ağaçlardan ve kuşlardan ve çimenlerden yapılmış vazife hissiyle çarpan yüreklerle dolu bir âlemde yaşayacağımızı düşünelim."
"Hep böyle olur. Bir vapur beklerken, iki ayağım bir pabuçtayken yazı yazarım.
Sanki birisi sormuş: "Nasıl yazarsınız?" diye de konuşuyormuşum gibi hal aldığıma aldırmayın. Nasıl yazı yazarım onu incelemiyorum. Şu akşamımı didikliyorum. Şu sarı bakkal kâğıdına karşı sıkıntıdan oturduğumu itiraf etmeliyim. Sıkıntının cinsi ne olursa olsun, onu geçirmenin başka çareleri varken bu sıkıntıdan daha sıkıntılı işe neden giriştiğimi bulmaya çalışıyorum.
Öyle ya, neden? Pekâlâ okunacak kitaplarım var. Param yoksa bile evim var. Sobam var, yemeğim var. Aşağıda radyo var... Çarşıya inemem. İnemem ama, dağlarda da gezinemez değilim a! Geçiririm şapkamı kafama, ver elini Kalpazankaya. Güneş batmak üzeredir. Aman, dikkat! Güneş batmak üzeredirin arkasından dünyanın tasviri gelir. Hiç niyetim yok: dalgaları boyamaya, ufku bir dilim ekmek gibi kızartmaya.
Bak! Yine yapacağımızı yaptık işte. Dalgaları boyadık. Ufku mis gibi kızarttık.
Biz böyleyiz. Kötü edebiyat terbiyesi aldık: Ne yapalım? Hemen şairleşmeye başlarız."