Heumarkt’ta yaşayan baş karakterimiz Simon; kimsesiz, dul bir kadının evinde bir oda kiralayarak hayatını sürdüren bir adamdır. Çocukluk hayalini gerçekleştirmek için bir kafe açar ve bu kafe, Simon için zamanla ikinci bir eve dönüşür.
Tekstil fabrikasından ayrılıp iş arayan Mila ile yolları kesişir ve aralarında usta-çırak ilişkisi gelişir. İsimsiz bu kafe, mahalle için sıradan bir mekân gibi görünse de aslında tıpkı bir bakkal gibi; hayatın tekdüzeliğini, iniş çıkışlarını ve insan ilişkilerinin derinliğini yansıtan bir yer haline gelir.
Simon’un hayaline tanıklık ederken, insanın kendi potansiyelini keşfettikçe mutluluğa biraz daha yaklaştığını hissediyoruz. Bana göre kitap, insanın iç dünyasına dokunan ve “insan kendi potansiyelini keşfettiği sürece mutlu olabilir” fikrini sade ama etkili bir şekilde anlatıyor. İsimsiz Kafe