#JeanPaulSartre
#ÖzgürlükYollarıüçlemesi
#YaşanmayanZaman
#CanYayınları
Merhaba sevgili okur arkadaşlarım 🪽
Bugün elimde Jean-Paul Sartre’ın Özgürlük Yolları üçlemesinin, sarsıcı olduğu kadar en gerçekçi durağıda olan, ikinci halkası ile geldim..
Üçlemenin ilk halkası olan Akıl Çağına; hatırlatma amaçlı minik minik dokunuşlar yaparak : Tarihin tozlu çarkları arasında bizleri dolandıran , serinin ikinci kitabı olan "Yaşanmayan Zaman"a seyehat yapmaya ne dersiniz..
İlk kitap Akıl Çağı’nda Mathieu’nün kişisel sancılarını, bir "bağlanma" korkusunu ve oda içindeki buhranlarını izlemiştik, satırlar arasında..
Fakat bu kez Sartre: kamerayı Mathieu’nün dar dünyasından çekip ; okurken sizlerinde hissedeceği o "kapana kısılmışlık" duygusu ile birliklte , 1938’in barut kokulu Avrupa’sına çeviriyor.
Bu kitap sadece bir devam hikâyesi değil; edebi bir ihtilalin ete kemiğe bürünmüş hâlidir de aynı zamanda..
Sartre;
Münih Konferansı’nın yapıldığı o kritik sekiz günü öyle bir anlatıyor ki, tam anlamıyla zamanın ruhu üzerimize çöküyor..
İlk kitapta bireysel sancılar ve buhranlarla boğuşurken; burada, toplumsal bir kıyamete tanıklık ediyoruz an be an...
Herşeyi özetleyen aynı zamanda kitaba ismini veren "Yaşanmayan Zaman", aslında , askıda kalan hayatlarımızı anlatıyor
Savaşın eşiğinde herkes hayatını, hayallerini ve en önemlisi özgürlüğünü "belirsiz bir geleceğe" erteliyor burada..
"Savaş bir hastalık değildir; katlanılmaz bir felakettir, çünkü insana insan eliyle gelir," diyor Sartre
Gerçekten de, bir felaketin gelmekte olduğunu bilip hiçbir şey yapamamanın verdiği o felç edici duygu, kitabın her satırına sinmiş bir is gibi adeta..
* * * * * * * * *
YAŞANMAYAN ZAMAN:
Bir cümlede Mathieu ile Paris’te bir tren vagonundayken, bir noktalı virgülle kendinizi Fas’ta bir askerin korkusunda ya da Çekoslovakya’da bir köylünün çaresizliğinde bulabiliyorsunuz. "Hepimiz aynı kader ağının farklı ilmekleriyiz" dercesine..
Sartre'nin burada kullandığı o muzaam "eş zamanlı" teknik ise sizlere sinematik bir evrenin kapılarını ardına kadar açıyor.. Tam anlamıyla edebiyatın simültane büyüsü / simülate şöleni idi
* * ***
Mathieu'nun: Satırlar arasında an be an değişimine şahit olurken; o, artık sadece kendisi değil, "herkes" olmayada başlamıştır..
İlk kitap olan Akıl Çağı'nda; Marcelle’in hamileliğiyle birlikte, bağlanmaktan ve sorumluluk almaktan korkan adam, şimdi ise genel seferberlikle birlikte tarihe bağlanmak zorunda kalıyor.
"Artık kimse değilim. Özgürlüğümün sınırlarına ulaştım; artık özgürlüğüm, bu yaklaşan felaketin ta kendisi." sözleri ile desteklenen
Günün sonunda ise Sartre ; karakterler üzerinden, bizlere şu soruyu sormayı ihmal etmiyor:
• Hangisi gerçek isyan olurdu • Gitmek mi, gitmemek mi
• Başkalarına mı isyan etmeli, yoksa gitmeyerek kendine mi
Savaş kapıdayken bile önemli olan tek bir şey kalıyor geriye: Satırlar arasında sıkça karşımıza çıkan şu söz gibi ..
Bir insanın "Ben gerçekten yaşadım" diyebilmesi
Odalar karanlık, panjurlar kapalı ve bebek sesleri susmuş olsa da; insanı kıyma gibi parça parça doğrayabilseler de, onların bir zamanlar yaşamış olduğu gerçeğini kimse değiştiremez..
Savaşın ne zaman başlayacağı bilinir ama ne zaman biteceğini kimse bilemez. Fakat bu belirsizliğin ortasında bile Sartre hatırlatıyor:
Kabul etmek ve razı olmak, bir ulusu mahva götüren asıl güçsüzlüktür. En büyük kargaşada bile "seçmeme" kararı bir seçimdir ve özgürlük, o en dar sınırda bile bizimledir