Puan vermedi·200 syf.··Beğendi
· Herkes bir o kadar tanıdık, bir o kadar yabancı bu ailede. Her biri bir diğerinin hayatına dokunmuş; ama bu dokunuşlar iyilikle kötülüğün iç içe geçtiği bir karmaşaya dönüşmüş. İyi sanılanın kötüye, kötü sanılanın iyiye evrildiği bir yapı var karşımızda. Kim haklı, kim haksız ayırt etmek neredeyse imkânsız.
Ailede herkes, kendi açısından bakarak birbirini tanıyor. Kimse kimsenin hikâyesinin gerçekten içinde değil; yalnızca içinde gibi görünüyor. Herkes, diğerine dışarıdan bakan bir göz gibi. Zihinlerinde kurdukları karakterleri gerçek insanların üzerine giydiriyorlar. Böyle olunca da gerçeklik ile algı birbirine karışıyor.
Affetmek mi daha zor, yoksa affetmeden bir arada kalabilmek mi? Bu sorunun net bir cevabı yok. Çünkü hikâye ilerledikçe birine kızarken aynı anda ona üzülmeye başlıyorsun. En çok da Ethem ve Nurten insanın canını yakıyor. Belki de bu hikâyede en az haksız olanlar onlar. Eğer konuşabilselerdi, eğer bu ailede herkes yargılamadan, sorgulamadan birbirini gerçekten dinleyebilseydi, her şey çok farklı olabilir miydi?
İyilik yapma niyetiyle yapılan hatalar, geri dönülmez yaralar açıyor. Kazım'ın hatası iki çocuğun hayatını mahvediyor. Mürvet’in içinde kalan son merhamet kırıntısı, Ethem ile Nurten’i bir araya getiriyor. Emin, farkında olmasa da annesi onu kötü bir evlilikten kurtarıyor; ama aynı anda Hülya’yı adeta ateşe atıyor.
Hülya, Kazım’ın sırdaşı oluyor; fakat bu yakınlık, onun kendi hayatında büyük bir yük haline geliyor. Sevgi, korkularıyla yüzleşemediği için kocasını başkalarıyla paylaşmak zorunda kalıyor. Dışarıdan bakıldığında kusursuz görünen hayatlar, içeride bir enkazdan ibaret. Her şeye sahip gibi görünenler, aslında hiçbir şeye sahip değil.
Nurten’e “saf” deniliyor; ama bu saflık, çoğu zaman kötü anlamda kullanılıyor. Oysa Nurten’in içinde biriken, yanmaya hazır bir taraf var. Ve o taraf, Ethem’le birlikte patlıyor.
Söyleyip bilmek mi daha kötü, yoksa söylemeyip bilmemek mi? Bunun cevabı belirsiz. Ama yine de insan, tüm bu yaşananlara bakınca şunu düşünüyor: Belki de en doğrusu, her şeye rağmen söylemek.