Gönderi

Puan vermedi·212 syf.··
2026 9. kitabı
BOZKIR’IN ORTASINDA GEÇEN BEYHUDE ÖMÜR: Kitapta isimsiz bir karakterin kıraç bir tarlada göreni imrendirecek güzellikte hayallerin ötesinde bir bahçe kurmak ister .Onun hayali bu bahçeyi çocuklarına miras bırakmaktır. Hayalinin peşinden gider ama bozkır toprağı öyle kolay kolay vermez kendini .Karakterimiz öncelikle oradan suyu bulmaya uğraşır kimi deli der kimisi önemsemez ama boşadır Anadolu insanı istedimi bir kere peşini bırakmaz. Su hakikate benzer bence bulması zordur ama içindeki o saflık o derinlik tıpkı hakikat gibidir insanın içinde var olan aramayla bulunan o hissiyat gibi. Karakterimiz sonunda bulur suyu artık önündeki birinci engel işılmıştır. Bu yolda zorluklar peşini bırakmaz ama bence asıl zorluk sondadır. Büyüklerine danışıp memleketin çeşitli yerlerinden istediği fidanları bulur çok istediği fidanlar olsa da toprak kabullenmez bazı fidanları. Toprağın her fidanı bağrına basmaması, aslında karakterimize hayatın en büyük derslerinden birini verir: Emek, tek başına yeterli değildir; sabır ve uyum da gereklidir. İsimsiz kahramanımız, tıpkı suyun yolunu bulması gibi, toprağın dilini de öğrenmeye başlar. Bazı fidanlar kurur, bazıları ise bozkırın sert rüzgarına direnir. Bu noktada karakterin verdiği mücadele, sadece bir bahçe kurma çabası olmaktan çıkıp, insanın kaderiyle olan sessiz ama kuvvetli çabasına dönüşür. Bahçe yavaş yavaş yeşerirken, çocuklarımıza bırakacağımız en büyük mirasın sadece meyve veren ağaçlar değil, o ağaçları yetiştirirken gösterilen 'vazgeçmeme' iradesi olduğunu anlarız. Bozkırın ortasında yükselen bu vaha, imkansıza inanmanın ve hakikati (suyu) bulduktan sonra ona can verme tutkusunun bir anıtı gibidir. Sonunda o kıraç toprak yenilir mi, yoksa karakterimize boyun mu eğer bilinmez; ama Anadolu insanının inadı, en sert bozkırı bile bir hayalin gölgesinde dinlendirmeyi başarır." Karakterimiz başarır ama artık insanlara daha güzel gelen bir yer vardır. “İSTANBUL” tamam ben de kabul ediyorum İstanbul güzel ama dön de geride bıraktıklarına bir bak mükemmel bir bahçe,saçta pişen mis kokulu ekmek, her yerden gelen kuş sesleri nerde bunun gibisi öyle değil mi ama na yaparsın bi kere çelmiş insanların aklını kolay para kazanma hızlı iş bulma… Başta köyün iki gizli sevdalısı Şahin ve Hediye olmak üzere yakmışlar bu göç ateşini al önünü alabilirsen. Karakterimizin öz oğullarına kadar herkes yavaş yavaş gitmeye başlamış köy bi bizim isimsiz karakterimize bir de köyü bırakmaya gönlü el vermemiş eski topraklara kalmış. Bahçeyi unuttum sanmayın bizib isimsiz karakterimiz bahçeyi öyle güzel kurmuş ki tıpkı hayallerindeki gibi olmuş ama bu sefer de görecek insin kalmamış olsun biz üzerimize düşeni yaptık gerisi Allah kerim. Bu yalnızlığın ortasına şimdiye kadar fabrika dumanı yutmuş biri gelir köye “MUHTEREM” Muhterem’in amacı dedesinden kalan yıkılmaya yüz tutmuş evi yeniden canlandırmaktır. Öyle de yapar karakterimiz ile birlikte uğraşırlar. 6 aylık bir süre sonucunda biter artık kullanılmaya hazırdır. Muhterem evde geçirdiği ilk gecede düşünür “Ben burada ne yapıyorum” daha elektrik bile gelmemiş bu köy ona zor gelmiştir. Bana soracak olursanız Muhterem geçmişini yaşatarak geleceğine yön veriyordu ama dayanamadı o da herkes gibi. Muhterem’in şehre döneceği gün karakterimizin hanımı hastalanır onu şehirdeki hastaneye götürürler ama vadedir dolmuş ömürdür bitmiş vefat eder karakterimizin hanımı. Karakterimiz daha sonrasında “Ben var ömrümde ondan incinmedim,Cenab-ı Hak da öte yanda incitmesin der ne güzel bir duadır.Benim Anadolu insanında en sevdiğim özelliktir belki de “minnet” duygusu bu duygu çok önemli bence insanı nankör de yapar dünyanın en iyi insanıda. Karakterimize oğulları ısrar eder yanlarında durması üzerine ama öyle bir güzelliğin tadına varan bir insan rutubete kalabalığa daha fazla dayanamaz döner köyüne.Döner ama eski güç kuvvet kalmaz artık bahçeyi Derviş adında bir fedaiye devreder. Dayanamaz yine gider bahçesine bakmak için yamulan bir firanı düzelteyim derken ince ince yağan karda ayağı kayar ve düşer. Herkesi bekleyen ve elbet bir gün bulan son karakterimizi burada ömrünü adadığı o yerde bulmuştur . Kitabın son cümlesi öldüm ve bir bahçeye gömüldüm şeklindedir. Karakterimiz orada hayalini umudunu hayatını adadığı yerde canını vermiştir. Ben Mustafa Kutlu’nun eserlerinde kitabın isimlerinin büyük bir anlam taşıdığını bize kitap için ipucu niteliğindi olduğunu düşünürüm . Bu kitapta da öyle “BEYHUDE ÖMRÜM” burada beyhude olanın boşa olanın ne olduğunu anlatmak ister yazar bize. Kutlu her kitabında olduğu gibi bu kitabında da toplumun en muzdarip olduğu konuyu bütün incelikleri ve derinlikleriyle bize en anlamlı şekilde anlatmıştır zaten ondan da başka bişey beklenemezdi. Bana soracak olursanız beyhude olan asla hayalin, umudun peşinden koşmak değildir amaçsız olup ne zaman ümit kesersen işte o zaman beyhude olanı yaşamaya başlarsın.
Beyhude ÖmrümMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 201910,1bin okunma
·
60 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.