“Veronika Ölmek İstiyor” öyle yüzeyden okunacak bir kitap değil… seni direkt insanın en karanlık yerine götürüyor. Ama orada bırakmıyor, tam aksine hayatın değerini tokat gibi hissettiriyor.
Veronika karakteriyle başlıyorsun. Dışarıdan bakınca “her şeyi var” diyebileceğin bir hayatı var: genç, güzel, düzenli… ama iç dünyası tamamen boşluk. Asıl çarpıcı olan bu zaten; insanın mutsuz olması için illa büyük bir felaket yaşaması gerekmiyor. Bazen hiçbir şey hissetmemek en büyük çöküş oluyor. Veronika’nın kararı da tam olarak buradan geliyor: yaşamaktan yorulmuşluk, anlam bulamama.
Sonra bir akıl hastanesine giriyoruz ve hikâye orada derinleşiyor. Oradaki diğer karakterler aslında kitabın en güçlü tarafı.
Mesela Zedka… Dış dünyada “normal” kabul edilen hayata uyum sağlayamayan ama aslında kendi gerçekliğini daha dürüst yaşayan bir kadın. Onun üzerinden şu sorgulatılıyor:
Gerçekten deli olan kim? Sisteme uymayan mı, yoksa sorgulamadan yaşayan mı?
Bir de Mari var. Hayatını mantık ve kontrol üzerine kurmuş ama sonunda kaygının içinde kaybolmuş biri. Onun hikâyesi sana şunu söylüyor: Her şeyi doğru yapmak, mutlu olacağın anlamına gelmiyor.
Eduard karakteri ise biraz daha sessiz ama derin. Kendi içine kapanmış, dış dünyayla bağını koparmış biri. Ama onun içinde bambaşka bir dünya var. Onun varlığı kitapta umutla delilik arasında ince bir çizgi kuruyor.
Kitabın ana teması çok net ama bir o kadar da rahatsız edici:
Yaşamak gerçekten bizim seçtiğimiz bir şey mi, yoksa sadece alışkanlık mı?
Paulo Coelho burada hayatın anlamını klasik motivasyon cümleleriyle anlatmıyor. Aksine, ölümü merkeze koyarak yaşamı sorgulatıyor. Veronika’nın içinde bulunduğu durum ilerledikçe, aslında yaşamın ne kadar kıymetli olduğunu daha sert hissediyorsun.
Bir diğer güçlü tema da “normal olma baskısı”. Toplum sana nasıl yaşaman gerektiğini söylüyor. Ama sen o kalıba girmediğinde “problemli” oluyorsun. Kitap bu çizgiyi çok güzel kırıyor. Delilik dediğimiz şeyin bazen özgürlük olabileceğini gösteriyor.
Dil olarak çok akıcı, sade ama etkili. Okurken seni yormuyor ama düşündürmeden de bırakmıyor. Yalnız şunu net söyleyeyim: bazı yerlerde Coelho aynı fikri farklı cümlelerle tekrar ediyor. Bu biraz gözüne batabilir ama aslında o duyguyu iyice yerleştirmek için yapıyor gibi.
Bu kitap bittikten sonra insanda şöyle bir his kalıyor:
“Ben gerçekten yaşıyor muyum, yoksa sadece günleri mi geçiriyorum?”
Ve en rahatsız edici kısmı da bu zaten… çünkü cevabı kolay değil. Veronika Ölmek İstiyor