·272 syf.··Beğendi
···Okunma: 11 Şubat 2026 11:41 Cesur Yeni Dünya daha doğru tabirle “Korkak Yeni Dünya”
Böyle söylüyorum çünkü bu distopyanın yöneticileri insanların bilinçlenmesinden, kendi başlarına düşünmelerinden, düzene aykırı davranışlardan ve sorgulayıcı yaklaşılmasından korkuyorlar. İnsanları, kendilerinin tasarladıkları sistemde kendilerinin istedikleri gibi davranmaları için ta varoluşlarının başından itibaren beyinlerini yıkıyorlar ; topluma girecek bireyleri, işçileri istedikleri yönde şartlandırıyorlar.
Bu toplumda, toplumsal farklar, statüler ve roller çok önemli. Hiyerarşi düzenin sürekliliği için bir mihenk taşı. Bir kesim okuyup bilecek, bir diğer kesimse sadece çalışmak için tasarlanacaklar ve kitaptan korkan bir nesil olarak yetiştirilip, cahil bırakılacaklar.
İlk başlarda kitabın içine girmekte epey zorlandım. Çok yavaş ilerledi, sevip sevmediğimden emin olamadım. Ama böyle durumlarda kitaba yüz küsür sayfalara kadar zaman tanıyorum. İyi ki sonuna kadar okumuşum çünkü çok fazla üstüne düşündüğüm ve beni çok etkileyen bir eser oldu.
Her şeyin sistemin kurucularına göre mükemmel olduğu bir düzende, ütopik görünümlü bir distopya gibi geldi bana.
Ahlaki değerler, düşünce özgürlüğü, acı çekmek, tanrı, cinsellik, birey olmak, seçilmiş yalnızlık, aile, günah gibi bir çok kavramı hiç ele alıp düşünmediğim perspektiflerden yeniden düşündüm, adlandırdım ve içini doldurdum.
Hiç aklıma gelmeyen yoğun anlamlar kazanmasına şaşırdım ve bundan müthiş bir zevk aldım.
Yöneticilerin düşüncelerini, insanları yönetme biçimlerini, neyi hedeflediklerini, istediklerini ve istemediklerini okudukça günümüze baktım ve bu yeni dünya düzeninin hilelerinin başka şekillerde, dolaylı yollarla günümüzdeki yansımalarını tahlil etmeye, karşılaştırmaya çalıştım.
Düşündüm. Düşünmenin böylesine önlenmesi gerektiği kanaatinde olna distopyayı okudukça daha çok düşündüm.
O “soma” denen uy*şturucu çakmasını günümüzdeki cep telefonlarıyla bağdaştırdım.
“Sistem hakkında düşünmeye itecek şeyler olduğunda, huzursuz hissettiğinde, istenmeyen şeyler yaşandığında, gergin olduğunda, canın bir şeylere sıkıldığında…
Biraz ‘soma’ al ve güzel bir tatile çık. Döndüğünde bütün bu duygulardan arınmış ve unutmuş olacaksın, rahatlayacaksın. Düşünmeye kafa patlatmaya, huzursuzluğa hacet yok. Hep mutlu ol, mutlu hisset.” Evet kitaptan yola çıkarak yapabileceğim yaklaşık tanım budur.
Günümüze bakınca -ürkütücü bir şekilde- cep telefonlarının da aynı işi yaptığını söylemek pek zor olmaz. Bir düşünelim ve yazdığım paragrafı yeniden uyarlayayım.
“Huzursuz olduğunda, canın sıkıldığında, yorucu bir günün ardından, boş zamanlarında, sabah uyanır uyanmaz, tuvalette ve yemek yerken…
Canının sıkılmasına izin verme. Hemen cep telefonunu çıkar ve sonsuz videoları kaydır. Çünkü can sıkıntısı, seni düşünmeye sevk edecek herhangi bir kendine dönüş, kafa dinleme, korkunç bir şeydir. Canın sıkılmasın, hep keyifli hisset, keyifli ol.”
Ya da bilim hakkındaki düşünceler : sistemin yöneticilerine göre bilim kontrol edilmesi gereken bir şey. Çünkü her yeni bilimsel gelişme beraberinde tehlike de getirir. Çünkü her yeni bilimsel gelişme bir değişim demektir ve değişim tehlike barındıran, riskli bir şeydir. O yüzden yeni bilimsel ilerleme kaydeden kişileri sürgün ediyorlar. Bu riski alamazlar.
Ve daha burada yazmadığım bir sürü düşünce var kafamda.