Bu incelemeyi yapmak için kitabı bitirdikten sonra üzerinden biraz zaman geçmesini bekledim. Kitabın bana hissettirdiklerinden emin olmak istedim. Öncelikle bu kitabın çıkmasını uzun zamandır bekliyordum. Yazar Savaş KURT kendisini sosyal medyadan takip ediyorum. Yazma serüvenine oradan şahit oldum. Öyle oldu bittiye getirilmiş değil. Sindire sindire yazılmış bir eser. Yalnız nedendir bilmiyorum kitaba karşı bir önyargım vardı. Daha böyle resmi, terimlerin havada uçuştuğu, okurken sıkılmaktan korkacağımı düşündüğüm bir kitap bekliyordum. Ama aksine bi solukta bitti.
Kullandığı dil çok sade ve akıcıydı. Onun dışında birkaç bilmediğim kelimeler vardı hemen not aldım. İçerik olarak kısa kısa hikaye tarzında anlatımlara yer verilmiş. Bu yönden asla sıkmıyordu. Hatta okurken kendi hayatımdan kesitler buldukça kitaba daha çok sarıldım. Sanki terapide olan bendim. :)
Önceleri ( Savaş Kurt takip etmeden önce) terapi seanslarında psikologların danışanlarına keskin bir şekilde cevap verdiğini onları doğrudan yönlendirdiğini düşünürdüm. Sonra öğrendim ki sorunları çözmekten ziyade sorunun kaynağını bulup ona yöneliyorlar. Yani düşünün ki çürümeye başlayan bir ağacın dallarını iyileştimeye değil de kökünü iyileştirmeye anlamaya ve tanımaya çalışma diyebiliriz buna.
Kitapta sanırım altını çizmediğim yer kalmadı. Ama benim en çok kendimi kandırdığım bir konuya değinmişti çok hoşuma gitti. Onunla ilgili bir alıntıyı bırakıyorum.
“İnsanın modu durduk yere düşemez. Daha doğrusu, hiçbir şey durduk yere gerçekleşmez. Ama bazen insanlar, sebebini bir bakışta göremedikleri şeylerin ‘durduk yere’ gerçekleştiği yanılgısına kapılırlar. Modumuzu düşürebilecek görünür bir aksaklık aramak yerine düşüncelerimize odaklanmalıyız. ‘Durduk yere’ dediğiniz anda belki de hayatınızın kötü giden taraflarını düşünüyordunuz. Gerçeklerden kaçarak mutlu olma alışkanlığı kazanmış insanlarda durduk yere modun düşmesi sık görüşen bir durumdur”.
Şifa gibi bir kitap. Devamı gelmeli mutlaka. İstek değil ihtiyaç Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar.