Javier Cercas, gerçek ile kurgu arasındaki sınırı zorlayan, psikolojik derinliği yüksek eserleriyle tanınan önemli bir İspanyol yazardır.
Eserlerinde genellikle ahlak, gerçeklik ve insanın karanlık yönlerini sorgular.
Bu kısa roman, edebiyata saplantılı, içine kapanık ve yalnız bir adam olan Álvaro’nun hikâyesini anlatır.
Álvaro, yazarlık hayalleri kuran ama bir türlü istediği romanı ortaya koyamayan biridir.
Bir gün yeni bir apartman dairesine taşınır ve burada hayatı tamamen değişir.
Komşularını fark eder:
Yaşlı bir adam
Genç bir çift
Ve işte o noktada tehlikeli bir fikir doğar…
Álvaro, bu insanları sadece gözlemlemekle kalmaz.
Onları, yazacağı romanın karakterleri haline getirmek ister.
Ama bu onun için yeterli değildir.
Zamanla Álvaro’nun merakı takıntıya dönüşür.
Komşularının hayatına gizlice sızmaya, onları yönlendirmeye ve hatta olayları manipüle etmeye başlar.
Artık sadece yazan biri değildir…
Hikâyeyi yaşayan ve yönlendiren biri haline gelir.
Ve asıl soru şudur:
Bir yazar, mükemmel bir hikâye uğruna başkalarının hayatını değiştirme hakkına sahip midir?
Bu kitap aslında çok rahatsız edici bir soruyu ortaya koyuyor:
“Sanat için her şey mübah mı?”
Álvaro’nun yaptığı şeyler başta masum bir gözlem gibi görünse de…
zamanla insanı huzursuz eden bir noktaya ulaşıyor.
Okurken kendinizi şu soruyu sorarken bulabilirsiniz:
“Ben onun yerinde olsam durabilir miydim?”