Bu kez sizlerle, okurken beklentilerimi tam olarak karşılamayan hatta hayal kırıklığına uğratan bir kitabı paylaşmak istiyorum. Oysa giriş kısmında akademik çerçeve sunacağını aktaran Cüneyt Kanat ve Mustafa Alican’ın kaleme aldığı *“Timur: Yıldızların Tahtına Hükmeden Son Cihangir”*, içerik olarak güçlü bir potansiyele sahip olsa da anlatım dili bakımından beni ikna edemedi.
Araştırma-inceleme türünde bir eser söz konusu olduğunda, benim için en önemli unsur bilimsel ve nesnel bir anlatımdır. Bunun yanında sağlam bir kaynakça, detaylı dipnotlar ve sistemli bir dizin de bu tür kitapların temel yapı taşlarıdır. Eserde kaynakça ve dizin bulunmasına rağmen, metnin genelinde akademik dilin geri planda kaldığını düşünüyorum. Yer yer edebi anlatıma kayan, dramatize edilmiş sahneler ve herhangi bir kaynağa dayandırılmadan yapılan yorumlar, kitabın bilimsel niteliğini zedelemiş. Özellikle “-mış/-muş” gibi rivayet geçmiş zaman eklerinin yoğun kullanımı, metni akademik bir çalışmadan uzaklaştırarak daha çok hikâye anlatımına yaklaştırmış. Bu tarz bir dil, bir tarih kitabında bana göre ciddiyeti zayıflatıyor.
Kitap, Timur’un doğumu ve Çağatay Hanlığı’nın siyasi yapısını ele alarak başlıyor. Ardından Timur’un iktidara yükselişi, yürüttüğü seferler ve kurduğu siyasi dengeler kronolojik bir çerçevede anlatılıyor. Altın Orda Hanı Toktamış ile kurduğu ilişki ve sonrasında yaşanan mücadeleler de önemli bir yer tutuyor. Ancak bu bölümlerde benzer olayların sıkça tekrar edilmesi, anlatının zaman zaman tekdüze bir hâl almasına neden oluyor.
Eserin son bölümleri ise daha sürükleyici ve dikkat çekici. Timur’un dünya tarihine yön veren hamleleri; Altın Orda, Memlükler, Osmanlı ve Kadı Burhaneddin arasında oluşan ittifak bağlamında aktarılıyor. Toktamış üzerine gerçekleştirilen seferler, Suriye’de Memlüklere karşı yürütülen mücadele ve Çubuk Ovası’nda Osmanlı ordusuna karşı kazanılan zafer, kitabın en güçlü kısımlarını oluşturuyor. Timur’un Çin seferi hazırlıkları ve bu sefer gerçekleşmeden vefat etmesi ise tarihsel açıdan önemli bir kırılma noktası olarak ele alınmış. Onun ölümünün ardından güçlü bir lider eksikliği nedeniyle devletin kısa sürede dağılması da eserde vurgulanıyor.
Öte yandan Timur, zaten tarihsel olarak benim kolay ısınabildiğim bir hükümdar değil. Bu nedenle kitap boyunca var olan anlatımın yer yer abartılı, hatta pohpohlayıcı bir tona kayması, okuma deneyimimi daha da olumsuz etkiledi. Anlatıyı sürdürmeye çalıştıkça metnin büyük ölçüde şişirilmiş olduğu hissine kapıldım ve bu durum beni hayal kırıklığına uğrattı.
Genel olarak değerlendirdiğimde, Timur gibi dünya tarihine yön vermiş bir hükümdarı tanımak açısından okunabilir bir eser olduğunu söyleyebilirim. Ancak tarihsel bir inceleme beklentisiyle okuyanlar için anlatımın edebi ve rivayet ağırlıklı olması ciddi bir eksiklik.
Sonuç olarak; konu bakımından ilgi çekici, ancak üslup açısından benim beklentilerimin altında kalan bir eser. Daha akademik ve kaynak temelli bir çalışma arayanlar için yeterli olmayabilir; fakat anlatı ağırlıklı bir tarih kitabı okumak isteyenler için değerlendirilebilir.
TimurCüneyt KanatMustafa Alican