Gönderi

üçgen prizmasal bir düzlemde aklın analizi
Puan vermedi·320 syf.··
2025 29. kitabı
Nazif Muhtaroğlu’nun 2022 yılında Bilge Kültür Sanat Yayınları tarafından yayımlanan kitabı Aklın Üç Yüzü: Eleştirel, Çok Yönlü ve Yenilikçi Düşünce, düşünme süreçlerimizi derinlemesine irdeleyen bir eserdir. Yazar, Yale Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak görev yapan bir akademisyendir. Lisansını Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde tamamlamış, yüksek lisansını Kentucky Üniversitesi’nde, doktorasını ise Harvard Üniversitesi’nde bitirmiştir. Muhtaroğlu; felsefe tarihi, metafizik ve din felsefesi alanlarında uzmanlaşmıştır. Ülkemizin felsefe kürsülerinin önemli isimlerinden Nazif Muhtaroğlu’nun Aklın Üç Yüzü adlı eseri; kitabın alt başlığında da yer alan eleştirel, çok yönlü ve yenilikçi düşünme biçimlerini açık ve yalın bir anlatımla, kültürümüzden ve evrensel entelektüel ürünlerden örneklerle somutlaştırarak her yaş grubundan insana hitap edecek şekilde yazıya dökmektedir. Bu üç düşünce biçimi hem dini hem akademik düşünceyi hem de gündelik hayatı ortak bir zemine çekmektedir. Bahsedilen düşünce biçimlerinin neden doğru olduğu, doğru olanın yanlış olandan ayrımı, doğrunun gelişiminin yolları gibi soru ve problemlerin açıklaması, her bir bölümde tek tek işlenir. Kitabın eleştirel düşünce kısmının Kant geleneğiyle, özellikle ek kısmındaki uygulamaya dönük bölümlerin pragmatizmle ve genel temanın analitik felsefe ve Poppercı eleştirel akılcılık tınılarıyla bağdaşması; Muhtaroğlu’nun bilgisini çok yönlü bir düşünce stilini yine çok yönlü geleneklerle ve öğretim biçimleriyle harmanlayarak okura ustaca aktardığını göstermektedir. Kitabın giriş bölümünde, diğer bölümlerde de işlenecek ana temalar kısaca açıklanır; ilk bölümde bilimsel temellere dayanarak akıldan, ikinci bölümde bir dizi film ve bilimsel bilgi ile sezgiden, üçüncü bölümde ise otoriteden bahsedilmektedir. Tabii sadece bu kavramlar üzerinde bu metotlarla duruluyor demek doğru olmaz; çünkü böyle bir tespit yazarın bütüncül ve kalıpları aşan yaklaşımına aykırı olacaktır. Kitabın temel tezi, düşünmenin sadece mantıksal bir süreç olmadığı; eleştirel bir temel üzerine çok yönlülük ve yenilikçilik katmanlarının eklendiği bir yapı olduğudur. Felsefe bir yolculuktur ama temel amaç sonuca ulaşmak değil, sürecin farkında olmaktır. Ancak metinden anlaşılacağı üzere, İslam’daki kelâm ve tasavvuf geleneklerinin de özünde felsefeyi kapsadığı; seküler olsun dindar olsun filozofun inanışının onu iyi ya da kötü yapmadığı hakikatinin de üstünde durulur. Bu çeşitlilik eserin herkes tarafından okunabileceği ilkesiyle örtüşür; ancak eleştirel düşünmenin duygusal kısmı derinlemesine işlenirken erdemler kısmı zayıf kalmıştır. Bu kısım, kitabın en güçlü taraflarından biri olmasına rağmen, modern teolojik tartışmalar hususunda bu konunun ele alınmaması bir sığlık meydana getirmiştir. Öte yandan akıl, sezgi ve deneyim üçlüsü dengeli bir anlatıya dayanırken, bu başlık kitaptaki birçok bölümün aksine teorik kalmaktadır. Kitap çoğunlukla sezgisel argümantasyon ve örneklerle ilerler. Bu, yazarın okuyucuya yakın temasını sağlar ama tekrara düşmesine de sebebiyet verir. Muhtaroğlu’nun akademik bazlı arka planına rağmen bu kitabın üniversite kampüsünün dört bir yanını saran çitleri aşarak halka karışması, eseri kıymetli kılan özelliklerden biridir. Samimi ve açık bir üslupla beraber Nasreddin Hoca fıkraları, Milgram ve Stanford Hapishane deneyleri, Neşeli Günler filmi, Arşimet’in ve Jeff Bezos’un hikâyeleri gibi örneklerin bir araya getirilmesi kitabı kolay okunur kılmıştır. Muhtaroğlu’nun akademik bazlı arka planına rağmen bu kitabın üniversite kampüsünün dört bir yanını saran çitleri aşarak halka karışması, eseri kıymetli kılan özelliklerden biridir. Giriş kısmında Mevlâna’nın Fîhi Mâ Fîh eserinden bir alıntı vardır: Muhtaroğlu, “Büyük orduları yöneten kralların bile cılız bir düşüncenin esiri olabileceğini” vurgulayarak, düşüncenin hem put kırıcı hem inşa edici gücüne dikkat çeker. Eleştirel düşünceyi, doğruyu yanlıştan ayırma ve konuları derinlemesine inceleme olarak tanımlar. Bu boyut, analitik düşünceden öteye geçerek bütüncül bir yaklaşımı içerir. Muhtaroğlu, eleştirinin olumsuz çağrışımlarını reddedip eleştiriyi ayırt etme ve hüküm verme olarak açıklar. Eleştirel düşünce felsefe ve din bağlamında incelenir. Felsefeyi, temel sorulara merakla yaklaşma olarak okuyan yazar, din-felsefe çatışmasını eleştirel düşünce eksikliğinden kaynaklandığını savunur. Kelâm, tasavvuf ve fıkıh usulünde felsefi unsurlar bulduğunu belirtir. 19. yüzyıldan beri artan uzmanlaşmanın disiplinler arası kopukluk yarattığını, C. P. Snow’un İki Kültür eserine atıfla ele alır. Leibniz’in evrensel dil hayalini ve bilgisayarların doğuşunu örnek vererek, yenilikçiliğin eski fikirlerin sentezinden doğduğunu gösterir. Marcel Duchamp’ın Çeşme eserini de yenilikçiliğin sanat boyutuna örnek verir. Kitap, fıkraları felsefi bir araç olarak kullanır. Nasreddin Hoca, Temel ve Bektaşi fıkralarını soyut kavramları somutlaştırmak için ideal bulur. Finlandiya eğitim sistemi örneğiyle de eğitim sistemimizi eleştirerek bu başarıyı kendi sistemimize uyarlamayı önerir. Birinci bölüm, akıl ve duygu ilişkisine odaklanır. Disiplinlerarasılığın yenilikçi düşünceyi beslediğini; fıkralarla, Türk edebiyatından örneklerle, Neşeli Günler filmiyle ve Karga ile Tilki masalıyla açıklar. Aristoteles’in ahlak felsefesinden hareketle erdem ve pratik bilgelik kavramları açıklanır. Bu bölüm Ayla etkisi, Asch deneyi, Muzaffer Şerif deneyi, plasebo-nosebo etkileri gibi psikolojik ögelerden sıkça bahsedilen bir bölümdür. İkinci bölüm ise akıl ve sezgi ilişkisinin ele alındığı kısımdır. Akıl tıkanıklıklarını sezgilerin açtığını; ancak sezgilerin emek gerektirdiğini belirtir. Sezgi, akıl için bir “sıçrama” aracıdır. Arşimet’in hikâyesinden hareketle bir problemi çözmede daima aklın sınırlarını zorlayıp kuralları takip etmektense deneme-yanılma yönteminin de işe yarayabileceğinden söz edilir. Yazar, sezgiyi “doğrudan kavrayış” olarak tanımlar ve türlerini ayırır. İçgüdü, önsezi, altıncı his, ilahî duyu gibi kavramlar tanımlanır. Örneğin tecrübi sezgi güvenilirken, ruhsal sezgi tartışmalıdır. Anlık sezgi, çığır açıcı keşiflerde kilit rol oynar ama sınanmalıdır. Sanatta da anlık sezgi yaygındır. The Beatles’ın “Yesterday” şarkısı, Greene’in “The Third Man” filmi örnek verilir. Arka plan evresi vurgulanır. Karmaşık sorunlarda sezginin şart olması kanısıyla bu bölüm sonlanır. Üçüncü bölüm, diğer bölümlere nazaran okuyucuların daha fazla ilgisini uyandırabilecek nitelikte bir başlığı işler: “Akıl ve Otorite”. Bu başlığı ilgi uyandırıcı kılan şey, otoritenin kitabın da tarzına uyarak konunun çok boyutlu bir şekilde işlenmesidir. Otoriteye körü körüne uymanın yanlışlığına işaret eden fıkralar, otorite türleri, otoriteye uyulacak ve uyulmayacak durumlar, otoriteyi eleştirme biçimleri bu konunun detaylı işlenmesine fırsat sunar. Örneğin Denis Villeneuve’un “Geliş” filminde dilbilimci Louise Banks, askerî otoriteye rağmen uzaylılarla iletişim kurar. “Silah” kelimesinin yanlış çevrilmesi neredeyse kıyamete yol açacaktır. Banks otoriteyi aşarak aklıyla insanlığı kurtarır. Bu tarz güçlü örnekler otoriteye çok yönlü bakabilme açısından önem taşımaktadır. Sonuç olarak Muhtaroğlu’nun yaklaşımı, akademik bir metotla şifahi bir üslup arasında bir denge gözetmektedir. Alıntılar ve örnekler zengin, teknik terimler fazla değildir. Ancak bazen tekrara fazla düşülmektedir. Kitap, felsefeyi halka indirmeyi amaçlamıştır. Buna rağmen eğitimcilerin ve öğrencilerin daha çok ilgisini çekecek bir eserdir. Çünkü içinde hem ders planı çıkarılabilecek onlarca etkinlik, hem tartışma sorusu üretilebilecek birçok sahne, hem de ömür boyu kullanılmaya elverişli bir zihin haritası vardır. Günümüzde, hâlâ çoğunluğa uyma taraftarı, bilgili kişilerin her dediğini kabul eden, kaderci insanların baskın olduğu bir ortamda; bu eser zihni bir esnekliği ve temkinliliği telkin etmektedir. blog.ilem.org.tr/ucgen-prizmasal...
Düşünce
Aklın Üç YüzüNazif Muhtaroğlu · Bilge Kültür Sanat Yayıncılık · 202217 okunma
·
193 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.