Bugün sizlere Zülfü Livaneli’nin o meşhur Mutluluk romanı ile geldim ve bende bıraktığı o karmaşık tadı sizinle paylaşmak istedim. Kitap su gibi akıp gidiyor, dili o kadar duru ki sayfaların nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz bile.
Hikayenin merkezindeki Meryem’in o saf ve bozulmamış masumiyeti direkt kalbime dokundu; sanki onun yaşadığı o ağır dramın içinde tek tutunacak dal o saflığıymış gibi hissettim. Öte yandan Cemal’in omuzlarındaki o korkunç töre yükü ve yaşadığı içsel parçalanmalar gerçekten üzücüydü.
Dürüst olmam gerekirse, Profesör İrfan karakterine pek ısınamadım. Meryem ve Cemal hayatın en çıplak, en sert ve “can derdi” diyebileceğimiz gerçekliğiyle boğuşurken, profesörün varoluşsal sancıları ve o seçkin bunalımları onların trajedisinin yanında bana biraz hafif kaldı, hikayeye tam oturtamadım o derinliği. Ama Livaneli’nin ustalığı burada devreye giriyor; bu zıt karakterleri bir teknede buluşturup “insan insanın zehrini alır” sözünü bize iliklerimize kadar hissettiriyor.
Kitabın sonu ise beni en çok yakalayan yer oldu. O kadar sancılı bir yolculuğun ardından gelen o final, içimde çok güzel ve umut dolu bir yerlere dokundu. Genel olarak çok sevdiğim, bittiğinde de iyi ki okumuşum dediğim bir eser oldu. Toplumsal meselelerin bireysel hikayelerle harmanlandığı, akıcı bu romanı bana tavsiye eden arkadaşım @smtozdmr26 ‘e çok teşekkür ederim. İyilikle ve kitapla kalın.