·216 syf.··Beğendi
···Okunma: 28 Mart 2026 20:34 20. yüzyılın başlarında üç erkek araştırmacı bir keşif gezisine çıkarlar. Gittikleri yerdeki yerli halktan, sadece kadınların yaşadığı korunaklı bir ülke olduğu duyumunu alırlar. Tesadüfen o ülkenin yakınına gittiklerinde ise, meraklarına yenik düşerek, o ülkeyi görmek için bir plan yaparlar. Ve planlarını da gerçekleştirip yüzyıllardır dış dünyadan, diğer medeniyetlerden izole kalmış bu ülkeye girmeyi başarırlar.
Bu üç araştırmacı, karakter olarak birbirlerinden oldukça farklı oldukları için, farklı beklentilerle merak etmişlerdir bu diyarı. Vahşi ve ilkel bir ülke görmeyi umarken, özenli doğası, medeni ve ileri düzeydeki yapılaşması, yemyeşil ve düzenli görüntüsüyle ilk şaşkınlıklarını yaşatır Kadınlar Ülkesi onlara. Bu daha başlangıçtır aslında. Beklentilerinden ya da meraklarından biri de, o ülkede yaşayan erkek olup olmadığıdır. Ülkeye gelmeden önce oraya gidenlerin geri dönmediğini de öğrenmişlerdir. Ülkeyi merak etmelerinin en önemli nedenlerinden biridir bu da aslında.
Uçaklarıyla oraya ulaştıklarında karşılaştıkları insanlar ve görmeyi umdukları muamele, gerçekte yaşayacaklarından oldukça farklıdır. Ülke halkı tarafından zorunlu misafir olarak tutuldukları sırada, tarihi, toplumsal düzeni, dini, yaşama şekli olarak, dış dünyadan çok farklı bir medeniyetle karşı karşıya olduklarını anlarlar kısa sürede. Orada zorunlu misafir olarak tutulmaktadırlar, evet. Fakat, muhatap oldukları bilge kadınlar ve korumalardan asla saldırganca bir tavır görmezler. Aksine, rahat koşullar, kaliteli giysi, yeme ve barınma imkanları sağlanır kendilerine. Karşılıklı olarak birbirlerinin dilini öğrenirken, toplumsal kuralları, medeniyetleri hakkında da bilgiler edinirler. Zaman geçtikçe, hakikaten o ülkede yaşayan hiçbir erkek olmadığını, kadınların bir mucize addedilebilecek şekilde çocuk sahibi olarak nesillerini sürdürdüklerini ve Anneliği her şeyin üstünde tutan bir anlayışla, yaşamın her alanında, tüm toplum üyelerinin işbirliği ile medeniyetlerini oldukça üst bir seviyeye çıkardıklarını öğrenirler. Annelik öyle kutsaldır ki, dinlerinin temelinde bile ona yer vermişlerdir. Araştırmacılar kadınlar ülkesini öğrenirken bilge kadınlar da sorularla diğer ülkeleri tanımaya çalışmaktadırlar. Hatta sadece kadınlardan oluşan düzenlerinin çift cinsiyete göre nasıl değiştirebileceklerini de denemek isterler. Fakat, araştırmacılar, oradaki kadınlardan kendi geldikleri toplumlardaki kadınlar gibi davranmaları beklentisine girince fikir ayrılıkları yaşanır. Hani Türk filmlerinde derler ya: “ Biz ayrı dünyaların insanıyız.” Yaşananlar, bu sözü doğrular nitelikteydi işte.
Kadınlar Ülkesi deyince aklıma ilk olarak Amazonlar gelmişti. Evet, bir açıdan da doğru düşünmüştüm. Ama, bu ülkede yaşayanlar daha da fazlasıydı bence. Güçlü, sorumluluk sahibi, sorgulayan ve kesinlikle sevgi ve saygıya dayalı bir anlayışa sahip kadınlardı. Kurdukları toplum, tecrübelerime baktığımda, ütopikti. Cinsiyet rollerini kim belirliyordu? Oluşturulan toplum anlatılırken, o dönemin modern toplum hayatı, kadınların rolleri, çok güzel bir şekilde eleştiriliyordu da. Annelik kutsaldır. Ama, neden? Okurken düşündüren bir kitaptı kısacası. Bu nedenle de, bu türde ve klasik okumayı seven tüm okurlara bu kitabı tavsiye ediyor, keyifli okumalar diliyorum herkese.
Kitaplarla kalın.