Gönderi

Nermin Yıldırım - Unutma Beni Apartmanı
8/10
·424 syf.··
2026 1. kitabı
Nermin Yıldırım’ın okuma sırasını bilmediğim için aslında ilk okumam gereken romanı olmasına rağmen üçüncü sırada okuduğum kitabı oldu Unutma Beni Apartmanı. Sevmeme rağmen, diğer okuduğum kitaplarının yanında biraz daha sönük kaldığını düşünüyorum. Her zamanki gibi, ilk sayfalarda “ben ne okuyorum?” dediğim ama sonrasında beni içine çeken bir eserdi. Süreyya’nın hikâyesini okurken bir yandan da Türkiye’deki gelişmelere tanıklık ediyoruz. Saklı Bahçeler Haritası kadar yoğun olmasa da, bu arka plan burada da kendini hissettiriyor. Süreyya… Canım Süreyya. Duvarları olan Süreyya. Kırılmaktan korkan, terk edilmekten korkan Süreyya… Onu okurken hem sevdim hem çok kızdım. Hatta çoğu zaman, onu anladığım halde anlamak istemediğim bir yerde durdum. Çünkü Süreyya bana sürekli aynı soruyu sordurdu: Kendine bunu neden yapıyorsun? Önüne çıkan çıkış yollarını görmesine rağmen o yollardan kaçmasına kızdım. Terk edilmenin yarattığı o derin korkuyu, insanlara karşı ördüğü kalın duvarları anladım anlamasına ama insanları bu kadar kolay hayatından çıkarabilmesine kızdım. Süreyya, yaşamadığı hayatların, yaşanma ihtimali olan hayatların katili gibi geldi bana. Bir yerde sevgi için söylediği o cümle çok çarpıcıydı: “Evvelce bilmediğim bir şeyin eksikliğini duymuyorken, şimdi birinin, bir erkeğin beni sevdiğini öğreniyordum.” Ama tam da bu noktada kaçması… Bilmekten korkması… Sevilmekten korkması… İşte orada içim gerçekten kırıldı. Kendini bu sevgiye layık görmemesi, içinde sevilecek bir yan olmadığına inanması insanda derin bir merhamet uyandırıyor. Ama ironik olan şu ki, Süreyya’nın en çok nefret edeceği şey de bu merhamet olurdu. Karşısında olsam, bana bakışından bile rahatsız olur ve arkasına bakmadan giderdi. Çünkü o, insanların ona acıyarak bakmasına karşı duvarlar örmüş biri. Annesi tarafından sevilmediğini düşünmesi, daha kundayken terk edilmesi… Bunlar onu anlamak için yeterli sebepler gibi. Ama insanın kendine sormadan edemediği bir şey var: Bununla yüzleşmemek? Süreyya’nın hayatındaki en kırılma noktalarından biri de burada başlıyor. Hayatının bir noktasında gerçekten âşık oluyor. Hatta bu aşk uğruna ülkesini değiştiriyor. Bu, onun için büyük bir adım; çünkü bağ kurmaktan kaçan birinin birine bu kadar yaklaşabilmesi başlı başına bir dönüşüm gibi. Ama sonra… Hamile kalıyor. Bir çocuğu oluyor. Diyor ki Süreyya: ‘’bazı kadınlar sevmek, bazıları ise sevilmek için çocuk yapar. Ben ikisini de istemiyordum. Ben sadece ve sadece çok aşık olduğum için, sevip sevildiğim için anne olmuştum. Bir ailenin içinde anne olarak, eş olarak, o ailenin herhangi bir bireyi olarak, sudan çıkmış balık gibiydim. Öyleydim..’’ Ve tam da burada o derin korku yeniden ortaya çıkıyor. Bebeğini seviyor, evet. Ama o sevgiden bile korkuyor. Çünkü o sevgi, beraberinde bir bağlılık getiriyor. Ve Süreyya, hayatı boyunca en çok bağlı kalmaktan kaçmış biri. İyi bir anne olamamaktan korkuyor. Çünkü hiç annesi olmamış. Nasıl seveceğini, nasıl kalacağını, nasıl tutunacağını öğrenememiş biri… Ve belki de en çok bu yüzden, o bebeğin hayatını ele geçirmesinden değil, kendi hayatının o bebek tarafından ele geçirilmesinden korkuyor. İşte burada Süreyya’yı anlamakla yargılamak arasında kalıyorum. Çünkü bir yandan bu çok insani bir korku. Ama diğer yandan… Bebeğini, bebeğin babasına bırakıp memleketine dönmesi… Bu, sadece bir kaçış değil. Bu, birinin hayatından kendini çekip alırken geride derin bir boşluk bırakmak. Ve burada kendime şu soruyu soruyorum: İnsan, başına gelenin yarasıyla başkalarına yara açmayı ne zamana kadar açıklayabilir? Yıllarca kendinden kaçıp, yazdığı romanlarda kendini anlatması… Sevgisizliği, pişmanlıkları, acıları kaleme dökmesi… Ama tüm bunlara rağmen yüzleşmemek için başkalarının kederlerinin arkasına saklanması… Bu bir savunma mı, yoksa düpedüz korkaklık mı? Hayatının bir noktasında kabul ediyor kendini aslında, hatta diyor ki; ‘’ belki kendimi öldürmedim ama kimseleri de yanıma yaklaştırmadım, Sevildim muhakkak ama kimse duvarlarımdan içeri giremedi. Demek ki kimsenin gücü yetmiyodu’’ diyordu. Ama işte burada Süreyya kimseye izin izin vermiyordu. Sanırım Süreyya’yla ilgili beni en çok zorlayan şey buydu: Onu anlamakla, ona kızmak arasında gidip gelmek. Ve belki de bu yüzden bu kadar gerçekti. Keyifli okumalar
Unutma Beni ApartmanıNermin Yıldırım · Hep Kitap · 20176,1bin okunma
·
41 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.