Gönderi

Gecenize bir şiir armağan ediyorum. #İyiGeceler
Yaz bana, memleket karışmış, Tuttuğun takım maçı kaybetmiş, En sevdiğin film tekrar vizyona girecekmiş... Muhakkak yaz. İşten çıkınca, sokakta bir kediye rastlayınca, Gökte bulutları belki armuta benzettiğin vakit yaz. Bulutun armuta benzemesi, nereden baksan şaşırılacak şeydir. Boynu bükük bir çiçek görürsen yaz. Gri kaldırım taşlarının arasına karışmış kırmızı renkli bir taş görünce yaz. Bahane çok; sen birini tut yakasından, onun için yaz. Canın sıkılır belki, yaz. Ben gülmenin her koşulda bir yolunu bulurum, güldürürüm seni. Sen gülmek için yaz. Az çok anlarım şiirden; kelimeler yüreğini daraltırsa yaz. - Ayşegül Kızılarslan instagram.com/reel/DUbj_StjCL...
Şiir
··
1 +1'leme
·
5,7bin Gösterim
10 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Mikail Balcı
Gönderi Sahibi
Okumalı, dinlemelisiniz.
Babaannem derdi ki: “İnsan, düşmanından, pişmanından korkmaz kızım, en çok kendinden korkar… Gücüne yenilmekten, düşüne bilenmekten, öcünde dirilmekten, var sandıklarında silinmekten, itilmekten, kakılmaktan, sövülmekten, kim bilir kimi zaman gereksiz övülmekten, ansızın tükenmekten, arttığını düşünürken, azaldığını fark etmekten, kıymet verip, verdiği kıymete gömülmekten korkar… Kalabalığa karışmaktan, yalnızlığa alışmaktan, dolup dolup taşmaktan, samimiyetsiz bakışmaktan, darılıp, barışmaktan, kendiyle savaşmaktan, “keşke”lere ilenip, “iyi ki” lere varamamaktan, dünleri silkeleyemeden yarınları adımlamaktan korkar… Anılan itin derdi, çomağa kalırmış. Kendinle barış kızım, önce kendinle barış.. Korkunun ecele faydası olsaydı cennet de boş kalırdı, cehennem de… Her şey insanlar için… Hop diye çıkıp, pat diye düşmek de… Tasın, tarağın hamamda kalsın… Sen dünün terini şifa sayarsan, aklın başındaki yerini nasıl olsa bilir… Bırak kötü haber tellalı, defini kendi için çalsın. Meral Demir/ Babaannem Derdi Ki 🌺🍂✨
Mikail Balcı
Gönderi Sahibi
Öyle anlamlı ve haklı ki...
Bende bu yazıyı çok anlamlı buluyorum… İyi okumalar … Dinleyin çocuklar! Müfredata girmemiş şeyler anlatacağım size. Hazır okullar da açılıyorken bilmeniz gerektiğini düşündüğüm konular... Milli Eğitim Bakanlığı’nın tavsiye kararı almadığı, ders kitaplarına girmeyen, öğretmenlerin anlatmadığı konular... Öncelikle şunu bilin ki: Hayat dediğimiz, ders kitaplarından öğrenilebilir bir şey değildir. İyi vatandaş olmakla iyi insan olmak arasında, söylenmemiş üstü örtülmüş bir fark vardır. Uygar ve uysal olmak adına anlatılan şeyler, hayatın derin anlamına nüfuz edemezler. Bu yüzden hayat çoğu zaman gayrı resmi bir yolculuktur. Çok zaman kaçak kalırsın yaşamak kompartımanında. Sana hayat bilgisi diye yutturulan konular gerçekte seni sıkıştıracakları dar bir elbisedir. Ve asla elbiseyi sana uyduracak değiller bunu unutma. Sana yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağmurlu bir coğrafyada yaşadığımızı söyleyecekler. Gerçek olan senin mevsimindir oysa. O günün nasıl geçeceğini anlayabilmek için gökyüzüne bakman gerekmez. Dönüp yüreğine bak. Yağmurlar ve güneş yüreğinden süzülür. Gerçek olan yüreğinin mevsimidir, senin mevsimindir. Her sabah uyandığında gözlerinden dünyaya saçılandır mevsim. Güneş senden doğar ve yağmur senin gözlerinden düşer yeryüzüne. Sana atlaslar, haritalar gösterecekler. Adına sınır dedikleri bazı çizgilerle çevrildiğini göreceksin yaşadığın yerlerin. Bütün bunlar kurmaca. Gerçekte tüm yeryüzü Allah’ındır. ve gerçekte yürüyebildiğin kadar senindir tüm coğrafyalar. TARIK TUFAN
Mikail Balcı
Gönderi Sahibi
🙏👏
Kırılganlığını yaşatıyordu; belki de başka çaresi yoktu. Çünkü bazı yaralar iyileşmek için değil, insanın içinde sessizce büyümek için vardı. Kimdi buna sebep olan? Kendisi mi, yoksa adını bile koyamadığı insanlar mı? Zaman mıydı onu bu hâle getiren, yoksa unutamadığı anlar mı? İnsan bazen kendi içinden çıkamaz. Kendi içine düşer. Ve ne kadar çırpınırsa çırpınsın, kendi karanlığının duvarlarına çarpar sadece. Ben… Ne kadar yorgundum. Ne kadar eksik. Ne kadar yarım kalmış… Sanki bir ömrü yaşamış gibi bitkin, ama aslında hiç yaşamamış gibi boşlukta. İçimde sürekli yankılanan bir soru vardı: Ben kimdim? Bu soru basit değildi. Çünkü cevabı yoktu. Çünkü kim olduğumu belirleyen şeyler bana ait değildi. Birileri dokunmuştu hayatıma, birileri yön vermişti, birileri eksiltmişti… ve sonunda geriye kalan ben değildim. Uçmak istiyordum. Gerçekten istiyordum. Ama istemek yetmiyordu. Çünkü kanatlarım vardı belki, ama kırılmıştı. Çünkü gökyüzü vardı, ama bana ait değildi. İnsan en çok da sahip olduğu hâlde kullanamadığı şeylere yanar. Kanatlarının olduğunu bilip uçamamak… İşte en ağır yük buydu. Sesim çıkmıyordu. Çıkarmak da istemiyordum belki. Çünkü kimse duymuyordu. İnsan bir süre sonra anlatmayı bırakır; anlaşılmamaya alışır. Sessizlik, zamanla bir sığınak olur. Ve o sığınakta insan, kendi iç sesinin mahkûmu hâline gelir. Dışarıda hayat devam ediyordu. Mart mavisi bir gökyüzü, çiçeklerin kokusu, insanların telaşı… Her şey olması gerektiği gibiydi. Bir tek ben… Olmamam gereken gibiydim. İçimde sürekli bir eksiklik vardı. Tanımlanamayan, doldurulamayan, susturulamayan bir boşluk. Ne kadar görmezden gelsem de, o boşluk her an biraz daha büyüyordu. Ve ben her gün biraz daha içine düşüyordum. Kim yapmıştı beni böyle? Kim eksiltmişti? Kim susturmuştu? Belki de cevap şuydu: Herkes biraz yapmıştı. Biraz kırılmıştım insanlardan, biraz hayattan, biraz da kendimden. Ve en kötüsü… insan en çok kendine yenilir. Kendine yabancılaşır. Kendini taşıyamaz hâle gelir. Yüreğim ağırdı. Kanatlarım yorgundu. Ve gökyüzü… sadece uzaktan bakabildiğim bir şeydi artık. Bir kafesin içindeydim ama o kafesi kimse görmüyordu. Çünkü o kafes demirden değil, düşüncelerden yapılmıştı. Kaçmak istesem bile, nereye gideceğimi bilmiyordum. Susuyordum. Çünkü konuşmak bir şeyi değiştirmiyordu. Ama içim… İçim hiç susmuyordu. Her geçen gün biraz daha derine çekiyordu beni. Ve ben, kendi içimde kayboluyordum. Ne tam vardım ne de yok. Ne tamamen hayattaydım ne de tamamen bitmiş. Sadece… Sürüyordum. Kendimle bile barışık değildim. Hatta en büyük kavgam kendimleydi. Aynaya baktığımda gördüğüm şey bir yabancıydı. Tanıdık ama uzak. Yakın ama ait değil. Ve en acısı şuydu: İnsan bazen kendini kurtarmak ister… Ama nasıl kurtulacağını bilmez. İşte o an, kanatları olduğu hâlde uçamayanların hikâyesi başlar. Ve o hikâye… sessizce, kimse fark etmeden devam eder.
Ayşegül hanıma bayılıyorum sıkı takipçisiyimdir ve bu şiirini kendisinden de dinledim o kadar güzel anlatmış ki insanın koşarak sevdiğine yazası geliyor 🌸
Mikail Balcı
Gönderi Sahibi
Anlamlı... 😊
Reklam
Bu şiiri herkes paylaşsa keşke,Ayşegül pırıl pırıl çok yetenekli ve daha çok tanınmayı hak ediyor🤌Müsadenizle inst. adresini bırakıyorum ayysegultatilde 🌸
Mikail Balcı
Gönderi Sahibi
Keyifle takip ediyorum.
Kim bilir belki bir gün Otururuz bir ağacın altındaki bir banka Sen gözlerime bakarsın Ben şiirler okurum sana Hani seninle susmak da güzel dersen Sen ellerimi tutarsın Ben yüzünü seyrederim kana kana Kim bilir belki bir gün Otururuz bir ağacın altındaki bir banka Sen hasretini dinlendirirsin Ben özlemimi yana yana Seni seviyorum demekten öte Bırakırız kalbimizi rüzgârın kollarına Dökülen yapraklar şöyle dursun O an bahar gelir, çiçek düşer tüm dallara Kim bilir belki bir gün Belki bir gün ... Arzu Karadoğan
Mikail Balcı
Gönderi Sahibi
Anlamlı...