jean-paul sartre'ın 1939'da kaleme aldığı bu kitap (le mur - duvar isimli öykü kitabından uzun bir novella, bir yöneticinin çocukluğu olarak türkçeleştirilmiş), lucien'in çocukluktan yetişkinliğe geçerken kişiliğinin nasıl toplumsal, kültürel ve ailevi baskılarla yoğrulduğunu gösteriyor. sartre burada bireysel tercih ile toplumsal şartlanma arasındaki gerilimi roman formunda tartıştırıyor.
lucien'in yolculuğu tam bir kimlik arayışı laboratuvarı: önce eşcinselliği deneyip reddediyor, heteroseksüelliğe dönüyor; ardından kendini antisemit bir çizgide buluyor ve bununla gurur duyuyor. bütün bu kırılmalar, toplumun değer yargılarının nasıl içselleştirildiğinin izdüşümleri. finaldeyse, tüm ideolojik ve cinsel savrulmaların üzerine sembolik bir “kırsalda yaşayan bakire arzusu” ve bıyık bırakma sahnesi ekleniyor. sanki bütün bu karmaşanın sonunda erişilen 'erkeklik' imgesinin simgesi gibi.
sartre'ın yaptığı şey; bir yöneticinin ya da daha geniş anlamda bir burjuva bireyin nasıl şekillendiğini anlatmak. çocukluk deneyimleri, bastırılmış arzular, ideolojik eğilimler, arkadaş çevresi ve toplumsal beklentiler birleşip ortaya günümüzde de nesli tükenmemiş olan eril bireyi çıkarıyor. lucien tüm bunları yaşarken arada anksiyete krizleriyle de boğuşuyor tabii.
kimi bölümlerde ağır psikanalitik bir üslup sezilse de kitap sonunda insana şu soruları düşündürüyor: 'karakter' dediğimiz şey ne kadar bizim seçimimiz, ne kadar içinde doğduğumuz düzenin ürünü? seçtiğimiz arkadaşlar gerçekten kişiliğimizi ne kadar etkiliyor?
bir yöneticinin çocukluğu'nu okurken anlıyorsunuz ki, yöneticilik aslında çocukluk travmalarının kariyer basamaklarına terfi etmesinden ibaret.