Şüphesiz ki Dimitır Dimov’un Tütün (Тютюн) romanı, Bulgar edebiyatının en iz bırakan eseridir.
Tütün sadece bir devrimin çığılığı ve mazlumların hikayesi değildir, aynı zamanda bir milletin uyanışı, bir ülkenin hikayesidir. Nitekim romanın konu aldığı yıllar tarihimizin en çalkantılı, hem iç siyaset hem de dış siyaset açasından en karışık olduğu yıllardır.
Bulgar halkı tarafından benimsenmemiş, Alman çıkarları için ülkenin varını yoğunu satan ve yine Alman olan bir Çar ailesinin dikta rejimi altında, adeta bir işgal altında varlığını sürdüren Bulgar halkının bu baskıya artık daha fazla dayanamaması ve neticede bu korkunç düzene başkaldırısını, o dönemin Bulgaristan’daki en öncü sektörü alan Tütün sektörüne odaklanarak anlatır. Zaten Bulgaristan’da neredeyse her kişinin vakti zamanında tütün işi ile çalışmış olduğu veya bir tanıdığı olduğu gerçeğini göz önüne alırsak, ülkemiz genelinde oldukça büyük bir sektörden söz ediniyor roman. Tütünde çalışmışlarınız bilir; o tütün kokusu başta tiryakisini cezbeder, lakin zamanla ciğerlerinizi yakarak sizi zamanla öldüremeye başlar… tıpkı o dönemler Bulgaristan’ın içinde olduğu durum gibi.
Roman, insanların yaşam koşullarından, hayatın iyi ve kötü yanlarından, fırsatlara, bu fırsatlar altında kaybedenlere, eşitsizliğe ve Çarcılar ile Anavatan Cephesi arasında çıkan İç-Savaş’a giden yoldaki toplumsal gelişimleri, ve Stamboliyski döneminden beri bir kor gibi Bulgar halkının içinde var olan o devrim ateşinin yavaş yavaş nasıl kızıştığını usta bir bir şekilde kalemi ile aktarmıştır.
Roman, konusu itibari ile bir Sosyalist Gerçekçilik Romanı olarak algılanabilir;
Ancak Dimitır Dimov’un kalemini diğer Sosyalist Gerçekçilik romanlarından net bir şekilde ayırmak gerekir, genel olarak sosyalist gerçekçilik romanları emekçi-sömüren dualizmini net bir şekilde ortaya koyarlar, ancak bu romanda dualizm yoktur; çünkü Dimov’a göre sistem, ezileni de, ezeni de sömürmektedir. Bu yüzdendir ki devrimci karakterleri okumamızın yanı sıra, bu zor koşullar altında bile fırsatçılıkla, emek hırsızlığı ile yükselenleri, adeta işgal yönetimi misali Bulgaristan’ın başında denetlemeci olan ve Nazi rejimi tarafından gönderilen Alman karakterleri, dönemin para babalarını, onların iç dünyalarını, iç çekişmelerini, şahsi mantıklarını ve hayat gayelerini de konu almasıyla, Tütün gerçekten de diğer tüm sosyalist gerçekçilik romanlarından ayrılarak özel bir yerde bulunmaktadır.
Kısacası, özellikle bu topraklardan gelen biri olarak bu efsanevi romanı herkese tavsiye ederim, nitekim Türkiye’den uzak bir gerçeklikte değil, yanı başınızda yaşanmış, neredeyse aynı denilebilecek kadar yakın ve iç-içe olan bir coğrafyadan çıkan bu destanda tüm dünya halklarına önemli mesajlar vardır. Özellikle bu son yıldaki GERB-hükümetinin istifasını getiren Bulgaristan çapındaki devasa protestolar ve direniş hareketi ile Bulgaristan’da tekrar gündeme gelmiş olan bu eser, sizlere de çok şey katacaktır. Yalnız unutmayınız ki Tütün sadece bir roman değildir, o bir ulusun tarihidir, o Balkan halklarının içinde yıllar yılı sindirmeye zorlandığı bir çığılığın dışa vurumudur.
Bu değerli eserin buna istinaden okunmasını temenni ederim.