Bu şiir, sevginin sıralama değil, inşa süreci olduğundan bahsediyor.
İnsanları en iyi, en yakışıklı veya en uyumlu ya da en güzel diye kriterlere göre sıralayıp birini birinci seçmek sevgiyi başlatmaz. Bu sadece seçmektir.
Sevgi; birlikte geçirilen vakit, aşılan zorluklar, karşılıklı tavizler ve paylaşılan anılarla tuğla tuğla örülür. Yani sevgi, hazır bulduğun bir şey değil, zamanla meydana getirdiğin bir bağdır. Bu da bahsettiğim inşa sürecidir... Ve emin olunuz ki çok zordur inşa etmesi...
Sevdiğim ikinci kadınsın cümlesiyle başlayan o sarsıcı giriş, aslında bizi en temel insani gerçeğe geri götürüyor: Birini sevebilmek için önce sevilmeyi ve sevmeyi öğrenmiş olmak gerekir...
Şiir, kalbimizin boş sayfadan ibaret olmadığını söylüyor. Bir kadına duyulan aşk, gökten zembille inmez; o aşkın yolu, çocukken annemizle kurduğumuz o ilk bağla açılır. Yani sevgimiz, geçmişimizden devraldığımız bir mirastır.
Şiirde anne sevgisi mecburiyet olarak tanımlanıyor. Kantçı perspektifle bakıldığında, bu doğal bir eğilimdir.
Ancak bu mecburiyeti hayatımda hiçbir mecburiyeti onun kadar sevmedim diyerek içselleştirmeliyiz. İkinci kadını sevmek ise bir seçimdir, fakat bu seçimin mümkün olması, o ilk zorunlu sevginin başarısına bağlıdır.
Sevgiyi kategorize ederken bir hiyerarşi kurmalıyız. Bu, Platonik bir anlamda ilk olanın (arkhe) kutsallığını korumasıdır. İkinci kadın, birincinin yerini alamaz çünkü o, yürümeyi ve koşmayı öğreten temeldir. Burada ikinci olmak bir değersizlik değil, sağlam bir temele oturan olgunlaşmış sevgi anlamına gelir...
Neyse birazda şairden bahsetmek gerekirse, Ceyhun Yılmaz, süslü kelimelerin arkasına saklanmaz.
Sanatını anlaşılmak üzerine kurar. Şiirdeki dil o kadar durudur ki, okuyucu şiiri okurken sanki bir şairle değil, dostuyla dertleşiyormuş hissine kapılır.
Bu, Garip Akımından gelen sıradan insanın duygusu geleneğinin modern bir yansımasıdır..
Şiirin başlığı ve ilk dizesi olan Sevdiğim ikinci kadınsın, sanatsal ironi ve gerilim yaratır. Okuyucuda önce kıskançlık veya merak uyandırır; ancak ikinci dizede gelen annem vurgusuyla bu gerilimi duygusal bir rahatlamaya (katarsis) dönüştürür.
Bu da, şiirin akılda kalıcılığını sağlayan en güçlü sanatsal manevradır...
Birazda seslendirmeden bahsedelim diyecek olursak kısaca; Ceyhun Yılmaz aynı zamanda bir sahne sanatçısı ve radyo programcısı olduğu için, şiirlerini yazarken ses değerlerini ön planda tutuyor. Şiir, sadece okunmak için değil, okunurken dinleyiciyi belli bir tempoda tutmak için tasarlanmıştır.
Yani,Kısa cümleler ve anlamlı duraklar (esler), metne doğal bir melodi kazandırıyor.