·368 syf.····Okunma: 28 Mart 2026 21:29 herkese selam. bu benim bu yazardan olduğum ilk -ve büyük ihtimalle son- kitap. başlamadan önce şunu söylemek isterim ki kendisinin bookstagram kişiliği hakkında pek fazla fikrim yok. youtube'da arada bir videoları karışma çıkıyor -ki kitap içerikleri tüketmeyi seven herkesin karşısına çıkıyordur eminim- ama tarzlarımız pek uyuşmadığı için ilgilenmiyorum. bu aralar birkaç tane türk yazarın kitaplarını okumak istiyorum ve bu yazar da onlardan biri olduğu için en az olaylı kitabına bir şans vermek istedim.
kitabın konusunu fikir sahibi olmanız adına çok kısaca anlatayım: ana karakterlerimiz güneş ve arden aynı adamı öldürmek için girdikleri evde tesadüfen çarpışıyorlar ve bu çarpışma her ikisinin de malum cinayet planını suya düşürüyor. ertesi gün polisler güneş'in evine kendisini tutuklamak için geliyorlar ve tesadüfe bakın ki önceki gece cinayet işlemek üzere onunla aynı yerde bulunan arden de karakolda güneş'i sorgulamak için bekleyen diğer polislerden biri.
kitap konu olarak ilgi çekici bence. eğer beni paylaşımlarımdan tanıyorsanız bilirsiniz ki polisiye genelde okumayı tercih ettiğim bir tür değil, bu kitaba da polisiye beklentisiyle değil de romantizm beklentisiyle başladım ve ilginç bir dinamik vaat ettiği için memnun kaldım. ama bu tabii genel işleyişe dair şikayetlerim olmayacağı anlamına gelmiyor ki puanımdan da anlayacağınız üzere konusunu beğenmem kitabı bütünsel olarak beğenmeme pek yardımcı olmadı maalesef.
benim ilk şikayetim yazım tarzıyla ilgili olacak. modern melankolik polisiye ile wattpad estetiği arasında gidip gelen o tarz o kadar baskın ki baslar başlamaz yazara "tamam tamam, ben senin neyin peşinde olduğunu anladım" diyebiliyorsunuz. edebi olmak için cok fazla uğraş var ve bu durum daha ilk andan akışa zarar veriyor. görselleştirme fena değil aslında ama aşırı tekrar var. aynı duygular 2-3 farklı cümleyle anlatılıyor ve bu bir yerden sonra duyguyu hissettirmek değil de dayatmak oluyor bence. yazar okurlarının anlayacağına güvenmiyormuş gibi sanki. derinliği göstermekten ziyade okuyucunun yüzüne "bak şu an çok üzgün ve yalnızım, anlıyor musun?" diye bağıran bir tarzı var ve bu da duygu kullanımını manipülatif gösteriyor haliyle (◔‿◔)
diyaloglar girişte çok yapay ve keskin. sanki karakterlerin sesi yokmuş gibi hepsi tek bir tonda konuşuyor ve her cümleleri bir hayat dersi ya da ikonik bir aforizma gibi tasarlanmaya çalışılmış. "yalnız biri olmak böyle bir şeydi... bazıları sürekli yanınızda olduğunu söylerdi ancak..." blabla bu kısımlar tam sosyal medyada altı çizilip paylaşılsın diye yazılmış. iyi yanından bakacak olursak en azından sahneler hızlı, ama her cümle tek başına zirve olmaya çalıştığı için akıcı degil. tabii kitap ilerledikçe bu durum belli bir ölçüde düzeliyor ama yine doğallıktan tamamen uzak bir şekilde. çeviri kitapmış gibi hissettiriyor ve bu da sık sık karakterler türk mü, yazar türk mü diye sorgulattı bana.
yani kısaca fazla ham, fazla dramatik, fazla tekrarlayıcı. yazarın iyi bir hikaye anlatıcısı olma potansiyeli var ama bu iyi bir yazar olmakla aynı şey değil. duygu kontrol etmeyi bilmiyor ve hikâye işlenişi çok yüzeysel bence.
şimdi de karakterlerden bahsedeyim. açık konuşmak gerekirse ana karakterlerden yan karakterlere, kötü karaktere kadar herkesin cok derinliksiz işlendiğini düşünüyorum. bu kitabı ikili arasındaki romantizme odaklanarak okumayı tercih ettiğim için üçüncü kişilerin yüzeyselliğine o kadar dikkat etmedim ama ana karakterler bile derinlikten tamamen uzak yazılmışlardı bence. öncelikle ana erkek karakterimiz arden, yazar onu tek bir hareketiyle sevimsiz göstermeyi başardığı için kendisine karşı duyacağım bütün olası sempati ilk bölümlerden yok oldu maalesef. açık konuşmak gerekirse arden'in ilk görüşte güneş'i soyunurken gizlice izleyip buna karşı hormonlarının verdiği fiziksel tepkileri ballandırarak anlatması aralarındaki dinamiğe albeni katmıyor. kitap ilerledikçe anladığımız, yazarın arden için kurmaya çalıştığı karizmatik, koruyucu, çekici erkek profili bu ilk görüşle birlikte sapık bir röntgenciye dönüştü ki bu duurm yaşanmasaydı bile arden kitap boyunca yaşanmışlığı olan bir karakterden çok üzerine yukarıda saydığım özellikler yapıştırılmış bir "tip" olarak hissettirdiği için yine etkilenmezdim.
güneş ise arden'e göre daha iyi bir karakterdi bence. aslında onun da yeterince detaylı işlendiğini düşünmüyorum ama hem bir kadın olarak kendisine karşı empati kurabilmem, hem de arden'in aksine hikayeye bir röntgenci olarak giriş yapmadığı için kendisini daha sevimli buldum. ama bu bile tek başına onu umursamamı sağlamadı.
romantizmden bahsedecek olursak yukarıda dediğim gibi bu kitaba başlamanın sebebi olan unsurdu ama maalesef kitabı sevmeme yardımcı olmadı çünkü iyi işlemediğini düşünüyorum. aralarında bence güzel bir dinamik yazılabilirdi (güneş'in eski ilişkisinin etkisiyle) ama yazar bu dinamiği işlemek için çok üşengeç olacak ki her şey cok yüzeysel kaldı. ben bir karakterin sevdirilmesi ya da haklı gösterilmesi için baska bir karakterin karalanmasını sevmiyorum ve bu kitapta güneş'i arden ile birlikte sevelim diye eski sevgilisine tam olarak bu yapıldı. oysa ilk bölümlerde onun eski sevgilisi ile ilişkisinin de güzel olduğunu ve bu durumun arden ile olan ilişkisini daha derinlikli yapacağını düşünmüştüm çünkü ikisi arasında okuyunca pek de şaşırmayacağınız bir bağlantı var. ama yazar eski sevgiliyi umursamayı bırakmamızı istedi.
bu durum yaşanmasa bile ikili arasındaki romantizmi sevdiğimi söyleyemezdim. bunun ana sebebi herhalde karakterleri bir türlü umursayamamam. ne güneş ne de arden benim üzerimde bireysel olarak bir etki bırakmadıları için ikili sahnelerini de sıkılarak okudum. zorunlu olarak kurmak zorunda kaldıkları yakınlığın sebebi pek inandırıcı değildi ve hadi neyse genç kurgu deyip ciddiye almasam da gelişim süreçleri çok dengesiz ilerledi bana göre. aralarındaki atışmalar eğlenceli olabilecekken olimpos yayınları dublajıyla yazıldıkları için pek etkilenmedim, kurulmaya çalışılan cinsel dinamik çok yapaydı ve karakterlerin birbirini umursama süreçleri de çok hızlı ilerledi bence. ve yazım tarzının da bu konuda suçu var çünkü hayata karşı yenilmiş ama aslında çok güçlü ve intikam peşinde olan karakter personası, olay örgüsünden kopup aniden gelen o uzun yorucu paragraflar o kadar ön planda ki romantizm bu betimlemelerin altında resmen eziliyor.
yine de aralarındaki birkaç andan etkilenmediğimi söyleyemeyeceğim :)) her ne kadar tiktokta editi yapılsın diye eklendiklerini düşünsem de.
ımmmmm ve sey, dikkatli bakacak gözler için belki daha fazla mantık hatası vardır ama ben dikkat etmedim. sadece yazara anatomi bilgilerini geliştirmesini ya da kelime seçimlerine dikkat etmesini öneririm çünkü belli ki kasığın nerede bulunduğu konusunda büyük bir yanılgıya düşmüş:)) kitapların her detayının bir nefret unsuruna dönüştürülmesini saçma buluyorum ama bu da dikkat edilmeyecek bir detay değildi yaaa :D
dikkatimi ceken bir detay da şu ki kitaptaki çoğu karakter (yüzeyselliklerinden bahsetmiyorum) kitaba sanki büyük ölçüde bir etki verecekmiş gibi dahil olup elle tutulabilir hiçbir etki vermeden öylece çıkıverdiler. sonu da bununla bağlantılı olarak cok oldu bittiye geldi. "bu kadar mıydı yani" diye düşünmeden edemedim. gerçekten bu kadar mıydı?
neyse efendim, genel olarak konuşmak gerekirse bence türüne göre potansiyel vadeden bir kitaptı ama hem işlenişi hem de yazım tarzı sorunluydu bence. yazarın belli ki daha çok yolu var. umarım eleştirileri dikkate alır da kendisini geliştirmek için caba sarf eder çünkü anladığım kadarıyla pek yapmıyor bunu. diğer iki fantastik serisini okumadım ama buradan okuyan takip ettiğim arkadaşlarımın incelemelerinden anladığım kadarıyla özellikle kadın karakterlere bakış açısı çok sorunlu. bu durum bu kadar şikayet ediliyorken yazarın üstüne dikizleme sahnesi yazması da bana yorumları okumadığını düşündürtüyor çünkü okuyup bu kadar ciddiye almaması mümkün değil bence.
bu yorumu içimde yazara karış herhangi bir nefret, kin duygusuyla yapmadim. dediğim gibi, kendisinin bookstagram kişiliğine dair pek fikrim yok ve bu yorum onun yazarlığına yaptığım objektif bir eleştiri. eğer aranızda kitabı okumayı düşünen varsa da umarım objektif davranmaya dikkat ederler çünkü bir dönem bu platformda kendisini linçlemenin resmen akım haline geldiğini hatırlıyorum. kişiliğine hakaret eden, "selin solaris karşımda olsa ona ne söylerdim" başlığıyla yazılmış, ah pardon, chatgbtye yazdırılmış yapay ve tamamen nefret odaklı paylaşımlar dolayısıyla kac kişiyi takibi bıraktığımı hatırlamıyorum bile:) bu paylaşımların haklı noktalara değindiği gerçekti tabii ama *unpopular opinion* ben bir çoğunun samimiyetsizlik ve çifte standart barındırdığını düşünüyorum. bunu yapan onlarca yazar var hem yerli hem yabancı ama özellikle yerli yazarları eleştirmek yorucu göründüğü için herhalde selin'i bir sembol olarak seçip bu topluluktaki tüm yanlışların vücut bulmuş haline getirdiler ve bu bir yerden sonra artık eleştiriden çıkıp ego tatmini ve beğeni toplama yarışına döndü (◔‿◔) diğer bookstagramların bazılarının birleşip saf tutması da işin en stratejik kısmıydı tebrik ediyorum hepsini bu profesyonel hedef şaşırtma için. kendi hatalarınızı halının altına süpürüp o halının üstüne selin'i oturtun, aynen.
selin'in yazdıklarının gerçekten sorunlu, hatalı ve hatta kalitesiz olduğu bir gerçek ancak ben bu gerçekliğin bir silah olarak kullanıldığını düşünüyorum. çoğu kişi selin'i hatalı bulduğu için eleştirmiyor, bu durumu güvenli buldukları için bu dalgaya katılıyorlar, bu kadar. özellikle ülkemizde kadına şiddettin bu kadar yoğun olduğu dönemde sağduyulu insanların haklı isyanına kendi haksız ve ikiyüzlü yöntemleriyle en büyük zararı verenlerden biri de onlar aslında.
neyse, bitirmeden şunu özellikle belirtmek isterim ki bu kısım tamamen kendi gözlemim ve yorumum. doğrudan herhangi bir kişiyi hedef gösterme ya da spesifik bir tartışmayı yeniden alevlendirme niyetinde değilim, aman aman dncjdjjf. benimkisi sadece buna dair küçük bir not düşmek. katılırsınız ya da katılmazsınız, o da size kalmış:))
umarım kimse bu paylaşımı hikayesinde ya da youtube kanalında paylaşmaz.