Bazı kitaplar vardır, daha ilk sayfalardan sizi karakterine bağlar. Ela Aydemir de benim için tam olarak böyleydi. Güçlü duruşu, net tavırları ve özellikle kadınlara yapılan en ufak haksızlığa bile sessiz kalmaması, onu okurken en çok sevdiğim özelliklerden biri oldu.
Ela’nın geçmişinde yaşadığı kayıp ve bunun sonucunda Barbaros Karavan’a karşı geliştirdiği öfke, kitabın temelini oluşturuyor. Ancak olayların, onun yeğeni Serkan ve kızı Deren’in devreye girmesiyle farklı bir noktaya taşınması, akışı daha da merak uyandırıcı hale getiriyor. Ela ve Serkan arasındaki nefretle başlayan iletişimin zamanla değişmesi de kitabın duygusal tarafını destekleyen unsurlardan biriydi.
Kitapta ayrıca farklı davalara yer verilmesini sevdim. Özellikle kadın cinayetleri ve kadınların yaşadığı zorluklarla ilgili verilen alt mesajların güçlü olduğunu düşünüyorum. Ela’nın bu konulardaki duruşunu okumak gerçekten etkileyiciydi.
Bununla birlikte, bazı noktalarda daha fazla derinlik görmek isterdim. Özellikle ilerleyen sayfalarda ortaya çıkan büyük sırrın öncesinde çok fazla hissettirilmemesi bende küçük bir kopukluk yarattı. Yine de bu detay, kitabın merak duygusunu canlı tutmasına engel olmuyor.
Bazı karakterlerin ise biraz daha ön planda olabileceğini düşündüm. Örneğin Kaan karakteri, ilginç bir geçmişe sahip olmasına rağmen daha fazla işlenebilirmiş. Aynı şekilde Ela’nın savcı kimliğini de daha yoğun hissetmek isterdim. Yer yer bunu görsek de, mesleki tarafı biraz geri planda kalmış gibi geldi.
Ela ve Serkan arasındaki duygusal geçiş ise genel olarak güzel ilerlese de bazı anlarda okuyucuya tam geçmeyebiliyor. Ama buna rağmen aralarındaki gerilimi okumak keyifliydi.
Genel olarak; güçlü bir kadın karakter, akıcı bir anlatım ve merak uyandıran bir kurgu sunan bir kitaptı. Küçük