Bu kitap, bireylerin sınır koyma becerilerini geliştirmeyi amaçlayan, popüler psikoloji kategorisinde yer alan bir eser. Ancak içerik açısından değerlendirildiğinde, yüzeysel genellemelerle ilerlediği ve sınır kavramını oldukça indirgenmiş bir çerçevede ele aldığı görülmektedir.
Kitapta “hayır diyebilme” becerisi neredeyse tek başına bir çözüm yolu olarak sunulmakta; oysa gerçek yaşamda sınır koyma, yalnızca istememek üzerinden şekillenen bir süreç değildir. İnsan, sosyal bir varlıktır ve ilişkiler içerisinde sorumluluk, empati ve bağ kurma gibi birçok faktörü dengelemek durumundadır. Hayatın her alanında yalnızca “istemiyorum” diyerek ilerlemek mümkün olmadığı gibi, bu yaklaşım bireyin bazı önemli yaşantıları ve gelişim fırsatlarını da kaçırmasına neden olabilir.
Psikolojik danışmanlık alanında eğitim almış biri olarak, sınırların kişinin ruhsal sağlığı, ihtiyaçları ve içinde bulunduğu bağlam doğrultusunda esnek ve işlevsel şekilde belirlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Sınır koyma; katı bir reddetme biçimi değil, dengeli bir öz-farkındalık ve ilişki yönetimi becerisidir. Kitap ise bu çok boyutlu yapıyı yeterince ele almamakta, okuyucuya daha çok tek yönlü ve basitleştirilmiş bir bakış açısı sunmaktadır.
Özellikle Türkiye gibi aile ve toplumsal ilişkilerin yoğun olduğu bir kültürde, sınır koyma konusu çok daha hassas ve katmanlıdır. Aile içinde sınırların çoğu zaman zor kurulabildiği bir yapıda, kitapta önerilen bireysel ve keskin “hayır” yaklaşımı gerçekçi olmaktan uzak kalmaktadır. Öte yandan, toplumsal alanda bireylerin sınır ihlallerine daha açık davranabilmesi gibi çelişkili durumlar da bu konunun kültürel bağlamda ele alınmasını gerekli kılmaktadır.
Sonuç olarak, kitap temel bir farkındalık oluşturabilir; ancak alan bilgisi olan ya da sınır koyma konusunda daha derinlikli bir anlayış arayan okuyucular için yetersiz kalmaktadır. Sınır koyma becerisi, yalnızca “hayır demek” değil; ne zaman, nasıl ve hangi bağlamda sınır çizileceğini anlayabilmektir.