·240 syf.····Okunma: 30 Mart 2026 22:51 Kitabın anlatımına başlamadan önce, çevirirnin çok iyi olduğunu, kitabın o paragrafsızlık yapısına rağmen gayet akıcı olduğunu söylemek zorundayım. Ama tabii yazara da ulan neden hiç paragraf yok diye saydırmadım değil. Az çok yazarın distopik bir roman yazdığını ve hikaye içerisindeki boğuculuğu bununla desteklediğini anlayabiliyorum. Ama bu kitabı bir yayınevine kabul ettirmek de ayrı bir tebrik konusu diye düşünüyorum.
Diğer bir övgüm de kitabın kapağına gelecek ki bence yapılabilecek en iyi kapaklardan biri. Tabii bunu kitabın sonunda daha da iyi anlıyorsunuz.
Ben kendi hayat koşturmacam nedeni ile kitabı yaklaşık bir hafta içerisinde bitirdim ama okumadığım zamanlarda hep ne olacağını merak eder durumdaydım.
Kitap başlangıçtan sona kadar sürekli yükselen bir gerilim, sıkışmışlık hissi ile ilerliyor ve o sıkışmışlık en sonlara doğru zirveye ulaşıyor.
Neyse buradan sonra spoiler işin içerisine gireceği için okumayı düşünüyorsanız lütfen devam etmeyin.
Kitabımızın ana karakteri Eilish Mikrobiyoloji üzerine çalışan bir bilim insanı. Günün birinde iki polis memuru, eşi, Öğretmenler sendikası başkanı Larry’i sorguya almak için eve gelir. Bundan sonra ise hayatları bir daha asla aynı olmayacaktır.
İrlanda’da 2 yıl önce başa geçen totaliter hükümet tüm yargı birimlerinde kadrolaşmış olup (Çok tanıdık geldi), bu birimler sayesinde hukuğa istedikleri gibi müdahale edebilmektedirler. Bu hükümet git gide sıkı yönetim baskılarını daha da artıracak ve en sonunda ülkeyi bir iç savaşa sürükleyecektir. Ve biz bu hikayeyi 4 çocuk annesi Eilish’in yaşadıkları olarak okumaktayız. Açıkça söylemek gerekirse ben son zamanlarda özellikle dünya tamamen o yönde giderken distopya okumayı çok fazla sevmiyorum. Bu romanda da en çok zorlandığım yönlerden biri bu oldu ancak en ve en önemlisi ise biri yeni doğmuş olmak üzere dört çocuklu bir annenin kocası tutuklandıktan sonra tek başına hayatta kalma mücadelesi vermesi. Hükümetin onun gibi aileleri yavaş yavaş yok etme çabaları. Dışarıdaki insanların özellikle hükümet yanlılarının nasıl kendilerinden olmayanların yaşadıkları acıları umursamadıklarını ya da o acıları arttırmaya çalıştıklarını görmek cidden sinir bozucuydu. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de Eilish’in babası demans hastasıydı ve onu da kontrol etmesi lazımdı.
Daha bir şey yok mu, bomba at dediğinizi duyabiliyorum. İşte o bomba da kitabın sonlarına doğru iç savaş iyice alevlenince atılmayor.
Hikaye anlatımında beni en çok etkileyen şeylerden biri de Eilish’in kayıplarından sonra, onlarla ilgili sanki o kayıp hiç yaşanmamış gibi anektodlar vermesi. Misal gözaltına alınan kocasını ara ara bıraktıkları ve onunla yaşananlara dair konuşabildiğini düşündüğü anlar çok yürek burkucuydu.
Ayrıca böyle bir süreç içerisinde insanlara karşı güvensizliği, çocuklarını koruma çabasındaki iyi niyetli hataları ve o hatalarla yüzleşmeleri, ekonomik yıkımın insanlar üzerindeki yansımaları, çocukların böyle süreçlerde nasıl tepkiler verebildiği her ne kadar gıcık olsanız da bunların çok insani olduğunu düşündürtmesi, her insanın ne kadar eğitimli, kültürlü olursa olsun, savaş karşısında güçsüzlüğü, ne yapabileceğini bilememesinin anlatımı da kitabın güzel detaylarındandı.
Sonuç olarak Peygamber’in şarkısının boğucu bir kitap. Bunu kötü olarak söylemiyorum, bazen kitabın amacı da budur. Dünyanın her yerinde yaşanan çaresizliği gözlerimizin önüne tutarak bize anlatıyor ve okuyucunun diğer savaş olan ülkelerde yaşayan ya da yaşamaya çalışan Eilish’lerle empati yapmasını sağlamaya çalışıyor.