Bu yıl gerçekten aşırı şanslı olduğumu düşünüyorum. Hem birçok yeni yazarla tanıştım hem de bu yazarlardan çok azı beni hayal kırıklığına uğrattı.
Neyse, mutluluğumu paylaştığıma göre sizinle daha önce de bahsettiğim Muhteşem Zaferler hakkında konuşabilirim.
Bu kitap, kalp kırıcı bir şekilde absürt!
Başlangıçta kitabın dili beni hikâyenin gerçekliğinden biraz kopardı. Antik Yunan’da bu kadar sokak dili duymayı beklemiyor insan. Ancak sayfalar ilerledikçe bunun kitabın en güçlü yanlarından biri olduğunu fark ettim. Hem okumayı inanılmaz derecede akıcı hâle getiriyor hem de yer yer çok eğlendiriyor.
Kitapta en sevdiğim şeylerden biri de hikâyenin Lempo’nun ağzından anlatılmasıydı. Gelon gibi daha tahmin edilebilir bir karakter dururken, öngörülemez bir karakteri anlatıcı yapmak yazar açısından riskli bir tercih. Ancak Lempo’nun sesi o kadar iyi kurulmuş ki ortaya müthiş bir okuma deneyimi çıkıyor.
İki işsiz çömlekçinin, Sirküza’daki savaş esiri Atinalılarla birlikte taş ocağında Medea ve Truvalı Kadınlar sahnelemeye karar vermesiyle başlayan hikâye; dostluk, umut, kayıp, sanat ve insan olmanın kırılganlığı üzerine unutulmaz bir anlatıya dönüşüyor.
Okuyucuyu bir sayfada kahkahaya boğup birkaç sayfa sonra gözlerini doldurabilen kitaplardan biri bu. Daha fazla spoiler vermeden anlatabileceğim kadarıyla burada bırakayım.
Bir de Lyria var tabii…
Kesinlikle tavsiyemdir.
“Dünyanın yalnızca hikâyeyle derman bulabilecek yaralı bir şey olduğuna inanıyordu…”