Japon edebiyatıyla ilk tanışmamı bugün bitirdiğim bir kitapla yaptım: Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın.
Aslında uzun zamandır merak ettiğim ama bir türlü elime almadığım bir alandı Japon edebiyatı. Belki de Türkçeye çevrilen eser sayısının görece az olması, belki de kültürel olarak biraz daha “uzak” hissettirmesi… Ama şimdi dönüp bakınca, neden daha önce okumamışım diye düşündüm.
Kitapta adı geçen dört unsur var: bir kedi, bir adam ve iki kadın. Ama bana sorarsanız bu hikâyenin kalbi kesinlikle Lily.
Lily’nin evden ayrılıp eski sahibinin eşine gittiği o ilk günler… Yeni ortama alışamaması, yemek yememesi, kendini geri çekmesi… Okurken içim gerçekten daraldı. Onun o sessiz huzursuzluğu çok tanıdık, çok gerçekti. Belki de bu yüzden fazlasıyla dokundu bana.
Ama asıl etkileyici olan, sonrasında kurulan bağdı.
Yıllarca aynı evde bulunmuş ama çoğu zaman isteyerek değil, zorunluluktan birlikte yaşamış bir kadın… Ve o kadının, en yalnız ve en kırılgan zamanlarında, hiç beklemediği bir yerden gelen bir yakınlık: Lily.
Bir kedinin bir insana, bir insanın da bir kediye iyi gelmesi…
Sessiz, gösterişsiz ama çok derin bir bağ.
Bu kitap bana şunu hissettirdi:
Bazı ilişkiler kelimelerle değil, varlıkla kurulur.
Japon edebiyatıyla tanışmam böyle bir hikâyeyle olduysa, sanırım doğru yerden başlamışım Bir Kedi, Bir Adam, İki KadınCuniçiro Tanizaki