Cuniçiro Tanizaki

Cuniçiro Tanizaki

Yazar
7.4/10
129 Kişi
·
260
Okunma
·
15
Beğeni
·
1.503
Gösterim
Adı:
Cuniçiro Tanizaki
Tam adı:
Jun'ichiro Tanizaki
Unvan:
Yazar
Doğum:
Tokyo, 1886
Ölüm:
Yugavara, 1965
Cuniçiro Tanizaki, 1886’da Tokyo’da doğdu. İlk öykülerinde Edgar Allan Poe ve Fransız Dekadanlarından etkilendi. Tokyo’dan daha tutucu bir bölge olan Osaka’ya yerleştikten sonra geleneksel Japon güzellik ideallerini araştırmaya yöneldi. En iyi romanlarından Bazıları Isırgan Sever (1929). Kendi değerlerindeki değişimi yansıtıyor, geleneklere bağlı Osakalı bir ailenin öyküsünü anlatıyordu. 1932’de, klasik Japon edebiyatının başyapıtlarından Genci’nin Öyküsü’nü çağdaş Japonca’ya çevirmeye başladı. Bu yapıtın Tanizaki’nin üslubu üstünde büyük etkisi oldu. 1940’larda yayınlanan Hafif Kar Yağışı adlı romanında, çağdaş dünyanın geleneksel topluma yönelik saldırılarını klasik Japon edebiyatına özgü bir üslupla anlattı. 1956’da Anahtar, 1961’de Çılgın Bir İhtiyarın Güncesi adlı romanları yayınlandı. Yedi Japon Masalı adlı bir öykü kitabı ve Kaptan Şigemoto’nun Annesi adlı bir uzun öyküsü de bulunan Tanizaki, 1965’te Yugavara kentinde öldü.
insanlara içimden geçenleri söylemeyi pek sevmediğimden, kendi kendime bir şeyler anlatabilmek için günlük tutmaya başlamıştım.
Şimdi düşünüyorum da, "O birçok kadın içerisinde son derece nadir bulunur bir cinselliğe sahip,” diye günlüğüme yazmış olmam bir hataydı. Evet, yazmasam daha iyi olurdu. O özelliğini kocasının dışında bir adam üzerinde deneme merakına ne kadar karşı durabilirdi ki?
Beraber on yıl geçirdiğinizde, karşınızdaki kedi bile olsa, güçlü bağlar geliştirmeniz kaçınılmaz olur.
ben, kadının hangi konuda olursa olsun pasif kalması, erkeğe karşı kendiliğinden harekete geçmemesi gerektiğine inanan eski kafalı anne ve baba tarafından büyütüldüm. Kesinlikle tutkusuz bir insan değilim, ama benim karakterim o tutkuyu içinin derinliklerine gömmek üzerine kuruludur, asla dışarıya salmaz. Kendimi zorlayarak dışarı vurmaya çalıştığımda da, o an kaybolup gidiverir.
(Bu yıl elli altı yaşına giren bir kocanın kırk beş yaşındaki karısının vücuduna hayran olması pek sık karşılaşılan bir durum değil. Bunu biraz düşünürse iyi olur).
Ben karıma ait bile olsa, bir günlüğü izinsizce alıp okuyacak kadar sefil bir adam değilim. Fakat nedendir bilmem, içimden gıcıklık etmek geldi.
Ey Zümrütüanka!
Ey ölümsüz kuş!
Ne oldu senin erdemine?
Geçmişi unut ... Çaresi yok ...
Artık geleceği düşün ...
Geleceği düşün ve vazgeç
Şu ortalığı kasıp kavuran
Zorba hükümdarlara el vermekten ...
Çok tehlikeli, çok ...
Feodal dönemde olsaydık, kadının canı kocanın canına bağlı olduğuna göre, sefilce de olsa, onun söylediklerini harfiyen yerine getirirdim. Zaten bunu yapmam bir zorunluluk olurdu. Hele bir de kocam, o çılgınca eğlencesiyle tahrik olmadıkça beni tatmin edemiyorsa, üzerime düşeni yapmam gerekir.
ölümden korkarim, ama benim doymak bilmeyen şehvetim bunu düşünmeme bile olanak vermiyordu.
erkek milletinin birbirine ne kadar benzediğini itiraf etmem gerekiyor. gündüz vakti ne olmuş olursa olsun gece vakti gelince indiriyorum yelkenleri. yelkenleri indirmekten çok, içimdeki hayvanın ona boyun eğdiğini söylemem doğru olacak.
224 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Galiba hayatımda karşılaştığım en ilginç hikâye kitabını okudum. Cuniçiro Tanizaki'nin 1933'de yazdığı bu eserin bu kadar şaşırtıcı olabilmesini neye bağlamak gerekir, gerçekten bilmiyorum. Çevirmen Oğuz Baykara, Sunuş yazısında Tanizaki için "gelmiş geçmiş bütün Japon yazarlar arasında edebiyatı "ölüm"den ve "öğretiler"den bağımsız olarak beş duyuyla kavrayan tek yazar" şeklinde bahsediyor. Ben de bu ilginç yazar hakkında bu sunuştan bilgiler vereyim:

Tanizaki 55 yıl boyunca yazmış, geriye 28 ciltte toplanan roman, öykü, deneme, makale ve şiirler bırakmış. Tanizaki yazı yazmaktan sağ kolu felç olduğu zaman bile yazmaya devam etmiş, hatta yazamadığı zamanlar romanları sözlü olarak yazdırmış. Yazarın edebiyat hayatı kabaca ikiye ayrılıyor; batıya duyduğu derin hayranlık ve ardından Japon kültürüne yönelik sadakat dönemi. Bu kitabın da dahil olduğu ilk dönem eserlerinde sapık, şeytani cinsel duyguları işlediği düşünülüyor; ancak Baykara yine beş duyunun altını çizerek aslında yazarın insanı insan yapan bütün erdem ve kusurları hiç birşeyi inkâr etmeden paylaştığını söylüyor.

Kitaptaki beş hikâye de birbirinden ilginç. İlk hikâyede "müşteri"lerine eziyet etmekten hoşlanan bir dövme sanatçısını okurken, "Kirin "adlı ikinci hikâyede Konfüçyüs'ün "isterdim insanoğlu aklı mantığı bile/ ama serde kadın var, mantık bile nafile" sözlerinin bir anlamda hikâyesi anlatılıyor. Kitapta en sevdiğim öykü olan "Çocuklar" gerçekten irkiltici bir çocuk oyunları hikâyesi. Bir hikâye kitabının içerisine roman sığabilir mi, böyle birşey mümkün mü derseniz, kitaba adını da veren "Sazende Şunkin" kesinlikle bunu başarıyor: burada Şunkin adında bir kadın müzik hocasının ve onun hem sevdiği hem de öğrencisi olan Sasuke'nin hayatını öğreniyor, ve bu hikâye - roman sürerken hem anlatıcımızın yönlendirmeleriyle karakterlerimizi tanıyor, hem de anlatıcımızla beraber Şunkin'in Yaşamöyküsü adlı biyografiden bölümler okuyoruz; böylece biz de iç içe geçmiş iki biyografi okuyoruz aslında. Son hikâyemiz "Ağzının Tadını Bilenler Kulübü" ise hakikaten şok edici bir final olarak sona erdiriyor kitabı: bu sefer tek dertleri sürekli en güzel yemekleri yemek olan beş kişilik Ağzının Tadını Bilenler Kulübünün başkanının bir gecelik inanılmaz Çin yemeği keşfini okuyoruz...burada çevirmen Baykara'nın yazardan neden beş duyuyla hissettiklerini anlatan bir yazar olarak söz ettiğini daha iyi anlıyoruz...gerçekten şaşırtıcı, çok ilginç bir hikâye.

Neredeyse bütün hikâyelere yayılan sadistçe davranışlar; karşındakine boyun eğdirme, ona eziyet etme, kendisine yapılan eziyete tahammül gösterme ve giderek onu benimseyerek sevme gibi temaların hepsi yazarın cinselliğe odaklanmış ilk dönem hikâyelerinin bir örneği olmalı. "Çocuklar " adlı hikâyede bana göre en güzel örneğini görüyoruz bu temanın; yazar bu heyecanlı, ilginç çocukları ve onların acımasızlıklarını bu acımasızlıktan haz alma, onu sanata dönüştürme ya da bir sanat eserinden alınan lezzete benzer bir şekilde deneyimleme tarzında sunuyor bize, bunu sadece bu hikâyede değil, kitaptaki diğer hikâyelerde de yapıyor, zaten Sazende Şunkin adlı öykü aslında tamamen bu eziyeti, eziyeti sevmeyi, hissedilen tutku uğruna herşeyden vazgeçebilmeyi anlatıyor; bütün hikâyeler tutku nesneleri değişse bile hislerin herşey demek olduğu bir dünya resmediyor bize: burada hislerin ve tutkuların bedelleri var; ama itiraz etmek, karşı çıkmak yasak...

Sazende Şunkin'i edebiyat seven herkese öneriyorum.
265 syf.
28 yaşındayken 15 yaşındaki bir kıza aşık olan Kawai , daha ne kadar kendini küçük düşürebilir diye merak ede ede kitabı bitirdim. Okurken bir miktar çıldırıyorsunuz, bitirince Naomi'yi kırk yerinden bıçaklama arzusu oluşuyor içinizde.

Birini kendi benliğinizden, yaşantınızdan, arzularınızdan ve en önemlisi onurunuzdan vazgeçecek kadar sevebilir misiniz? Kawai seviyor yahu hem de zerre hak etmeyen birini.

Şiddetli batı özentiliği az biraz mazoşistlik barındıran bir kitap Naomi, 28 yaşındaki Kawai'nin her zaman gittiği cafede gördüğü 15 yaşındaki garson olan Naomi'yle olan tanışmasını ve sonrasındaki yaşantısını anlatıyor. edebi açıdan voovv bir eser değil, ama kendini okutturacak akıcılıkta yazılmış çerez bir kitap, vakti bol olan bir günde bitirir, kütüphanesine ekler.
104 syf.
·3 günde·7/10
Kitabın adı gibi bir adam, bir kedi ve iki kadını anlatan bu öykü, gündelik hayatımızda hergün yaşadığımız tüm o monotonluğun aslında bizi nasıl şekillendirdiğini görmemizi sağlıyor. Başlarda biraz ağır ilerlese de konusu geçen aileye iyice alışıp evin içerisinde dolaşmaya başladıkça nasıl bittiğini anlayamıyorsun. Öykünün bitişi açıkçası beni hiç tatmin etmese de genel olarak başarılıydı.
104 syf.
·Beğendi·5/10
Bir kedinin etrafında oluşan trajikomik bir mini öykü... Anlatımı Japon Edebiyatı sadeliğinde ama açıkçası biraz sıkıcı geldi bana okurken.Çünkü herhangi bir yükseliş ve heyecan yaratan unsur yok kitabın içerisinde.Okurken bir insanın kedi sevgisi nerelere kadar varabilir onu görebilirsiniz.
100 syf.
Kitap bir ingiliz kedisi Lili, bir adam (Şozo) ve iki kadın (eski eşi Şinako ve yeni eşi Fukuko) arasında geçen 100 bir sayfalık hikaye. Ezikliği ve yönetilmeyi huy edinmiş biri olan Şozo'nun bu iki kadın hayatına girmeden yılar yıllar önce sahiplendiği Lili'yi çok sevmesi ve değer vermesi iki kadın karakterimiz içinde oldukça sorun teşkil ediyor. Eski eşini başkalarının yönlendirmesiyle aldatan ve boşayan Şozo, sonrasında Fukuko ile evleniyor. Eski eşi Şinako'nun ayrıldıktan sonra ısrarla Lili'yi istemesi ve bunun üzerine Şozo'nun yeni eşine mektup yazmasıyla olay başlıyor. Şinako Lili'yi ısrarla isterken aslında çok sevdiğinden değil Lili'yi alırsa Şozo'nun onu özleyeceğini ve geri döneceğini düşündüğünden istiyor.Mektubunu zekice yazarak Fukuko'nun kanına girmeyi başarıyor. Sonrasında olaylar gelişiyor. Tanizaki kendi kedi sevgisini bu kitapta fazlasıyla güzel işlemiş öyle ki kedinin duygularını ve hislerini diğer karakterlerden daha güzel betimlemiş. Bir insanın insandan başka canlılarla da ne denli bir bağ kurabileceğini çok güzel anlatmış. Ben severek okudum ama sonunun Şinako'yla farklı bir şekilde bitmesini isterdim.
Vaktinizi çok fazla almayacak, kütüphanenizde yer açabileceğiniz keyifli bir kitap.
104 syf.
·4 günde·2/10
Kitap bence bir zaman kaybı. Kitabı bitirdikten sonra şu soruları kendinize soruyorsunuz "şimdi ben ne okudum" "neydi bunun anafikri". Benim gibi kedilere aşırı bir ilginiz yoksa hiç kitabı okumayın.
265 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Naomi,henüz 15 yaşında. Sessiz sakin,garson olarak çalışıyor. Ve güzel. Dikkat çekecek kadar güzel. Bu durumda Kawai Joji’nin ona aşık olmaması için bir sebep yok ortada. Ancak aşık olmak sizi her daim bulutların üstüne çıkaracak bir duygu değildir. Joji’ye olan da tam tersi. Acı çektirecek, kendine güvenini yok edecek, onu içten içe parçalayacak bir aşk bu. Adına aşk denilebilirse.
.
Tanizaki yine yapıyor yapacağını. Saplantıyı, erkeklerin kendi hazlarıyla sınavını öyle bir anlatıyor ki. Naomi’nin yaptıklarını okuyup bu kadarına da göz yumulmaz derken Joji yine soluğu Naomi’nin yanında alıyor.
.
Batı hayranlığı (takıntısı), bireysel çıkarlar için tüm ahlaki kuralları yok sayma, farkında olarak aynı hataları tekrarlama,komik duruma düşmeler..Hepsi arka planda. Ne Naomi ne Joji idi beni şaşırtan. Tanizaki’yi çılgın bir ihtiyarın güncesi ile tanımıştım. Oradaki ihtiyarın şekil değiştirmiş tutkusunun bu denli çıplak anlatılması gözlerimi kör etmişti. Bu eserinde de yazar kendini soyuyor aslında.
144 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Çok merak ettiğim Japon yazarlardan biri ile daha tanışmanın verdiği mutluluk içerisindeyim şu an. Tanizaki'nin bütün kitaplarını okumak istiyorum, çünkü anlatımı çok yalın. Evli bir çift düşünün; ikisi de birbirinin günlüğünü kurcalıyor. Hatta öyle ki birbirlerini, günlüklerine yazdıkları şeylerle yönlendiriyorlar. Açıkçası ben konuyu ilginç, dilini de oldukça samimi buldum. Sazende Şunkin ve Çılgın Bir İhtiyarın Güncesi başta olmak üzere, canım sıkıldıkça okuyacağım bir yazar olarak kenara ayırıyorum Bay Tanizaki'yi. Her ayın ikinci haftası #dünyaedebiyatıokuyoruz etkinliğimizin üçüncü kitabı olarak seçtiğim Anahtar'ı okumanızı tavsiye ederim. =)
840 syf.
·Beğendi·9/10
Ocak ayında başlayıp, Şubat ayında bitirdiğim harika bir kitap Nazlı Kar, Japon kadınının dönemsel değişiminin anlatıldığı bu kitabı, bir kadın kitabı olarak da nitelendirebiliriz.
Kitapta kar sahnesi hiç yok çünkü kitap adını, Japon şiirindeki bir söz sanatından alıyor. Kiraz çiçeklerinin baharda dallarından dökülmesini kar zannetmek. Japon kültüründe kiraz çiçeği geçiciliğin sembolü ve geçicilik düşüncesi kitabın ana temalarından biri.
Roman soylu olmayan ama varlıklı bir Japon ailesine mensup dört kız kardeşin babalarının ölümünden sonra 1936 ile 1941 yılları arasındaki yaşadıkları çerçevesinde; dönemin toplum yapısını, Japon kadınını, kadın erkek ilişkilerini, gelenekleri,Doğu-Batı, gelenek ve modernlik arasındaki fark ana temalarını işlerken, insanlara dair gözlemleri yansıtıyor. Bir başka önemli teması ise Osaka ve Tokyo arasındaki kültür farkı.

Evlenme yaşı gelmiş geçmiş kardeşlerden birinin elbirliği ile evlendirilme çabaları çerçevesinde; Japon tarihindeki önemli olayları, gelenekleri, Osaka ile Tokyo arasındaki lehçe farkını, yaşanan doğal afetleri, siyasi değişimleri, inançları, sanata olan düşkünlüklerini, kişiler arasındaki ilişkilerin ölçülülüğünü, yemek kültürlerini (canlı canlı deniz ürünü yemeleri), hastalıklara bakış açılarını ve daha pek çok şeyi öğreniyoruz okurken.

Japon aile yapısının özellikle evlilik ile ilgili kısımları geleneksel Türk aile yapısı ile hemen hemen aynı. Mesela büyük evlenmeden küçük kardeş evlenemiyor. Görücü usülü orada da hakim.

Evet sayfa sayısı çok bir kitap ama kendisine ayrılan zamanı fazlası ile hak ediyor ve çeviri muhteşem. Harika bir dönem kitabı.
265 syf.
·6/10
Şaşıra şaşıra okuduğum bir kitabın yorumunu girmek üzereyim. Şu an yazarken bile şaşkınlığım geçmiş durumda değil.

Yazar kendi hayatını, karısıyla nasıl tanıştığını ve neler yaşadığını anlatıyor kitabında. Bir Budalanın Aşkı adını vermiş kitabına, budala demek biraz hafif kalmış ama neyse. Gerçek hayat hikayesi olduğu için ilgimi çekti ve okumaya başladım.

Kitabı anlatmaya başlamadan önce Naomi'den aşırı derecede nefret ettiğimi belirtmek istiyorum. Böyle bir kadından vazgeçemediği için yazardan hoşlanmadığımı da söylememe gerek yok.

Yazar beye, Naomi Joji diyor, başkaları Kawai bey. Ben Naomi gibi Joji demek istemiyorum o yüzden Kawai diye hitap edeceğim.

Kawai on beş yaşındaki Naomi'yi kendi himayesine alıyor, kolunda batılılar gibi modern, kültürlü bir kadın olsun istiyor. Bu yüzden piyano dersleri ve ingilizce dersleri almasını sağlıyor.

Naomi büyüdükçe çekilmez bir insan (şeytan) olmaya başlıyor. Kendini beğenmişin teki olup çıkıyor. Evde yemek yapmıyor, dışarıdan söylüyor. Kıyafetlerini çıkarıp rolu yapıyor ve bir yerlere sıkıştırıyor. Çamaşır yıkamıyor, yıkattırıyor. Neredeyse her hafta bir tane sandalet alıyor. Kawai bey sesini çıkartmıyor.

Aldığı maaş artık onları geçindirmeye yetmez hale geliyor. Bankadaki birikmişlerini de harcamak zorunda kalıyor.

Naomi'nin iki tane arkadaşı (!) var. Hamada ve Kumagai. Bu ikisi sürekli takıldığı insanlar, gelip sürekli misafir olanlardan tabii. Bu arada Hamada dans kursuna çağırıyor Naomi'yi. Kawai bey bir gün işten geldiğinde bahçede karşılaşıyor Hamada'yla.

Sonra yine bir gün Hamada ve Kumagai bunların evinde misafirken yağmur çok hızlı yağdığı için Naomi gitmeyin bu gece burada kalın diyor. Sonra küçücük bir odaya geçiyorlar ama odada dört kişinin kalmasına imkan yok, çok zor. Naomi bu odayı seçiyor nedense...

Kikirdiyor, oynaşıyor, erkeklerin ona ilgi göstermesine bayılıyor anlayacağınız. Ben Naomi'nin ne olduğunu sürekli etrafında erkeklerin olmasını sevmesinden anlamıştım ama Kawai bey inanmak istemiyor hatta aklına dahi getirmiyordu.

Kawai bey bir gün iş yerindeyken kulağına dedikodular geliyor. Naomi hakkında, en sonunda şüphelenmeye başlıyor. Naomi bana bunu yapmaz, belki o Naomi bu Naomi değildir falan diyor. Bir kere içine şüphe düştü neyse ki.

Eve gelip Naomi'ye duyduklarından bahsedince, Naomi öyle bir şey yok diyor. Ben hala temizim, masumum, seninim, seni asla aldatmam, yemin ederim. Ben inanmıyorum, Kawai bey çaresizlik içinde inanıyor...

Sonra Naomi bir yazlıktan bahsediyor. Bilmem kimin tanıdığının neyi olan biri sayesinde yazlığı bir aylığına tutuyorlar. Kawai bey her şeyi Naomi'nin halletmesine izin veriyor. Ve yazlığa gidiyorlar.

Kumagai ve Hamada'da orada tabii...
Yine bir gün Kawai bey işten yazlığa geliyor ama gelmesi gerekenden erken geliyor. İçeri girdiğinde kimseyi bulamıyor. Naomi yok. Görevliye soruyor ve nerede olduğunu öğreniyor. Ve bunun ilk kez olmadığını da öğreniyor. Naomi sürekli o işteyken çıkıp gidiyormuş ya da erkek arkadaşları geliyormuş. Yani anlayacağınızı anlamanız lazım burada, benim anladığım gibi.

Gittiği yere gidince dört erkek arasında buluyor Naomi'yi üzerinde bir önlükle. Gizlice izlerken Hamada onu görüyor, yakalanıyor. Sonra sarhoş Naomi ne diyor biliyor musunuz? 'Joji, gelip bize katılsana.' tabi daha uzun bir şey diyordu da genel olarak buydu. Dört erkekle beraber gülüyor, gevşekçe sohbet ediyor. Hepsinin ona ilgi göstermesine bayılıyor.

Orada Kawai bey bağırıyor ve küfür ediyor, kusura bakmayın ama gayet haklı küfürlerdi onlar. Sadece bir tane önlük (kolsuz,düğmeli bez parçası diyeyim) ve başka hiçbir şey yok altında. Hiçbir şey...

Ondan sonraki günlerde Kawai bey işten izin alıyor ve gitmiyor. Naomi'nin yanında kalıyor sürekli. Üç dört gün sonra bütün elbiselerini görevliye bırakıp kaçamasın diye kilitliyor, geceliği hariç hiçbir elbisesi olmadan bırakıp işe gidiyorum diye gidiyor. Aslında işe gidecekti ama son anda evlerine gidip aşk mektubu falan bulurum belki diye düşünüyor.

Eve gittiğinde bulduğu şey aşk mektubundan daha şok edici. Hazır olun...
Kapıyı açıp içeri girdiğinde karşısında Hamada'yı buluyor.

Bundan sonraki ve en en en can alıcı kısımları yazmak istemiyorum. Okumanız gerekiyor. Okumanız ve bu ne genişlikmiş demeniz gerekiyor.

Ben o kadar şaşkındım ki bu kitabı okurken, kardeşim bile Naomi'nin namını biliyor. Ona da anlattım meşhur Naomi'yi çünkü birileriyle şaşkınlığımı paylaşmam gerekiyordu.

Yaşanan her şeye rağmen yazarın yaptığı o şeye ne desem bilemiyorum. Son kısımda bide ahlaktan falan bahsetmiş yok artık diyorum. Ahlaktan bahsedecek en son kişi sensin herhalde yazar efendi.

Ben buna aşk diyemiyorum, bu yaşananlara aşk diyemem. Resmen uyuşturucu (Naomi) bağımlısı haline gelmiş adam. Beynini kaybetmiş, çünkü beyni olan bir insanın böyle bir şey yapmaması gerekir. Tamam aldın, büyüttün, evlendin, emek verdin ama bu kadarı da olmaz.

Bu arada Naomi'nin ailesinin randevu evi varmış. Okumayan anlamaz ama okursanız ne demek istediğimi anlarsınız. Yazar bunu en başında söyleseydi Naomi'nin ne olacağını rahat rahat söyleyebilirdim.

Açıkçası bir insanın ailesine bakarak onun ne olacağına dair bir fikir yürütebilirsiniz mesajı da veriliyor kitapta. Her şey ailede başlıyor ve bitiyor. Bitiyormuş daha doğrusu, bunu biliyordum ama bu kitapta daha iyi öğrendim.

Son olarak böyle geniş bir yazarı okumaya devam etmeyeceğimi de söyleyeyim. Bu okuduğum ilk ve son kitabıydı. Böyle bir adamdan ne öğrenebilirim ki?

Yine de bir ders olması açısından okumanızı tavsiye ediyorum. Gerçekten asla unutamayacağınız bir kitap olmaya aday...

Yazarın biyografisi

Adı:
Cuniçiro Tanizaki
Tam adı:
Jun'ichiro Tanizaki
Unvan:
Yazar
Doğum:
Tokyo, 1886
Ölüm:
Yugavara, 1965
Cuniçiro Tanizaki, 1886’da Tokyo’da doğdu. İlk öykülerinde Edgar Allan Poe ve Fransız Dekadanlarından etkilendi. Tokyo’dan daha tutucu bir bölge olan Osaka’ya yerleştikten sonra geleneksel Japon güzellik ideallerini araştırmaya yöneldi. En iyi romanlarından Bazıları Isırgan Sever (1929). Kendi değerlerindeki değişimi yansıtıyor, geleneklere bağlı Osakalı bir ailenin öyküsünü anlatıyordu. 1932’de, klasik Japon edebiyatının başyapıtlarından Genci’nin Öyküsü’nü çağdaş Japonca’ya çevirmeye başladı. Bu yapıtın Tanizaki’nin üslubu üstünde büyük etkisi oldu. 1940’larda yayınlanan Hafif Kar Yağışı adlı romanında, çağdaş dünyanın geleneksel topluma yönelik saldırılarını klasik Japon edebiyatına özgü bir üslupla anlattı. 1956’da Anahtar, 1961’de Çılgın Bir İhtiyarın Güncesi adlı romanları yayınlandı. Yedi Japon Masalı adlı bir öykü kitabı ve Kaptan Şigemoto’nun Annesi adlı bir uzun öyküsü de bulunan Tanizaki, 1965’te Yugavara kentinde öldü.

Yazar istatistikleri

  • 15 okur beğendi.
  • 260 okur okudu.
  • 7 okur okuyor.
  • 199 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.