Belki de insan asla unutmuyor…
sadece hatırlamamayı seçiyor.
Lal, güçlü bir iş insanı olan Haluk Bey’in taciz davasını üstlendiğinde, aslında sadece bir dosyayı değil, kendi geçmişinin kapalı kalmış odalarını da açıyor.
Dava ilerledikçe ortaya çıkan her detay, Lal’in bastırdığı anılarına dokunuyor.
Unuttuğunu sandığı her şey, yavaş yavaş geri dönüyor.
Bu süreçte yanında olan gazeteci Burak ise, onun yalnız olmadığını hatırlatan bir ses gibi…
Lal, hem kendi gerçeğiyle yüzleşiyor
hem de savunduğu davanın arkasındaki karanlığı tüm çıplaklığıyla görüyor.
Geçmişin ağırlığı rahatsız edici…
ama susulan her şeyin bir gün konuşulması gerekiyor.
Ve belki de iyileşme, tam olarak burada başlıyor.
Yazarın dili sade ama derin.
Anlatım, olayın kendisinden çok
insanın içinde bıraktığı izlere odaklanıyor.
Okurken rahat etmiyorsun…
ama tam da bu yüzden etkileniyor okuyucu.
Bu kitap, unuttuğunu sandığın duyguların aslında sadece sustuğunu hatırlatıyor.