Üç bin yıl önceki teknolojik ve düşünsel düzeyi düşünün. İnsan olmanın en önemli vasıflarından birinin dili kullanma yetisi olduğu bir çağdan söz ediyorum.
Böyle bir dönemde birileri çıkıyor ve içinde yoğun bir mitolojik örüntü barındıran bir hikâye anlatıyor. İnanın bana, enteresan olan sadece bu değil. Asıl enteresan olan; yüzlerce mitolojik öğenin anlatımındaki o sarsıcı bütünlük. Öyle bir inanç, öyle bir kurgu ve öyle bir anlatı düzeni kurulmuş ki; Hektor’un vatan sevgisinden Akhilleus’un sönmek bilmeyen kibrine kadar her şey büyük bir ahenk içinde verilmiş.
Eseri bu açıdan düşündüğümde gerçekten etkileyici buluyorum. “Hocam, konuyu da es geçmeyelim” diyenler için kısaca şöyle söyleyeyim: Kitap, Troya Savaşı’nın tam ortasında Akhilleus’un öfkesini merkeze alır. Bir kadının kaçırılmasıyla başlayan olaylar, aslında gururu, intikamı ve ölümlülerin kaderini derinlemesine sorgular. Yani tanrıların yön verdiği, insanların bedel ödediği büyük bir savaş destanıdır.