Puan vermedi·177 syf.··Beğendi
···Okunma: 29 Mart 2026 22:12 August Bebelin bu değerli eserini okuyana kadar Arap toplumunu hiç tanımadığımı farkettim. Daha doğrusu bugünkü Arap toplumu ile eski dönemlerdeki Arap toplumu arasındaki farkları da görmüş oldum. Okuduğum bazı şeyler beni çok şaşırttı, bazılarında ise sarsıldım ve hiç bu açıdan bakmamıştım dedim kendi kendime.
Mesela yazar diyor ki, ''İslamiyet tam anlamıyla demokratik bir akımın yaratıcısı oluyordu". Bunu neden söylüyor peki? İslamiyet bütün insanların eşitliğini savunur, insan becerilerine göre her türlü makama, memuriyete getirilmeye layık görür. Bu yüzden makama seçimle getirilmelidir. Hz. Muhammet vefat ettiğinde yerine oğulları geçmemiştir, babadan oğula geçen bir makam düşünülmemiştir. İlk Halifelinin seçilmesinde de, sonraki Halife seçimlerinde de babadan oğula geçen bir düzen düşünülmemiş ve o makama gelebilecek insanlar üzerinden seçim yapılmıştır. Bunları okurken sarsıldığımı, hiç bu açıdan bakmadığımı söyleyebilirim. Avrupa'da ve hatta tüm dünyada, krallıklar, imparatorluklar kısacası monarşi hüküm sürerken sevgili Peygamberimiz döneminde demokrasinin ilk tohumları atılmış.
Yazar zaman zaman İslamiyet ve Hristiyanlığı mukayese ediyor." İncil kölelikten yana tavır koyar ama Hz. Muhammet köleliğin koşullarının yumuşatılmasını, mümkünse serbest bırakılmasını ister" diyor. Hatta köle azad ederek zekat verilebileceğini söyler. 6. yy. da o dönemin töre ve adetlerini, geleneklerini, alışkanlıklarını düşünürsek, kölelerin tamamen serbest bırakılması söz konusu bile olmazken, bunu dile getiriyor. Dünyada insan hakları, eşitlik, özgürlük gibi kavramlar henüz doğmamışken dile getirilen muazzam düşünceler.
Arap toplumu için doğuştan sistematik kimseler olduklarını ve büyük bir örgütleyici zekaya sahip olduklarını belirtiyor. "Araplar tüm ortaçağ boyunca bilimsel olarak işlenmiş ve geliştirilmiş bir hukuk sistemine sahip olan tek halktır" diyor yazarımız. Medine Hukuk Okulu ve Hanefi Hukuk sistemini kurarak; hükümdarın görev ve hakları, atanma konuları, halkın hakları gibi konuları da belirleyerek bir nevi hukuk devletine dönüşmüş oluyorlar. Özellikle Hz. Muhammed döneminde gelişmiş sosyal haklara sahip olduğunu da aktarıyor bizlere. Bugünkü çalışmayı, savaşmayı sevmeyen rahatına düşkün Arapları düşünürsek epey şaşırtıcı bilgiler ediniyoruz açıkçası.
Avrupa'da bugün bile bilim insanları ile halk arasında bir sınır, bir üstten tavır varken eski dönemlerde Arap bilginleri için halkın içinde yaşayan, elinde değneğiyle ülkeyi baştan başa gezen bizzat sahada araştırmalarını, incelemelerini yapan bilginler olarak tanımlanıyor. Araplar fethettikleri yerlerdeki ulusların bilgilerinden, tecrübelerinden, bilim insanlarından yararlanmayı bilen, halkın inançlarına karşı hoşgörülü davranmayı bilirken, Hıristiyan toplumlar tam tersi olarak kazandıkları topraklardaki ibadet yerlerini yıkmayı, kütüphanelerini yakmayı, tarihlerini yok etmeyi tercih ettiği aktarılıyor. Başka dinlerin izlerini silmeyi görev bildikleri, şeytan işi ve dinsizlik olarak nitelendirdikleri bilgisine göre Hıristiyanların bunu tam bir bağnazlık bakışıyla yaptıkları anlaşılıyor. İslamiyetteki bu hoşgörülü bakış müslümanların bilimde, sanatta, zanaatta, kültürde gelişmesine zenginleşmesine olanak sağlarken, hristiyanları dar bir bakış açısına hapsediyor.
Yazar, Arapları Hıristiyanlardan ayıran en önemli şeylerden biri temizlik alışkanlıkları olduğunu aktarıyor. Araplar islamiyetin etkisiyle temizlik alışkanlıklarını fethettikleri yerlere hamam yaparak götürüyorlar. O çağda Hıristiyanlarda pislik içinde yaşamanın tanrının hoşuna gideceği gibi bağnaz düşüncenin hakim olması ve temiz olmanın çok dünyevi bir iş olarak görülmesi düşüncesi fikren müslümanlardan ne kadar geride olduğunu açığa çıkarıyor. Endülüs İspanyasında üniversiteler kurdukları, kütüphaneler açtıkları, oradaki Hıristiyan halk ile uyum içinde hoşgörülü yaşadıkları, geliştikleri ve geliştirdikleri kitapta çok güzel anlatılmış. Aksine Endülüs'de İspanyol krallığı hakim sürmeye başladığında müslümanlara ve yahudilere yapılan zulümler, baskılar ise herkesçe bilinmekte. İslam döneminde yapılan yapılar yıkılmış, kütüphaneler yakılmış, insanlar din değiştirmeye zorlanmış eski medeniyetlerin izleri yok edilmiştir.
Sonuç olarak, yazarın yabancı olması ve dışardan bir gözle değerlendirmeler yapmasını olumlu bulsam da, objektif bakışla kitabın ilk bölümlerinde yer yer anlatım tarzında rahatsız edici ifadeler yer alsa da genel manada çok besleyici bir kitap oldu benim için. Tarihe meraklı Arap ve İslam kültürü hakkında bilgi edinmek isteyen okurlara tavsiyemdir.