·448 syf.··Beğendi
···Okunma: 31 Mart 2026 23:54 İncelememi hemen yapamayacağım ama buraya yazmadan edemedim bu kadar güzel olamaz yaaaa
Önce sindirmem lazım bu efsaneyi resmen soluk soluğa tırnak yemeli falan okudum.
3 saat sonra...
Tam anlamıyla sindirmiş sayılmam boşluk hissi hâlâ duruyor ama yazmalıyım.
Yırtıcı Kuşlar Zamanı bitti… ama bende bitmedi.
Daha önce Sultanı Öldürmek kitabında tanımıştım Başkomiser Nevzat’ı. Orada daha sert gelmişti bana. Mesafeliydi sanki. Ama bu kitapta… ilk defa gerçekten hissettim onu. Kırıldığını, yorulduğunu, yalnız kaldığını.
Ve içimden sürekli şu geçti:
“Bunu hak etmedi…”
Olayın kim olduğu, nasıl olduğu bir yerden sonra ikinci planda kaldı bende. Çünkü mesele suçtan çok insan oldu.
En çok da şeye sinirlendim… insanların paraya bu kadar düşkün olmasına. Kutsal sayılması gereken şeyleri bile satabilmelerine. Buna sadece kızmadım, baya baya öfkelendim. Çünkü bazı şeyler vardır, ne olursa olsun korunur diye düşünürdüm… demek ki herkes için öyle değilmiş. Ve bunların burdaki kurgudan ibaret olmadığını gerçekte de yaşanıyor olması da öfkemi arttırıyor.
Bir de katilin bazı sözleri… Hem çok merhametli gibi hem de çok acımasız olması...
İnsan hak vermek istemiyor ama vicdana dokunan kısmında da düşünmeden edemiyor. “Ya gerçekten?” diyorsun. İşte o an çok rahatsız edici. Çünkü doğruyla yanlışı ayırıyorsun ama yine de içini kurcalıyor.
Kitap bittiğinde öyle “vay be ne olaydı” demedim.
İçimde sadece bir boşluk kaldı.
Çünkü en çok da şu ağır geldi:
İnsan en çok güvendiği yerden kırılıyor.
Yalnız bırakılmak...
Suçlu hissettirilmek...
Kendinden şüphe ettirilmesi...
Polisiye seven sevmeyen herkes bence tanışsın Başkomiserimle kalbimi bıraktım...
Yazarın tüm kitaplarını okumak üzere acil kitap almam lazım ;-)