Her kitap kendince değerlidir ama her kitap herkese aynı şekilde hitap etmez.
Bu kitabı okurken aşkın masumiyeti olduğu kadar bazen içinden çıkılmaz bir hâl alışını da gördüm. Bir insanı sevmek için tüm uzuvlarının eksiksiz olması gerekmediğini, hatta kilometrelerce uzakta olsa bile sevilebileceğini gördüm. Ama bir başkasını koşulsuzca sevseniz bile kendi babanız tarafından yeterince sevilmeyebileceğinizi ve bunun insanın hayatında ne kadar derin yaralar açabileceğini de gördüm.
Kitapta çevre, küresel ısınma ve doğa gibi konular üzerinden toplumsal mesajlar da verilmiş. Ancak Gezi Parkı olaylarının ele alınış biçimi bana oldukça tek taraflı geldi. Olayları bilmeyen bir okur, kitabı okuduğunda yaşananların tüm sorumluluğunu devlete yükleyebilir gibi hissettim. Bu bölüm benim kitaba en mesafeli kaldığım kısımlardan biri oldu.
Balıkçının hayat hikâyesi ve kızını anlatırken döktüğü gözyaşları ise beni en çok etkileyen bölümler arasındaydı. Toplum olarak kadınları ve engelli bireyleri yeterince koruyamadığımız gerçeğini hüzünlü ama etkili bir şekilde anlatıyordu.
Sonuç olarak kitaptan almam gereken mesajı aldığımı düşünüyorum. Elbette her okur aynı duyguları hissetmeyebilir; kitapların en güzel yanı da biraz bu değil mi zaten?