Bazı kitaplar vardır olaylarıyla değil, bıraktığı duygularla yer eder insanın zihninde.. Katya’nın Yazı tam olarak böyle bir kitap benim için. Büyük kırılmalar, sürükleyici aksiyonlar bekleyenleri belki ilk başta şaşırtabilir ama sabrederseniz, sizi yavaş yavaş içine çeken, hatta bir noktadan sonra bırakmak istemeyeceğiniz bir duygu dünyası kuruyor. Roman, bir yaz mevsiminin içine saklanmış masumiyet, arzu ve kayıp duygularını çok sade ama etkileyici bir dille anlatıyor. Okurken kendimi bir hikayeyi okumaktan çok, bir anıyı dinliyormuş gibi hissettim. Karakterler özellikle çok güçlü. Katya’nın gizemi ve anlatıcının içsel çatışmaları, kitabın en çarpıcı noktalarından biri. İlişkiler yüzeyde basit gibi görünse de alt metinde ciddi bir duygusal yoğunluk var. Bu da kitabı bitirdikten sonra bile zihninizde dönüp duran o yarım kalmışlık hissini bırakıyor.
Bazen en sessiz hikayeler, en uzun süre kalanlar oluyor.