Gönderi

7/10
·272 syf.··
2026 17. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 31 Mart 2026 22:16
#KitapYorum #Sessiz #RefikaAyşegülUzun #DoğanSolibriYayınları #Roman #272Sayfa Merhaba arkadaşlar, Bugün sizlere Doğan Solibri Yayınları'ndan çıkan, Refika Ayşegül Uzun'a ait, "SESSİZ" isimli romanı tanıtmaya çalışacağım. Tüm kızkardeşlerime... diyerek başlıyor roman. Bu ithaf toplumsal ve bireysel bir konun, bir mesajın, özellikle kadınların cephesinden bakıldığında bir susturuluşun, çoğunda kendi isteğiyle susuşun, belki de savunma mekanizmasının itişine itaatin, bir kimlik gizleyişin, mecbur bırakılan sırların, kapatılmaya çalışılan bir yararanın, sessiz atılan adımların, kırılan yok sayılan, bilinen ama gizlenenlerin çığlıklarına hitap edilişini hatırlattı. Henüz konudan bile habersizken. "SESSİZ", ismiyle tezat oluşturacak kadar gürültülü gerçekleri anlatan bir "yüzleşme" romanı. Bu coğrafyada kadınlar olarak en başta susmayı öğreniyoruz belki de. En yakınlarımızla bile paylaşamadığımız sırlarımız, travmalarımız var. Yaşadığımız bireysel ve toplumsal baskının bir sonucu sessizlik. Kadın suskun kalmazsa hayatta kalmayacağını, ayıplanacağını, dışlanacağını, ötekileştirileceğini, eziyet göreceğini, ezilmeye maruz kalacağını düşünüyor. Kendini kurtarma çabası, düzende var olma telaşı, zulme uğramamak için yapılan her türlü hamleye tevessül... Akabinde belki de biraz daha batış. Okudukça kendimle sanki yeniden tanıştım. Meğer benim de içimde kalan, saklı tuttuğum, duyulmasın diye kalbime mühürlediğim, başkalarına göre çokta önemli bulunmayan, aynadaki çizikler kadar, derinliği kendime münhasır, ruhumu nezle eden kokular varmış. Soğuk gelmiş, çoğu üşütmüş, bedenim kendince bariyerler oluşturmuş. Sessizliği bir zırh gibi giyinmiş aklım. En çok rüyalarım etkilenmiş. Sanki o rüyalar gerçek olacak!.. Hatırlamamaya çalışmak, dile getirmemek, yok saymak, düşünmemek. Huzurun bağcıkları. O düğümler sadece benim parmak izlerime alışık. Bazıları ruhta bir kum birikintisi, arada camlarını açıyorum kalbimin. Bolca oksijen girsin diye... Şimdi saçlarımı rüzgâra, hüzünleri ise mavi uçurtmya takılı bıraktım. Özgürüm, kuş kadar hafif yüreğim. Konu penceresinden mevzu ise şöyle; Lâl isimli başarılı bir avukatın, bir taciz davası üzerinden kendi çocukluk travmalarına (bastırılmış anılarına) yolculuğunu konu alıyor. Yıllardır çalıştığı ünlü iş insanı Haluk Varlı aleyhine açılan taciz davasını aldığında, hayatının değişeceğinden habersizdir. İş verenine duyduğu sonsuz güven, gerçekleri gün yüzüne çıkarma azmi, hafızasının oynadığı oyunarla yerle bir olur. Zirâ doğrular çok daha derin ve sarsıcıdır. Bu bağlamda, geçmişin gölgesinden kurtulmanın tek yolunun, o karanlık anılarla yüzleşme cesareti göstermek olduğudur.​ Romanın temel direği şu düşünce üzerine kurulu: "İnsan hiçbir şeyi gerçekten unutmaz; sadece zihninin derinliklerine gömer. Ancak beden ve ruh, o geçmişle yüzleşene kadar asla özgürleşemez. Lâl sonunda hürriyetine kavuşabildi mi? Medyada şok eden haberler, gazeteci Burakla yaşadığı çarpıcı yakınlaşma onu hangi travmasıyla buluşturdu? Lâl'in bastırdığı, unuttuğunu sandığı çocukluk anıları kimleri sahneye taşıdı? Büyük gözlükler, mürekkepli parmaklar, kaçık mor mus çorap, mide bulantıları... Dedesinin Lâl'e hediye ettiği Lâl taşlı kolyesindeki sır, anne ve babasıyla yüzleşme isteği... Hepsi Lâl'in unuttuğu ama bedenin hep taşıdığı hikâyeye geri götürür onu. Artık bir dava değil, yüzleştiği kendi gerçeğidir. Hafıza bizi korumak için bazı gerçekleri saklayabilir (savunma mekanizması), ancak "beden kayıt tutar." Tanıdık bir koku veya bir nesne, tüm gerçeği gün yüzüne çıkarabilir. Lâl de sonradan aydınlanıyor. Belki de yeniden görüyor, duyuyor ve konuşuyor. İçsel hezeyanları unutmayı seçmiş. Hem de bilinçsizce. Bedeni ise her bir olayı kayıt tutmuş. Üçüncü tekil kişili iç sesli monolog konuşmalar Lâl'i okurla yakınlaştırmış, yön bulmasında da etkili rol oynamış. "SESSİZ" çaresiz susuşlara, kocaman bir çığlık. Eğer siz de yankılanan haykırışları duymak isterseniz geçmişe giden trene davetlisiniz. Bununla birlikte topluma sunduğu mesaj öylesine büyük ki!.. Anne ve babalar çocuklarını susuşlarında, gizlerinde, saklandıkları yerde yakalasınlar. "Hiçbir şeyi unutmuyor ki insan, unutamıyor. Sadece hatırlamıyor." "Lâl taşı sevginin, şefkatin, masumiyetin sembolüdür, bu kolye sana mutluluk getirsin isminle yaşa torunum" deyip bırakmıştı Lâl'in avucuna kolyeyi. (s. 40) Zaman ayırmazsın zaman, yaratırsın seviyorsan. (s.154) "Cumba aslında evin pencereli bölmesi gibidir. Eve gelecek evladın, yoldan dönecek birinin, hiç gelmeyecek sevgilinin pencere başında öylece beklediği yerdir cumba..." (s. 198)
SessizRefika Ayşegül Uzun · Doğan Solibri Yayınları · 202583 okunma
·
41 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.