Bu kitap hakkında söylemek istediğim o kadar çok şey var ki aslında, ama en çok hissettiğim şey şu: Medeniyet dediğimiz şey gerçekten sandığımız kadar sağlam değil, incecik bir çizgi gibi ve o çizgi silindiğinde insanın içindeki karanlık yüz çok hızlı bir şekilde ortaya çıkabiliyor.
Okurken en çok etkilendiğim şeylerden biri, bunun bir grafik roman olmasıydı; çünkü sadece okumuyorsun, aynı zamanda görüyorsun ve bu da yaşananları zihninde çok daha kalıcı hale getiriyor, bazı sahneler resmen aklıma kazındı diyebilirim.
Özellikle renklerin kullanımı beni çok etkiledi; o boğucu yeşiller, karanlık tonlar ve gölgeler, adadaki atmosferi öyle güçlü veriyor ki, sanki ben de o ortamın içindeymişim gibi hissettim.
Bence bu kitap sadece bir hikâye anlatmıyor, aynı zamanda insanın doğasına ayna tutuyor ve şu soruyu soruyor; Eğer o ince çizgi ortadan kalkarsa, biz gerçekten kim oluruz?
Ve belki de en çarpıcı tarafı şu: Bu bir roman değil, bir grafik roman; yani hikâyeyi sadece okumuyorsun, karakterlerin gözlerinden görüyorsun, korkuyu, kaosu ve o dönüşümü adeta birebir yaşıyorsun.