10/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2026 16:23
__“Başta bir çok yayıncıdan olumsuz yanıt aldım, çocukluğumu anlatmış olsam da yazdıklarıma kimsenin inanmayacağını söylediler. Tuhaftı, bu editörler anlattıklarımın o kadar uzağındalardı ki benim gerçekliğimin var olmadığını, bir zamanlar olduğum çocuğun var olmadığını düşünüyor, Fransa’da bu kadar yoksulluk ve şiddetin var olamayacağını söylüyorlardı” __ Yazarın, yazdıklarının ve yaşadıklarının özeti bu aslında; hayatının bir döneminde, kendi ülkesinden insanların dahi inan(a)mayacağı bir yaşam sürmüş olması. Eddy’nin sonu üzerine inceleme yazarken bu şaşkınlığı ben de dile getirmiştim. Dünya insanları olarak o yere göğe sığdıramadığımız modern Paris’in yanı başında akıl almaz hayatların yaşanıyor olması gerçeği karşısında yaşadığım şaşkınlık. Her neyse, mevzuya gelelim. Bu kitap, yazarın bir diğer eseri olan Eddy’nin Sonu’nun devamı niteliğinde diyebiliriz. İlk kitapta, yazarın liseye başlayana kadarki hayatını okumuştuk. Eddy’nin yakındaki bir şehirde bir sanat lisesine kabul edilmesi ile kitap sonlanıyordu. Bu kitapta da Eduard’ın (Eddy’nin yakın arkadaşının annesinin ona vereceği yeni isim) lise yıllarını, üniversiteye kabul sürecini ve devamında olanları okuyoruz. Bütün hayallerini bir valize dolduran Eddy liseyi kazandığı yeni şehrine doğru yol alır ve orada yeni bir yaşam kurar. Okula başladığı günden itibaren deyim yerinde ise şok üstüne şok yaşar. Okuldaki sosyal çevresi çoğunlukla beyaz yakalı diyebileceğimiz orta ve üst sınıfa ait ailelerin çocuklarından oluşur. Yüzmeyi daha çok küçükken öğrenmiş, yurt dışına tatillere gitmiş, en az bir enstrüman çalabilen eğitimli ailelerin eğitilmiş çocukları. Geldiği dünya ile içine girdiği dünya arasındaki uçurum Eddy’ yi sürekli değersizlik duygusuna sürüklese de vazgeçmemeye kararlıdır. Eddy’nin hayatında bir dönüm noktası yaratan karakterlerden biri sınıf arkadaşı Elena’dır. Elena entellektüel bir ailede, kitaplarla dolu bir evde büyümüştür. Anne ve babası saygın meslekleri olan, düzenli olarak opera ve tiyatroya giden, kitap okuyan kültürlü insanlardır. Eddy bu aile tarafından kabul görür sık sık evlerine davet edilir. Elena ona, çatal bıçak tutmak dahil elit bir dünyaya ait olmanın tüm inceliklerini öğretir. Çocukluğu boyunca, doğduğu mahallede yoksulluk ve cehaletle mücadele eden, cinsel yönelimini reddetmek zorunda kalan Eduard, sanat lisesine kabul edilmekle nispeten özgürlüğünü ele almıştır. Nispeten diyorum çünkü Eduard’ın konumundaki bir insan için bu, gerçek özgürlüğe giden yolda yalnızca bir geçiş aşamasıdır. Yaşadığı mahalleden kendini çıkarmayı başarmıştır başamasına ama oraya geri dönme ihtimali varlığını hala korumaktadır. Cinsel kimliğini özgürce sahiplenebileceği bir hayata, para kazanabileceği ve sosyal hakları olan bir işe sahip olabilmesi için -en azından- üniversiteyi kazanması gerekmektedir. Eddy gözlerini hedefine öyle bir dikmiştir ki, gece gündüz çalışır, bir noktada Elena’ya bile zaman ayıramaz hale gelir. Zamanla hayal ettiklerine bir bir ulaşır ama yolda da büyük kayıplar verir, aile bağlarından, dostluklarından ve hatta ruhundan. Yazar kitaba babasına bir mektup yazar gibi başlıyor. Anlatının bir yerinde, değişen benliğini bir yabancıyı tarif eder gibi bir dış gözle anlatmaya başlıyor. Ve son kısımda Elena’ya sesleniyor. Yazarken seslendikleriniz -bana kalırsa- bağlarınızı bir türlü koparamadıklarınızdır. Her ne kadar bilinçsiz bir ebeveyn olsa da babasına karşı çok derin bir sevgi besliyor Eduard. Elena’ya karşı ise derin bir mahcubiyeti ve pişmanlığı var. Bu anlatıyı üç kelime ile özetleyecek olursam; cesaret, dürüstlük ve çıplaklık derdim. Gücünü, anlatımındaki yalınlık ve çıplaklığından alıyor bu eser. Süsleyip püslemeden, sözü dolandırmadan, korkusuzca her şeyi okurun önüne döküyor yazar. Hayatta en çok kendimiz olabilmenin savaşını veriyoruz, şayet böyle bir savaşa girme cesaretimiz varsa. Eddy, hissettiği cinsiyette yaşamanın, dilediği şekilde aşık olabilmenin savaşını veriyor. Fakat bu çok daha fazlasını kapsayan bir hikaye. Kendini ait hissetmediği bir çevreye doğup kendine yeni dünyalar arayan kahramanların hikayelerinden bir parça taşıyor sanki. Ferrante’nin Napoli serisindeki, yokluk ve cehaletin hüküm sürdüğü mahalleden üniversiteye kazanmak suretiyle kendini çekip çıkaran Elena’nın kendini inşa yolculuğu, yazar olmak için aile evinden ayrılıp Kopenhag’ın bir ucunda oda kiralayarak daktilosu ile bir yaşam kuran Tove Ditlevsen’in var olma mücadelesi, Annie Ernaux’un yazdıklarının her satırına sinmiş, “duygularını var etme” çabası. Hepsini zihnimde kurduğum o dünyada el ele tutuşturuyorum. Eddy’i anlamak önemli. Çünkü Eddy’nin hikayesi, bir eşcinsel bireyin varlık kazanma hikayesinden çok fazlası.
DeğişmekÉdouard Louis · Can Yayınları · 2025359 okunma
·
68 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.