Okurken çoğu zaman yoruldum.
Bazen aynı satırı tekrar tekrar okudum, kaçırmamak için.
Ama neyi yakalamaya çalıştığımı da tam olarak bilemedim... Belki de bir hikâye aradım, Ama Jean-Paul Sartre bana hiçbirini vermedi maalesef. Aksine garip bir his bıraktı:
Sanki her şey biraz fazlaydı… biraz gereksiz… biraz da açıklanamazdı. Tabi bana hissettirdiği öyleydi.
Roquentin’in hissettiği o “bulantı”,
okudukça bana da geçiyor gibi oldu bir ara. Onun iç sıkıntısını, anlamsızlık hissini ve dünyaya yabancılaşmasını ben de yaşıyormuşum gibi oldu...
Yolda yürüdüğümde durduk yere ağaca bakıyorum , ya da herhangi bir şeye dokunduğumda ,“Bunun varlık nedeni ne olabilir, özü nedir ?” Her şey neden var? Ve neden bu kadar gereksiz gibi hissettiriyor?” diye düşünmenin ağırlığını verdi bana
Ve en çok zorlandığım nokta ; kitabın cevap vermiyor olması. Sadece susup seni kendinle baş başa bırakıyor. Ne anladıysan o diyor... Aslında bu hem özgürlüktü benim için hem de ağır bir yüktü.
𝙑𝙀𝙇𝙃𝘼𝙎𝙄𝙇𝙄 Bulantı ’yı anlamak kolay değil.
Ama hissetmek…
İşte ondan kaçamıyorsun.
𝙎𝙊𝙉𝙐Ç 𝙊𝙇𝘼𝙍𝘼𝙆; okurken
bazen sıkılmış gibi hissediyorsun
bazen hiçbir şey anlamıyormuşsun gibi geliyor
bazen de garip bir şekilde kendine yaklaşıyorsun, ama belki de ilk defa gerçek anlamda düşünmeye başlıyorsun....
Bu türü sevenler için okunmalı diyorum
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 202128bin okunma